.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast
Folkart Orion

Sofradaki bağımsızlık

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Sofradaki bağımsızlık
Sofradaki bağımsızlık
Paylaş:
İnsanlık, bağımsızlığı uzun yıllar sınırlar, ordular, bayraklar ve para üzerinden tanımladı. Bunların hepsi doğrudur; fakat eksiktir. Çünkü bir ülkenin gerçek bağımsızlığı yalnız sınırlarını koruyabilmesinde değil, insanını doyurabilmesinde de saklıdır. Kendi toprağını işleyemeyen, suyunu yönetemeyen, tohumunu geliştiremeyen, çiftçisini yaşatamayan bir devlet; siyasal bakımdan bağımsız görünse bile hayatın temel alanında başkalarına bağlıdır.
Savunma sanayii kadar tarım teknolojisi, enerji güvenliği kadar su güvenliği, para egemenliği kadar tohum egemenliği de artık devlet aklının merkezinde bulunmalıdır. Bu nedenle artık gıda güvenliğini değil, gıda egemenliğini konuşmak zorundayız.
Gıda güvenliği, market raflarında yeterli ürün bulunmasıdır. Gıda egemenliği ise o ürünün hangi tohumla, hangi toprakta, kimin emeğiyle, hangi enerjiyle, hangi finansmanla ve hangi hukuk düzeni içinde üretildiğini bilmektir. Birincisi bugünkü sofrayı düşünür. İkincisi yarının milletini kurar.

A. Tarımı sektör sanmak
Türkiye’nin tarım konusundaki en büyük yanlışı, tarımı ekonominin sıradan sektörlerinden biri olarak görmesidir. Oysa tarım yalnız üretim değildir. Topraktır, sudur, iklimdir, köydür, kültürdür, sağlık ve millî güvenliktir. Aynı zamanda dil, gelenek, mutfak, aile ve yerleşme düzenidir.
Tarımı yalnız fiyat üzerinden okuduğunuzda çiftçiyi maliyet hesabına, toprağı arsaya, suyu ticari mala, tohumu patent belgesine, gıdayı ise market rafına indirgersiniz. Sonra da gıda fiyatları yükseldiğinde meseleyi yalnız enflasyonla açıklamaya çalışırsınız.
Oysa sofradaki pahalılık bazen para politikasından önce düşünce politikasının sonucudur. Çiftçi üretimden çekiliyorsa, gençler köyde gelecek göremiyorsa, tarım arazileri parçalanıyor veya yapılaşmaya açılıyorsa, su havzaları plansız kullanılıyorsa ve üretimin temel girdileri dışarıya bağlanıyorsa; ortaya çıkan mesele yalnız tarımsal değil, medeniyetsel bir çözülmedir.

B. Toprağın diyalektik düzeni
Bugünkü ekonomik akıl toprağa da diyalektik bakmaktadır. Bir tarafta üretici, diğer tarafta tüketici vardır. Bir tarafta köy, diğer tarafta şehir vardır. Bir tarafta tarım, diğer tarafta sanayi vardır. Bir tarafta insan, diğer tarafta doğa vardır.
Bu parçalanmış bakış, toprağın bütünlüğünü göremez. Oysa toprak; su, orman, iklim, enerji, hayvan, insan emeği, teknoloji ve pazarla birlikte yaşayan bir sistemdir. Gübreyi ayrı, tohumu ayrı, sulamayı ayrı, lojistiği ayrı ve çiftçinin borcunu ayrı yöneten devlet, tarımı yönetmiş olmaz. Yalnız sorunları farklı kurumlara dağıtmış olur.
Holistik tarım anlayışı ise üretim miktarından önce üretim döngüsüne bakar. Hangi havzada ne yetişeceğini, suyun ne kadar olduğunu, toprağın ne taşıyabileceğini, şehirlerin ne tükettiğini ve üreticinin nasıl yaşayacağını birlikte düşünür. Çünkü doğa bakanlıklara ayrılmış değildir. Toprak, suya; su, ormana; orman, iklime; iklim, ürüne; ürün, insan sağlığına bağlıdır.

