Eylül ayında bu köşede “Su krizi derinleşiyor, şimdi ne olacak?” sorusunun cevabını aramıştık. Aradan geçen sürede okuduğumuz haberler ve yaşadıklarımız ne yazık ki bu sorunun hala geçerliliğini koruduğunu ve risklerin büyüdüğünü gösteriyor. Bugün hemen hemen her su ve kanalizasyon idaresinin internet sitesinde şehirlerin baraj doluluk oranlarını izlemek mümkün. Rakamlar diyor ki; Su, artık güvenli bir kaynak değil, dikkatle yönetilmesi gereken kritik bir risk. Resmi açıklamalara göre, kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.000–1.700 metreküp aralığında olması “su stresi” anlamına geliyor. Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla bu rakam 1.305 metreküp. Yani ülkemiz bugün açık biçimde su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alıyor.
Su yönetimi regülasyon alanına giriyor
Bu tablo karşısında yetkililer bir yandan alternatif su kaynakları için stratejiler geliştirirken, diğer yandan suyun kullanımına ilişkin kapsamlı düzenlemeleri devreye alıyor.
Bu yaklaşımın en somut adımlarından biri, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından oluşturulan “Su Verimliliği Belgelendirme Sistemi” oldu. Mavi, Yeşil ve Turkuaz olmak üzere üç seviyede tasarlanan bu sistem, geçtiğimiz yıl yayımlanan Su Verimliliği Yönetmeliği ile duyuruldu; başvuru ve uygulama kılavuzlarının geçtiğimiz günlerde tamamlanmasıyla birlikte de fiilen yürürlüğe girdi. Mavi belge, kapsama giren kurum ve işletmeler için zorunlu başlangıç adımını oluşturuyor. Yeşil ve Turkuaz belgeler ise, belirli geçiş süreleri tanınmakla birlikte, suyu daha etkin ve döngüsel biçimde yönetenler için kademeli olarak ulaşılması hedeflenen ileri seviyeleri temsil ediyor. Devletin verdiği mesaj net: “Su kıtlığı riski olan bir ülkede, yüksek su kullananlar suyunu nasıl yönettiğini göstermek zorundadır.”
Kimler kapsamda, ne bekleniyor?
Bu çerçevede; yerel yönetimler, belirli faaliyetleri yürüten sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeler, endüstri bölgeleri, alışveriş merkezleri, oteller, belirli büyüklüğün üzerindeki iş merkezleri ve ticari plazalar, eğitim kurumları, yurtlar, sağlık kuruluşları ve tarımsal işletmeler gibi suyu belirli bir düzeyin üzerinde kullanan her oluşum doğrudan bu düzenlemenin kapsamındalar. Asıl değişim zihniyette yaşanıyor. Artık “iyi niyetli tasarruf” yeterli görülmüyor; ölçüm, izleme ve planlama işin merkezine yerleşiyor. Yani mesele sadece suyu daha az kullanmak değil, suyu nasıl yönettiğinizi ve geleceğe ne kadar hazır olduğunuzu göstermek. Sistem, bu anlayışla kurgulanmış kademeli bir yapı sunuyor. Mavi belge aşamasında; verimli armatürlerin kullanımı, tesisatlarda kayıp-kaçakların kontrol altına alınması ve su tüketiminin izlenmesi gibi somut adımlarla işe başlanıyor. Yeşil belgede uygulamalar derinleşiyor, suyun yeniden kullanımı ve geri kazanımı gündeme geliyor; Turkuaz belge ise suyun yüksek geri kazanım oranlarıyla döngüsel biçimde yönetildiği en ileri aşamayı ifade ediyor. Bu yaklaşım, özellikle belediyeler, OSB’ler ve büyük işletmeler için su yönetiminin artık teknik bir detay değil, doğrudan yönetim konusu haline geldiğini gösteriyor.
Asıl risk nerede?
Tüm bu adımlar, yalnızca mevcut sorunlara değil, artan su kıtlığı riskine karşı da işletmeleri hazırlamayı amaçlıyor. Zira, kuraklık ve su kıtlığı, üretimin ve ticaretin sürekliliğini doğrudan tehdit edebilir. Su kullanımını yönetemeyen ve alternatiflere hazırlığı olmayanlar üretim duruşları ve kapasite kayıplarıyla karşılaşabilir. Bir taraftan da su yönetimi zamanla işletmeler için izin süreçlerinde daha belirleyici hale gelecektir. Tüm bunlara artan su ve atıksu maliyetleri, finansmana erişimde zorlaşma ve tedarik zinciri baskıları eklendiğinde, mesele yalnızca üretim değil; rekabet gücü ve kurumsal itibar açısından da ciddi bir risk alanına dönüşmektedir.
Sonuçta Su Verimliliği Belgesi gibi düzenlemeler, işletmelerin ve toplumun yararına tanımlanmış bir araçtır. Belge için tanımlanmış takvim, izlenecek yol ve rehberler belliyken, susuzluk karşısında zaman, seçenek ve telafi olanağının olmayacağı açıktır. O halde soralım; Yeni bir belgelendirme süreci mi daha zorlayıcı, yoksa susuzlukla üretimi ve işinizi nasıl sürdüreceğiniz mi?
Yeni risk alanı: Su
Yeni risk alanı: Su
Paylaş: