.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“Hürmüz’deki kriz küresel enerji düzeninin kırılganlığını gösteriyor”

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
“Hürmüz’deki kriz küresel enerji düzeninin kırılganlığını gösteriyor”
 “Hürmüz’deki kriz küresel enerji düzeninin kırılganlığını gösteriyor”
Paylaş:
SELİN TEKİN
Enerji jeopolitiği ve küresel enerji piyasaları konusunda uluslararası alanda tanınan bir isim olan Mehmet Öğütçü, London Energy Club Başkanı ve eski Türk diplomatı. Pekin, Brüksel ve Paris’te görev yaptıktan sonra Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), OECD ve British Gas gibi kurumlarda üst düzey görevlerde bulundu.
Bugün hükümetlere, enerji şirketlerine ve yatırımcılara enerji güvenliği, jeopolitik riskler ve enerji dönüşümü konularında danışmanlık yapan Öğütçü ile ABD-İran gerilimi, petrol piyasalarının geleceği ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik krizi üzerine konuştuk.
***
ABD’nin Orta Doğu’daki stratejisi petrol akışını kontrol etmek mi?
Klasik anlamda “petrole sahip olmak” gibi bir stratejiden söz etmek doğru olmaz. Ancak petrolün geçtiği arterlerin etrafındaki stratejik ortamı şekillendirmek kesinlikle ABD’nin önceliklerinden biridir. Washington’un temel hedefi, dünya petrol ve gaz ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın herhangi bir düşman güç tarafından kontrol edilmesini ya da kalıcı şekilde kesintiye uğratılmasını önlemek.
Son kriz sırasında ABD’nin attığı adımlar bunu gösteriyor. Washington Hürmüz’ün yeniden açılması için baskı yaptı, Uluslararası Enerji Ajansı tarihindeki en büyük acil petrol rezervi salımını — 400 milyon varilden fazla — koordine etti. Hatta küresel arzın tamamen kesilmemesi için İran, Hindistan ve Çin’e giden bazı yakıt sevkiyatlarının geçişine göz yumuldu.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: ABD’nin amacı petrol varillerini fiziksel olarak kontrol etmek değil, o varillerin geçtiği güvenlik mimarisini, boğazları ve fiyat oluşumunu etkileyebilen stratejik ortamı kontrol etmek.
***
Trump’ın petrol fiyatını dünya için 200 dolar, ABD için 50 dolar yapmak istediği iddiaları var. Bu gerçekçi mi?
Hayır, böyle bir senaryonun sürdürülebilir olması mümkün değil. Petrol küresel bir piyasada fiyatlanır. ABD kaya petrolü üretimi, stratejik rezerv salımı, vergi düzenlemeleri veya lojistik tedbirlerle iç piyasadaki etkileri bir ölçüde hafifletebilir. Ancak dünya petrol fiyatı 200 dolar iken Amerikan tüketicisini bundan tamamen izole etmek mümkün değildir.
Trump yönetiminin kendi argümanı aslında bunun tam tersini söylüyor. İran’la yüzleşmenin petrol fiyatlarındaki “jeopolitik risk primini” ortadan kaldırabileceği ve fiyatların uzun vadede 60 doların altına bile düşebileceği savunuluyor.
Bu görüşe katılın ya da katılmayın, yönetimin hedefinin 200 dolarlık kalıcı bir petrol fiyatı olmadığı açık. Ayrıca ABD’de Kasım ayında yapılacak ara seçimleri de unutmamak gerekir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, iktidardaki yönetimin seçim şansını doğrudan zayıflatır.
***
Orta ve uzun vadede petrol fiyatları için öngörünüz nedir?
Benim temel senaryom petrol fiyatlarının kısa ve orta vadede yüksek kalacağı, ancak Hürmüz Boğazı uzun süre ciddi şekilde kapanmadıkça aşırı kriz seviyelerine çıkmayacağı yönünde. Bugün Brent petrolü savaşın yarattığı ani sıçramanın ardından 100 dolar civarında işlem görüyor. Reuters’a göre piyasa bu ay yüzde 40’ın üzerinde bir artışı şimdiden fiyatladı.
Ancak savaş dışı senaryolarda resmi tahminler çok daha düşük. ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) Brent petrolünün 2026’da ortalama 79 dolar, 2027’de ise 64 dolar civarında olacağını öngörüyor. Dallas Fed enerji anketi de benzer bir tablo çiziyor. Katılımcılar WTI petrolünün:
* 2026 sonunda 62 dolar,
* İki yıl içinde 69 dolar,
* Beş yıl içinde ise 75 dolar civarında olmasını bekliyor.
Benim değerlendirmem şu şekilde:
* Orta vadede Brent: 80–110 dolar aralığında
* Uzun vadede: Bugünkü panik fiyatlarının altında
Ancak jeopolitik parçalanma kalıcı hale gelirse bu tablo değişebilir.