C. Gıdanın görünmeyen finansmanı
Tarımın kaderi yalnız tarlada belirlenmiyor. Mazotun, elektriğin, yemin, gübrenin, ilacın, makinenin ve kredinin fiyatı; çiftçinin daha tohumu toprağa atmadan nasıl bir gelecek yaşayacağını belirliyor. Üretici hasat sonunda ne kazanacağını bilmeden borçlanıyor; tüketici ise ürünün hangi maliyet zincirinden geçerek sofraya geldiğini göremiyor.
Böyle bir düzende çiftçi üretimin sahibi gibi görünür, fakat fiyatın sahibi değildir. Tüketici seçim yapıyor gibi görünür, fakat kendisine sunulan zincirin dışına çıkamaz. Aradaki büyük dağıtım ve finansman düzeni hem toprağı hem sofrayı yönetir.
Bu nedenle tarımsal destek, seçim dönemlerinde açıklanan geçici ödemeler olmaktan çıkarılmalıdır. Ürün desenine, su bütçesine, toprak sağlığına ve bölgesel ihtiyaca bağlı uzun vadeli üretim sözleşmeleri kurulmalıdır. Kamu; çiftçiyi yalnız destekleyen değil, okuldan hastaneye, kışladan belediye mutfağına kadar sağlıklı ürünün düzenli alıcısı olan bir planlama gücüne dönüşmelidir. Böylece üretici ne üreteceğini, toplum ne yiyeceğini ve devlet hangi geleceği finanse ettiğini bilir.

D. Cumhuriyetin yeni köyü
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında köyü geçmişin yoksul yerleşmesi olarak değil, geleceğin stratejik üretim merkezi olarak yeniden kurmalıyız. Yeni köy; yalnız traktör kullanan değil, veri kullanan köydür. Güneş enerjisi üreten, yağmur suyunu tutan, toprağın nemini ölçen, yerel tohumu koruyan, ürününü kooperatif yoluyla işleyen ve doğrudan şehre ulaştıran bir üretim ağıdır. Genç ziraat mühendisinin, veterinerin, gıda mühendisinin, yazılımcının ve girişimcinin birlikte çalıştığı yeni bir yaşam alanıdır.
Bunun için Türkiye’nin önüne beş temel hedef koyması gerekir:
Birincisi; tarım arazileri yalnız mülkiyet konusu değil, millî varlık olarak korunmalıdır.
İkincisi; su yönetimi il sınırlarına göre değil, havza bütünlüğüne göre kurulmalıdır.
Üçüncüsü; yerli tohum, hayvancılık ıslahı, gübre ve tarım teknolojileri uzun vadeli bir millî program içinde geliştirilmelidir.
Dördüncüsü; çiftçi yalnız krediyle borçlandırılan kişi değil, üretimi önceden güvence altına alınan stratejik ortak hâline getirilmelidir.
Beşincisi; büyükşehirlerin gıda ihtiyacı çevresindeki üretim havzalarıyla eşleştirilmeli, üretici ile tüketici arasındaki gereksiz zincirler kısaltılmalıdır.

E. Sofradan başlayan devlet
Devletin büyüklüğü yalnız bütçesiyle, ordusuyla veya binalarıyla ölçülemez. Büyük devlet; çocuğunun sağlıklı beslenmesini, çiftçisinin üretimde kalmasını, toprağının canlılığını, suyunun geleceğini ve milletinin başka ülkelere muhtaç olmadan yaşayabilmesini güvence altına alan devlettir.
Türk medeniyeti toprağı yalnız mülk olarak görmemiştir. Toprak; vatanın yaşayan bedeni, üretimin ahlaki zemini ve gelecek kuşaklara devredilecek emanettir. Bu nedenle gıda meselesi yalnız tarım politikası değil, Cumhuriyetin devamlılığı meselesidir. Türkiye parasını, enerjisini, verisini ve gıdasını birlikte düşünmeden tam bağımsız olamaz. Çünkü bağımsızlık parçalı kurulamaz.
Unutmayalım: Bir milletin bayrağı sınırda, parası kasada, geleceği ise tarlada korunur. Sofrasını başkasının kararına bırakan ülke, kaderini de başkasının eline bırakır.