.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Zamansız bir kayıp: Altay Cengizer

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Zamansız bir kayıp: Altay Cengizer
Zamansız bir kayıp: Altay Cengizer
Paylaş:
Bazı ölümlerin çok erken olduğundan yakınırız hep. Emekli diplomat ve tarih yazarı Altay Cengizer’in daha 72 yaşında kaybı da gerek Dış İşleri Bakanlığı bünyesinde gerekse tarihçiler çevresinde böyle karşılandı. Sosyal medya hesaplarında o kadar güzel anılar paylaşıldı ki, kendisini sadece yazdıklarından tanımama rağmen onun hakkında yazmayı bir görev saydım.

Altay Cengizer ardından
CHP Dış İşlerinden sorumlu Başkan Yardımcısı Namık Tan şöyle anıyor dostunu: “Altay, meslek hayatı boyunca ülkemizi büyük bir liyakat, vakar ve zarafetle temsil etmiş seçkin bir diplomattı... Altay Cengizer, diplomat kimliğinin yanı sıra tarihçi yönü ve kaleme aldığı kıymetli eserlerle de Hariciyemizin ve ülkemizin hafızasında değerli bir yer edindi. UNESCO Genel Konferansı Başkanlığı görevine seçilen ilk Türk diplomat olarak da meslek hayatında silinmez bir iz bıraktı.”
Emekli Londra Büyükelçimiz Ümit Yalçın da şöyle seslenmiş arkasından: “Altay Bey çok kıymetli bir diplomat ve tarihçi idi. Son kitabı ‘Güç ve Zaman’ da enfes bir Cumhuriyet stratejisini anlatır.”
Gözlem yazarlarımızdan Mehmet Öğütçü “bazı insanlar vardır; görevleriyle değil, zihniyetleriyle iz bırakırlar; Altay Cengizer işte onlardan biriydi” dedikten sonra şöyle devam ediyor:
“Onu kaybettiğimiz haberi geldiğinde, sadece bir diplomatı ve arkadaşı değil; tarihi derinlikle okuyan, bugünü soğukkanlı analiz eden ve geleceğe dair söz söyleme cesareti olan bir aklı kaybettiğimizi düşündüm. Daha da acısı, bu kayıp zamansızdı. Henüz yapacak çok işi, söyleyecek çok sözü, ülkesine katacak çok değeri varken…”
Arkasından böyle güzel sözler sarf edilen Altay Cengizer’in yaşam serüveni neleri kucakladı?
“Boğaziçi University Siyaset Bilimi bölümünden mezun olduktan sonra, ‘London School of Economics’te Uluslararası Tarih alanında yüksek lisans yaptı. Bu iki güçlü akademik damar—siyaset ve tarih—onun bütün kariyerine yön veren zihinsel çerçeveyi oluşturdu…
New York’ta Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği’nde görev yaptığı yıllar uluslararası sistemin kalbinde geçen yoğun ve öğretici bir dönemdi. Ardından Tacikistan Büyükelçisi olarak görev aldı… 2009’dan itibaren Türkiye’nin İrlanda Büyükelçisi olarak yedi yıl boyunca görev yaptı. Bu dönem, onun diplomatik zarafetinin ve temsil kabiliyetinin en görünür olduğu yıllardan biri oldu. 2016 yılında UNESCO nezdinde Türkiye Daimî Temsilcisi olarak Paris’e atandığında, aslında kariyerinin sadece bir sonraki aşamasına değil; küresel ölçekte bir temsil alanına adım atıyordu. Kısa sürede yalnızca Türkiye’yi temsil eden bir diplomat değil, uluslararası camiada saygı gören bir isim haline geldi. UNESCO Yürütme Kurulu üyeliğine seçildi.”
Türkiye’nin Göbeklitepe, Aslantepe ve Gordion gibi tarihî varlıkları UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne sanırım onun döneminde alındı. Yine onun çabalarıyla Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne kabul edilen kültürel değerlerimiz arasında ise Hıdırellez, Dede Korkut, Türk okçuluğu, minyatür sanatı, hüsn-i hat, Türk misafirperverliği, çay kültürü, ipek böcekçiliği ve Nasrettin Hoca var.