***
ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş Çin ve Rusya’ya yarar mı?
Evet, ancak farklı şekillerde. Rusya kısa vadede en açık kazanan. Petrol fiyatlarındaki yükseliş Moskova’nın bütçesine doğrudan katkı sağlıyor. Bazı hesaplamalara göre Rusya günlük 150 milyon dolar civarında ek gelir elde ediyor. Çin’in durumu ise daha karmaşık. Bir taraftan Çin Körfez enerji akışına oldukça bağımlı. İran günde yaklaşık 1,1–1,5 milyon varil petrol ihraç ediyor ve bunun büyük kısmı Çin’e gidiyor. Ayrıca Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yarısı Hürmüz’den geçiyor.
Diğer taraftan ABD’nin Körfez’de uzun süre askeri olarak meşgul olması Pekin’e Asya’da stratejik bir manevra alanı yaratabilir ve Çin’i İran ile Körfez ülkeleri arasında önemli bir diplomatik ve ticari arabulucu konumuna getirebilir.
Dolayısıyla:
* Rusya kısa vadede net kazanç elde ediyor.
* Çin ise ancak ABD’nin dikkatinin dağılması halinde stratejik avantaj sağlayabilir.
***
Hürmüz Boğazı’nda tanker konvoyları oluşturma planı ne kadar ciddi bir sorun?
Bu çok ciddi bir mesele ve dar deniz boğazlarında deniz gücünün sınırlarını gösteriyor. ABD, Hürmüz’den geçen petrol ve LNG tankerlerini korumak için müttefiklerinden savaş gemileriyle bir konvoy sistemi kurmalarını talep ediyor. Ancak şu ana kadar — ABD dahil — hiçbir ülke boğazın dar ve riskli koşullarında savaş gemilerini konvoy görevi için ciddi şekilde riske atmaya hazır görünmüyor. Bunun için ya ateşkes sağlanması ya da İran’ın askeri kapasitesinin daha fazla zayıflatılması bekleniyor.
Çünkü İran yıllardır Hürmüz’de asimetrik deniz savaşı için hazırlık yapıyor. Hızlı saldırı botları, mayınlar, insansız araçlar ve gemisavar füzeleri büyük savaş gemileri için ciddi tehdit oluşturuyor. Washington’un bu konuda hayal kırıklığı yaşadığı açık. Beyaz Saray, Körfez ülkeleri ile Asya ve Avrupa’daki enerji ithalatçılarının boğazın yeniden açılması için daha fazla sorumluluk almasını bekliyor. Zira Körfez petrolünün büyük bölümü Asya’ya, daha küçük bir kısmı ise Avrupa’ya gidiyor. Dolayısıyla Hürmüz’ün kapanmasından en çok etkilenecek bölgeler de bunlar. Bu nedenle yaşanan kriz yalnızca bölgesel bir deniz güvenliği sorunu değil; küresel enerji güvenliği krizi.
***
Bu gelişmeler Avrupa’yı nasıl etkiler?
Avrupa bu kriz karşısında ABD’ye göre daha kırılgan durumda. Çünkü Avrupa ekonomisi ithal enerji maliyetlerine, sanayi girdilerine ve enflasyon etkilerine daha açık. Avrupa ülkeleri IEA’nın acil petrol rezervi salımına katılıyor ancak Avrupa petrolünün piyasaya girişi Mart sonunu bulacak. Bu da Avrupa’nın tepki kapasitesinin daha yavaş olduğunu gösteriyor. Goldman Sachs’a göre savaş küresel büyümeyi 0,3 puan azaltabilir ve küresel enflasyonu 0,5–0,6 puan artırabilir.
Avrupa açısından sonuçlar şunlar olabilir:
* Ulaşım ve üretim maliyetlerinde artış
* Yeniden yükselen enflasyon baskısı
* Tüketici güveninde zayıflama
* LNG, enerji depolama ve enerji çeşitlendirme yatırımlarında artış
Siyasi açıdan ise bu kriz Avrupa’nın Ortadoğu’daki güvenlik kararlarında ABD’ye olan stratejik bağımlılığını bir kez daha ortaya koyuyor.
Sonuç:
ABD’nin amacı klasik anlamda Orta Doğu petrolünü “sahiplenmek” değil. Asıl hedef İran ya da başka bir güç blokunun enerji boğazlarını jeopolitik bir silah olarak kullanmasını engellemek. Ancak bu stratejinin maliyeti yüksek ve yönetilmesi zor.
Kısa vadede petrol piyasalarında dalgalanma ve yüksek fiyatlar yaratıyor. Uzun vadede ise ülkeleri yeni enerji yolları, alternatif tedarikçiler ve daha az petrol bağımlı bir enerji düzeni aramaya itiyor. Belki de bu krizin en kalıcı sonucu da bu olacak.