.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Savaşın Gölgesinde Barışı Korumak

Okuma Süresi: 2 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Savaşın Gölgesinde Barışı Korumak
Savaşın Gölgesinde Barışı Korumak
Paylaş:
Ve nihayet, beklenen oldu.
Dünyanın bir süredir içine doğru sürüklendiği o karanlık eşik aşıldı.
Amerika ve İsrail bir tarafta, İran diğer tarafta…
Silahların dili yeniden insanlığın sesini bastırdı.
Arap Yarımadası’ndaki küçük ülkeler safını belirledi.
İngiltere denkleme dahil oldu.
Bölgesel gibi görünen gerilim, küresel bir yangına dönüşme ihtimali taşıyor.
Ve bütün bu ateş çemberinin ortasında bir ülke var: Türkiye.
Haritaya uzaktan bakıldığında, çevremizdeki coğrafyanın nasıl bir yangın yerine döndüğü daha net görülüyor.
Libya yandı.
Irak parçalandı.
Suriye dağıldı.
Rusya ile Ukrayna hâlâ savaşta.
Azerbaycan ile Ermenistan kanlı bir hesaplaşma yaşadı.
Balkanlar’ın acısı hâlâ hafızalarda taze.
Bu kadar ateşin ortasında Türkiye’nin kendi topraklarında büyük bir sıcak savaş yaşamamış olması, kaderin bir lütfu değil.
Bu, bilinçli bir tercih.
Bu, ağır bir sorumluluk.
Bu, diplomasiyle yürütülen ince bir ip cambazlığı.
Geçmişte İsmet İnönü için söylenen bir söz vardı:
“Türkiye’yi savaşa sokmadı.”
Bugün benzer bir cümle, son yirmi küsur yılda Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı için de kuruluyor.
Beğenelim ya da beğenmeyelim…
Bu coğrafyada ayakta kalmak bile başlı başına bir mücadele.
Elbette Türkiye bütünüyle güllük gülistanlık bir dönem geçirmedi.
PKK ile yaşanan acılar, kayıplar, gözyaşları hâlâ hafızalarda.
Şehit cenazeleri bu ülkenin en ağır sınavlarından biri oldu.
Ama bugün yeniden bir “denge” arayışından söz ediliyor.
Dışarıda yumuşayan ilişkiler…
Yunanistan’la tansiyonun düşürülmesi…
Suudi Arabistan’la toparlanan diplomasi…
Mısır’la yeniden kurulan temas…
Türkiye kendisini bir ara bulucu, bir denge unsuru, bir sulh adası olarak konumlandırmak istiyor.
İçeride ise başka bir arayış var.
Kürt meselesinde yeniden bir temas zemini konuşuluyor.
Abdullah Öcalan’ın metinleri, Osmanlı Millet Sistemi’ne yapılan göndermeler, yeni anayasa tartışmaları…
Bu ülke 1924’ten beri bir ulus devlet modeliyle yol aldı.
Şimdi ise bazı çevreler daha farklı bir toplumsal sözleşme ihtimalini tartışıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk, Kürt ve Arap vurgusu da bu arayışın işaretlerinden biri olarak yorumlanıyor.
Bu sözler kimine göre umut, kimine göre soru işareti.
Asıl mesele şu:
Bu topraklarda kalıcı barış mümkün mü?
Gerçek bir iç barış sağlanmadan, dışarıdaki ateşten bütünüyle korunmak mümkün mü?
Türkiye belki de tarihinin en kritik eşiklerinden birinde.
Bir yanda savaşla çevrili bir coğrafya.
Diğer yanda içeride yeni bir denge arayışı.
Bu ülke çok badire atlattı.
Çok acı gördü.
Ama her defasında yeniden ayağa kalkmayı bildi.
Şimdi soru şu:
Bu kez sadece savaştan uzak kalmak mı başarımız olacak,
yoksa gerçekten barışın adresi olabilecek miyiz?
Zaman gösterecek.