ABD'nin lokomotif olduğu 'Batı' treninde, savaş karşıtlığı genelde sol entelektüel çevrenin bir refleksi olarak kabul edilir ve milliyetçi/muhafazakâr kesim, kendi hükümetlerinin hamasi politik tavrını sonuna kadar destekler bir görüntü vermeyi ihmal etmez. Bu politikalar, evrensel hukuk kurallarına aykırı bile olsa tavır değişmez.
Bu bağlamda, Trump'ın bir yıl kadar önce ulusal terörle mücadele merkezi (NCTC) direktörlüğüne atadığı Joe Kent'in, İran Savaşı’nın ulusal çıkarlara hizmet etmediği mealindeki içeriğe sahip istifa mektubu, Cumhuriyet Parti cenahı için parti içi ciddi bir sarsıntıyı tetikledi. Kent, parti içinde aklı selim olanların düşündüğü gibi, ABD ile İsrail'in birlikte İran'a karşı düzenledikleri saldırıların hiçbir meşru nedeni olmadığını ve bunun sonuçta, Irak Savaşının sonucunda ortaya çıkan felaketten bir farkı olmayacağını vurguluyor.
Joe Kent ilginç bir siyasi kişilik. Kendisini aşırı sağcı olarak niteliyor ama altı yıl kadar önce Demokrat Parti’de politik çalışmalar yapıyordu ve partinin en solunda bulunan Bernie Sanders'in kampanyalarında boy gösteriyordu. 2020 Başkanlık seçimlerinde her ne yaşadıysa, Trump aleyhine sahtekârlık yapıldığına inanan zümreye katıldı ve Trump'ı en önde savunan figürlerden birisi haline geldi. Kendisi bu politik savrulmayı “kapsayıcı popülizm” olarak nitelendirdi!
Esasında bir savaş kahramanı. 17 yaşında orduya katıldı. Özel kuvvetlerde başta Irak Savaşı olmak üzere dünyanın değişik coğrafyalarında on bir muharebede aktif olarak görev yaptı. Emekli olduğunda astsubay başçavus rütbesinde idi ve sonrasında CIA'de paramiliter subay kadrosunda yer aldı. Eşi Shannon Mary Kent de kendisi gibi bir ordu mensubu idi ve istihbarat destek faaliyetleri yaptığı Suriye'de, 16 Ocak 2019'da, Amerikan askerlerinin bulunduğu işlek bir pazar yeri olan Manbij'de, bir canlı bombanın saldırısı sonrası hayatını kaybetti. Öldüğünde 36 yaşında idi ve Joe Kent, karısının ölümü sonrası politikaya atıldığını belirtiyor.
Kendisinin ifadesine göre, Ortadoğu'daki savaş, Amerika'nın savaşı değildi ve Trump'ın o zamanki tavrını generallerin değil, sahadaki askerin yanında bir tavır olarak görüyordu ve yine Trump'ın ülkeyi anlamsız Ortadoğu bataklığından çıkaracağına inanıyordu. Kendi ifadesine göre, sırf bu yüzden, Trump yanında yer aldı ve onu destekledi. Gerçekten de Joe Kent dahil milyonlarca Cumhuriyetçi oyunu, Trump'a, Amerika'yı Orta Doğu dahil tüm sıcak savaş alanlarından çekme vaadi nedeni ile vermişti. O zamanın Trump'ın ağzında popülerleşen sloganını hatırlıyalım: America first yani “önce Amerika.” Herkesin ağzında olan söylem, Amerika’nın dünyaya sırtını dönmesi ve kendi içine yönelmesi idi.Tabii bunlar, Trump'ın ilk başkanlık döneminde idi. Şimdi gelinen noktada, Amerika’yı bir Vietnam, Afganistan ve Irak benzeri bataklığa sürükleyen bizzat Trump'ın kendisi.
Amerika'da ikinci dünya savaşı sonrası, asla değişmeyen iki ana doktrin olarak küresel en büyük askeri güç olmak ve her şartta İsrail'i desteklemek şeklinde bir özet cümle kurulabilir. Trump'ın da yaptığı bu stratejiye devam etmek. Bugüne kadar, gelen tüm başkanlar politikalarını bu iki denklem üzerinde kurdular ve görevlendirdikleri kadrolar da gerek eylem gerekse söylem kapsamında bu politikaları uyguladılar. Joe Kent'in istifası, işte bu değişmez ilkeyi sorguluyor. İstifa mektubundan bazı cümlelere birlikte göz atalım isterseniz: “İran'da devam eden savaşı vicdanen desteklemem mümkün değil. İran, ülkemiz için yakın tehdit değildir. Bu savaş, İsrail'in ve güçlü Yahudi lobisinin baskısı sonrası eyleme geçmiştir. Yüksek pozisyondaki İsrail’li yetkililer ve Amerikan medyasındaki güçlü kalemler, ‘önce Amerika’ temelindeki politikamızı baltalamışlar ve savaşı teşvik eden bir sistematik dezenformasyon kampanyası yürütmüşlerdir. İran'ı yakın bir tehdit olarak algılatarak, hızlı bir vuruş ile zafere ulaşılacağına inandırdılar. Bu kocaman bir yalandır. İsrailliler, yüzlerce Amerikalı erkek ve kadının hayatına kastetmektedir. Bu Irak Savaşı’nın felaketine Amerika’yı bir kez daha sokmaktır… Bu hatayı tekrarlamayalım. Bu savaştan Amerikan halkının hiçbir çıkarı yoktur. Ülkemizin geleceği olan nesillerimizi bu anlamsız savaşa ve ölmeye gönderemeyiz ve ben bunu destekleyemem.”'
Joe Kent, istifa mektubunun son satırlarında, Trump'ı tarih önünde uyarıyor: “'Umarım, İran'da yaptıklarınızı kimin için yaptığınızı sorgularsınız. Şimdi cesur adımlar atmanın zamanıdır. Politikanızı, temelinden değiştirin. Amerikan ulusu için savaşın olmadığı yeni bir yol haritası çizin. Eğer bu politikanıza devam ederseniz, çöküş ve kaosa doğru ulusu sürüklersiniz. Şimdi kartlar sizin elinizde.”
Joe Kent ,parti içi muhalifler ve milliyetçiler, Trump'ın “first America” hedefinden sapmasını İsrail ve Yahudi lobisinin etkisine bağlıyor ve İsrail'in Amerikan politikasındaki gücü ve ekosistemine öfke duyuyorlar.
Böyle giderse, 3 Kasım 2026 tarihindeki ara seçimlerde, Trump, başkanlığının son iki yılını, Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu kaybederek ‘Topal ördek’ pozisyonunda geçirecek, belki de İran Savaşı’nın komplikasyonları bağlamında azil sürecine maruz kalacak. Bu, tam da Joe Kent'in, Trump için öngördüğü gelecek: Çöküş!
Trump'ın Joe Kent'leri!
Trump'ın Joe Kent'leri!
Paylaş: