.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Sıra beklendiği gibi İran’a geldi

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Sıra beklendiği gibi İran’a geldi
Sıra beklendiği gibi İran’a geldi
Paylaş:
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı bir haftayı doldurdu. Bu savaşa herkes kendisine göre anlam yüklüyor. ABD; bu zamana kadar müdahale ettiği bölge ülkelerinde yaptığı gibi İran’da da rejimin ve yöneticilerin demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi kavramlara düşmanlığından, ABD’ye karşı saldırı hazırlığında olduğundan, bunun için nükleer kabiliyet kazanmaya çalıştığından söz ederek küresel çıkar sistemini koruma ve geliştirme gayreti içinde. İsrail huzur ve güvenliğinin İran tehdidi altında olduğu propagandasıyla emperyalist cephedeki rolünü ve yayılmacı planını gözlerden uzak tutuyor. Bölgede Müslüman olduklarını iddia eden ülkelerinin çoğu; totaliter yöneticilerinin çıkarları uğruna, mezhep ayrılığının inançlarına aykırı olduğu propagandasıyla emperyalist cepheye sundukları desteği maskelemeye çalışıyorlar. Olayları seyredenler de kimin kime kaç tane füze attığı, kaç uçak düşürüldüğü, kaç gemi batırıldığı, kaç kişinin öldürüldüğü, savaşı kimin kazanacağı merakı içinde…
Oysa bölgemizi kendi çıkarlarına göre yeni bir şekle sokmak için yıllar önce harekete geçen ABD öncülüğündeki emperyalist cephenin planı, yani meşhur BOP projesi aksaksız işletiliyor. Kısaca; demokrasi, özgürlükler, insan hakları, hangi ülkenin nasıl bir rejimle yönetildiği aslında kimsenin umurunda değil. Gerçek amaç; bölgeyi emperyalist çıkarlara göre yeni bir düzene sokmak, dönüştürmek, yönetilebilir parçalara bölmek, bu parçaların başına kukla yöneticiler atamak, İsrail’i siyasi ve askerî açıdan azami ölçüde güçlendirerek bölgenin jandarması yapmak, bu şekilde doğal kaynakları ve ticaret yollarını kontrol altında tutmaktır. Emperyalist cephenin bölgemizdeki amacına ulaşmak için hedefine koyduğu ülkelerden birisinin de İran olduğu yıllardır söylenmekteydi. Şimdi sıranın İran’a geldiği görülmektedir.
Savaş bütün hızıyla devam ediyor. Kısa zaman içinde sonuca ulaşacak gibi de görünmüyor. ABD ve ortaklarının BOP projesinin ilk hedefleri olan Irak ve Suriye’ye müdahalede sonuca ulaşmaları için geçen zaman dikkate alındığında ve İran ile Irak ve Suriye’nin imkân-kabiliyetleri kıyaslandığında -her ne kadar ABD tarafından 4-5 haftada sonuç alınacağı söylense de- bölgemizdeki bu huzursuzluğun yıllarca devam edeceğinden endişe duymamak mümkün değildir. Savaşın yıllara yayılması durumunda Türkiye dahil pek çok bölge ülkesini de içine çekmesi ihtimali endişeleri katlamaktadır.
Savaşan taraflar; bütün bölgede düşmanlığı derinleştirmek ve oluşacak ortamda daha çok ülkeyi yanlarına çekmek için gayret göstermektedirler. Bunun için de bölge halklarının seviyesinde, son derece basit, bir o kadar da etkili psikolojik harekât yöntemleri kullanmaktadırlar:
ABD Savaş Bakanı Pete Hegsth; üstü çıplak pozlar vermek suretiyle vücudundaki ırkçı, aşırı dinci ve savaşı kışkırtıcı dövmeleri sergileyerek “Tanrı böyle istiyor” temasını işlemekte ve Hristiyanların sempatisini kazanmaya çalışmakta, aynı zamanda “İslam peygamberinin yanılgılarına inanan rejimlerin nükleer silahı olamaz” diyerek de Müslüman toplumları tahrik etmektedir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabbe; “Tevrat’a göre; Nil ile Fırat arasında Tanrı’nın vadettiği topraklar İsrail’in hakkıdır” bağlamında sözler sarf ederek Yahudi toplumları inanç değerleri ile konsolide etmeye çalışmaktadır. ABD ve İsrail tarafı kendi toplumlarının inanç değerlerini bu şekilde istismar ederken İslam inancı da kendi cephesinde farklı bir şekilde istismar edilmektedir. Öyle ki; bölgemizde şeriat ve hilafeti savunan siyasal ve radikal İslamcı kitleler bu sefer “aynı peygamberin ümmeti olduklarını unutup, din kardeşliğini bir tarafa bırakıp” Şii İran’la mezhep ayrılığı bahanesiyle emperyalist cepheye hizmet etmektedirler.