Osmanlı’nın son savaşı
Benim onunla tanışmam ‘Osmanlı’nın Son Savaşı (2018)’ kitabı sayesinde oldu. Jön Türklerin Birinci Dünya Savaşında NEDEN Almanlarla ittifak yaptığını, Birinci Dünya Savaşında İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak Orta Doğu’ya egemen olmayı hedeflediğini daha iyi kavradım. Bu kitapta belirtilen arşivlere dayalı gerçekler Enver Paşa’nın “Almancılığı” gibi bazı savları yerle bir ediyordu. Bu nedenle ‘Osmanlı’nın Son Savaşı’ kitabını çok önemsedim.
Kitabın ilk cümlesi yazarın amacını özetliyor adeta: “Bu kitapta 1908 Jön Türk Devrimi’nden sonraki Osmanlı hükümetlerinin nasıl bir dış siyaset ortamıyla, hangi büyük sınamalarla karşı karşıya kaldıkları ele alınmaktadır.”
Kitabın 753 sayfa tutan satırlarında ilerledikçe, Avrupa’da emperyalist güçlerin rekabetinin Osmanlı İmparatorluğuna yansımasını, İngiltere-Fransa-Çarlık Rusyası’nın oluşturduğu İtilaf (Anlaşma) Devletlerinin esas hedefinin Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarını yok etmek olduğunu, bu çerçevede yürütülen gizli görüşmelerin içeriğini, İmparatorluğun Birinci Dünya Savaşı’na giriş nedenlerini, Almanya ile ittifakın Enver Paşa’nın ya da İttihat ve Terakki hükümetinin verdiği öznel bir karardan değil emperyalistler arası kapışmanın sonucu oluşan zorunluluktan ileri geldiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Jön Türkler’e saldırı
Büyükelçi Cengizer, tüm bu zorluklarla dolu dönemin kahramanı “Jön Türkler” konusunda da tavizsiz bir yaklaşım içinde. Enver ve Talat Paşaların başını çektiği “Jön Türkler’e ilişkin yıllardır öne çıkmış tüm iddia, suçlama ve paradigma niteliği kazanmış olumsuz bakış açılarının esas kaynağının” İngiltere’nin emperyalist yöneticileri olduğunu vurguluyor ki ders çıkarılması gereken çok önemli bir nokta. Aynı “liberal” İngilizler, “Jön Türk Devrimi ve liderlerini aşağılarken”, “Çarlık Rusyası’nda olup bitenlere gözlerini kapatıyor, son derece ağır ihlaller karşısında sesini çıkarmıyordu.” Altay Cengizer bu nedenle Jön Türkleri yabancıların oyuncağı gibi gösteren Zülfü Livaneli’nin ‘Kaplanın Sırtında’ kitabına karşı T24 sitesinde sıkı bir eleştiri yazısı yazmıştı.
Zamanında halktan zar zor toplanan paralarla İngiltere’de inşa edilen ‘Sultan 1. Osman’ ve ‘Reşadiye’ zırhlılarına son gün el konması ile günümüzde F35 uçaklarına ABD tarafından el konması arasında bir paralellik yok mu?  Sözde Ermeni “soykırımı” konusunda İngilizlerden kaynaklanan yalan iddiaları da unutmamak gerek.
İngiltere Milli Arşivi dahil çok zengin bir kaynakçaya sahip olan kitap şu sözlerle bitiyor: “Hatıralar varsa, adalet de vardır. Yoksa tüm hatıralarımız ayaklar altına alınmış, tüm zamanları bize bahşeden fedakârlıkları unutmuş olarak mı yaşayacak, bunları hiç mi bilmeyecektik?” 
Okunması kolay olmayan ancak bir dönemi doğru olarak kavramak için atlanmaması gereken bir kitap “Adil Hafızanın Işığında – Osmanlı’nın Son Savaşı” (Ötüken Yayınevi, 2018).
Altay Cengizer’i saygıyla anıyorum.