.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Zayıf bünyeli bir ekonomi her şoktan etkilenir

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Zayıf bünyeli bir ekonomi her şoktan etkilenir
Zayıf bünyeli bir ekonomi her şoktan etkilenir
Paylaş:
Yanı başımızda yaşanan savaşın en dramatik etkileri, doğal olarak çatışmaya taraf olan bölge ülkelerinde yaşanacaktır. Şimdilik taraf olmamakla birlikte, yaşanan savaştan en çok etkilenecek ülkelerden birisi de Türkiye Ekonomisi olacaktır. Nitekim Avrupa İmar v e Kalkınma Bankası (EBRD) yaptığı analizde Türkiye’yi en riskli 12 ülke arasında saymıştır. Türkiye ekonomisinin en riskli ülkeler arasında sayılmasının çok yönlü nedenleri bulunuyor.
Her şeyden önce Türkiye ekonomisi yarım asırdır; sanayileşme, tasarruf, yatırım, üretim ve kalkınma stratejisini terk edip; ticaret ve inşaat stratejisini önceleyen bir strateji nedeniyle yapısal bir zafiyet sürecine girmiş bulunuyor. Üretim, yatırım ve yenilikçi kalkınmaya odaklı bir ekonomik gelişme olmadığı için, dış ticaret yapısal olarak sürekli açık vermeye devam etmiştir. Bu durum sürekli döviz ve sıcak para ihtiyacını kaçınılmaz kılıyor. Ayrıca üretim açığı ve yanlış para politikası tercihleri enflasyonu körüklemiş, işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımında köklü bozulma devam etmiştir. Ülkede Sanayi işletmelerinin birçoğu satılmış, kapanmış veya başta tekstil sektörü yurt dışına göç etmeye devam ediyor. Sanovel ilaç şirketi ile solo-selpak satışı son günlerde basına yansıyanlardan. Sanayi sektörüne paralel olarak tarım sektöründe de sürekli dışa bağımlı ve çoğu geleneksel tarım ürünün ithalatçısı bir ülkeye dönüştük. Bu yapısal yaraya melhem olur sanısı ile münfesih tüccar misali, yabancılara arsa ve konut satışları, vatandaşlık verilmesi, köprü ve otoyol satışları bir çözüm gibi sunulmaktadır.  Bu denli zayıflamış bir ekonomik bünye, ancak köklü yapısal reformlar ve yenilikçi stratejilerle ayağa kaldırılabilir. İşte bu yapısal zafiyet, savaştan en çok etkilenmenin, orta ve uzun dönemli yapısal, ana gerekçesi olarak öne çıkıyor.
Yaşanan savaşın kısa dönemde yarattığı etkiler ise ağırlıklı olarak petrol ve türevleri ile enerji fiyatlarındaki hızlı yükselişten tetikleniyor. Petrol ve mazottaki yüzde yüze doğru yükselme eğilimi, piyasa yapısından göreli fiyat yapılarına kadar her şeyi allak bullak ediyor. Benzinle çalışan otomotivden elektrikli araçlara kayan bir talep yapısını şekillendiriyor. Mazottaki aşırı yükseliş, göreli fiyat yapısını, en başta tedarik ve ticaret maliyetlerinin hızlı yükselişi ile, yoksulun Pazar alışverişine kadar yansıyor. Tedarik zincirindeki aksaklıklar sadece benzin ve mazotu değil, tarımın ana girdilerinden olan gübre ve ilaç fiyatlarında aşırı maliyet artışları ve tedarik engellerini beraberinde getiriyor. Taşıma maliyetlerindeki artışlar ticarete ve tüketiciye, enflasyonist ortamdaki fiyat yarışı nedeniyle katlanarak yansıyor. Yanı başımızdaki savaşın sürmesi, yarattığı panik nedeniyle turizm sektörünü vuruyor.
Bütün bu olgular ışığında yeni finansman sorunları ortaya çıkıyor. Zayıf bünyeli bir ekonomiye ancak yüksek faiz avantajı için gelmiş olan sıcak paranın yurt dışına kaçışı, savaş ortamında hemen devreye giriyor. Savaşın daha ilk iki haftasında 12 milyar dolar sıcak paranın yurt dışına çıktığı, 2,9 milyar tahvilin satıldığı; kısacası yabancı yatırımcının Türkiye’den çıkmakta olduğu basında yer aldı. Ayrıca yaşanacak krize karşı Londra’daki Türkiye’nin mevcut altın rezervlerinin karşılık olarak talep edilmesi gündeme taşındı. Barış görüşmeleri her an yeniden krize girip, ortam daha da kötüleşebilir.
Sonuç olarak ekonomimizin uzun yıllara dayalı ihmal edilmiş yapısal sorunları ve zayıflayan bünye yanında, zaten yüzde 30’üzerindeki enflasyon ve dış açık sorununu, artan maliyetler ve finansman sıkıntıları nedeniyle daha kronik duruma getirecektir. Enflasyonun yeniden yüzde 50 yönünde hızlanması, çarşı ve pazarda artan pahalılık ve yoksulluğun daha fazla yaşanması kaçınılmaz gözüküyor. Ekonominin kısa ve uzun dönemli sağlıklı yönetimi, siyasetin algı yönetimi ile değil, bilimsel bütüncül ve kapsayıcı stratejilerin karalı uygulanması ile olur.