ABD bölgedeki çıkarlarını korumak için yıllar öncesinde Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Ürdün, Güney Kıbrıs’ta askeri üsler tesis etmiştir. İran; ABD-İsrail ikilisinin saldırıları başlar başlamaz bu ülkelerdeki ABD üslerini hedef almıştır.
Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’da da hareketlilik başlamıştır. Bölgeden gelen haberlere göre Azerbaycan; İran sınırına askeri yığınak yapmaktadır. Bu durum İran’daki yaklaşık 40 milyon civarındaki Azerbaycan Türkünü İran Yönetimine karşı harekete geçirebilecek bir gelişmedir.
Bunun yanında İngiltere, Fransa ve Yunanistan’ın da Doğu Akdeniz’e kuvvet kaydırmakta olduğundan, İngiltere’nin anti İHA sistemleri, Fransa’nın uçak gemisi gönderdiğinden söz edilmektedir. Bu Avrupa ülkelerinin İran’ın Güney Kıbrıs’taki ABD üslerini hedef alan füze saldırılarının ardından bölgeye kuvvet kaydırması dikkat çekicidir.
Asıl önemlisi Irak ve Suriye’deki Kürt grupların İran’daki Kürt grupları desteklemek maksadıyla ülkeye sevk edildikleri haberidir. Geçtiğimiz ocak ayında ABD’nin Suriye’de kullandığı PKK uzantılarını Irak’ın Kuzeyine, İran sınırına kaydırdığından, bundan maksadın da bu grupları İran’a karşı kullanmak olduğundan söz etmiştim. Şimdi görülüyor ki; PKK ve uzantılarını da içine alan bu Kürt gruplar faaliyete geçirilmiştir, İran’da faaliyet gösteren ve PKK’nın İran kolu olan PEJAK’la birleşmek ve yönetime karşı karadan saldırılar icra etmek için hazırlık içindedirler. Bütün bunlar; İran karşısındaki cephenin ne derece büyük olduğunu ortaya koymaktadır. Durum böyle olunca ülkemizdeki PKK açılımının zamanlaması dikkat çekmekte, PKK’nın İran’a kaydırılmasının ülkemizdeki açılım süreciyle aynı zamana denk gelmesi birtakım soruları akla getirmektedir.
ABD-İsrail tarafının daha fazla bölge ülkesini yanlarına çekmek için provokatif yöntemler kullanması da ihtimal dahilindedir. Geçtiğimiz günlerde İncirlik Üssü’nü hedef alarak İran’dan fırlatıldığı söylenen bir füzenin NATO savunma sistemi tarafından düşürülmesi ve ardından NATO yetkilileri tarafından yapılan kararlılık açıklamaları, ABD’nin aldığı tavır ve Türkiye’den yapılan açıklamalar muhtemel bir provokasyonun ülkemizi kolaylıkla savaşın içine çekebileceği endişesi yaratmaktadır. Bu olay sorulduğunda; İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin “Bölgedeki düşman hedeflerine askeri karşılık vermeye devam edecekleri” bağlamında cevap vermesi endişeleri daha da körüklemektedir.
Bütün bu gelişmeler ABD ve İsrail’in öncülük ettiği emperyalist cephenin asıl maksadının İran’ı da parçalayarak İsrail’in güvenliğine hizmet edecek Büyük Kürdistan projesini gerçekleştirmek olduğunu göstermektedir. Bu durumda İran’dan sonraki hedefin Türkiye olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim ABD’nin sözde Ortadoğu uzmanı Micheal Rubin “Türkiye’nin sömürgeci hedefi yoksa Hatay’ı Suriye’ye vermelidir” diyerek niyet ve maksadı açığa vurmuştur. Sömürgeci zihniyetin aparatlarının bu tür söylemlerle harekete geçirildiği, bölgemizdeki emperyalist projenin benzer söylemlerle başlatıldığı dikkate alındığında emperyalist cephenin müteakip hedefinin ülkemiz olduğu endişesine kapılmamak mümkün değildir. Oded Ynon planı gereği; İsrail’in güvenliği için bölgede Akdeniz’e kıyısı olan bir Kürt devleti kurulması gerektiği emperyalist cephe tarafından yıllardır dillendirilmektedir. Bu durumda bölgedeki gelişmelerden olumsuz etkilenmemek için azami hassasiyet gösterilmeli, her türlü olumsuzluğa karşı önlem geliştirilmelidir. En büyük sorun ise bunu kimin yapabileceğidir…