.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Ortadoğu yeniden kurulurken

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Ortadoğu yeniden kurulurken
Ortadoğu yeniden kurulurken
Paylaş:
Ortadoğu’nun son yüzyılına baktığımızda iki büyük siyasi deney görürüz. İlki İmparatorluk düzeniydi. İkincisi ise Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ulus devlet düzeni. Bugün yaşanan gelişmeler ise üçüncü bir denemeye işaret ediyor gibi görünüyor. Savaş öncesi ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Barrack'ın ulus devlet ve Erdoğan'ın Türk, Kürt, Arap kardeşliği vurgusu bunun ilk işaretini veriyordu.
Ortadoğu’nun modern tarihi dikkatle incelendiğinde rahatsız edici bir süreklilik ortaya çıkar. Bu coğrafyanın siyasi düzeni çoğu zaman kendi iç dinamikleriyle değil, dış güçlerin stratejik tasarımlarıyla şekillenmiştir. Bölgenin kaderini belirleyen büyük kırılmaların çoğu içeriden doğmamış, dışarıdan dayatılmıştır. Dun Filistin/Suriye, bugün İran ile yaşanan ABD destekli İsrail'in saldırıları ve savaşı da bölgenin dönüşümü amacıyla yapılıyor. Ve bu tarihsel çizginin dışında görünmüyor. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’da kurulan düzen bunun en açık örneğidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte Ortadoğu’nun siyasi haritası yerel toplumların tercihleriyle değil, dönemin küresel güçlerinin çıkar hesaplarıyla yeniden çizilmedi mi?
 Bu sürecin sembolik adı hâline gelen Sykes-Picot 1916 Antlaşması yalnızca bir sınır çizimi değil, aynı zamanda bir jeopolitik tasarımın ifadesiydi.
Bu tasarım sonucunda Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Filistin gibi devletler ortaya çıktı. Ancak bu devletlerin sınırları çoğu zaman etnik, mezhepsel ya da tarihsel gerçekliklere göre belirlenmedi. Ortadoğu, yüzyıllar boyunca çok farklı kimliklerin birlikte yaşadığı imparatorluk düzenine alışmıştı. Bu düzenin son büyük örneği olan Osmanlı İmparatorluğu farklı toplulukları tek bir siyasi çatı altında tutabilen karmaşık ama işleyen bir sistem kurmuştu.
İmparatorlukların çöküşünden sonra bölgeye ithal edilen ulus devlet modeli ise aynı dengeyi kurmakta zorlandı. Devletler kuruldu ama güçlü siyasal toplumlar oluşamadı. Sınırlar çizildi fakat ortak bir kimlik inşa edilemedi.
21. yüzyıl bu kırılgan yapının daha da belirgin hale geldiği bir dönem oldu.  Gelişmeler Ortadoğu’daki birçok devletin aslında ne kadar hassas temeller üzerine kurulu olduğunu ortaya koydu. Bugün Irak, Suriye, Yemen ve Libya gibi ülkelerde devlet otoritesi hâlâ tam anlamıyla tesis edilebilmiş değildir.
İran’a gelince, Ortadoğu’da birçok ülkenin sınırları değişirken İran'ın sınırları 100 yıldır neredeyse aynı kaldı. Aslında bu, İran'ın kendi jeopolitiğinden kaynaklanıyordu. İran Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ve Rusya gibi güçlü devletlerin nüfuz alanları arasında sıkışıp kalmasına rağmen güçlü bir medeniyetin mirasını taşıyabildi. Savaştan sonra da tarafsız kalmayı başardı. Bu sayede İran güçlü merkezi otoritesini, kültürel kimliğini, coğrafi bütünlüğünü koruyabildi. Bu nedenlerle bugünkü İran'ın sınırları yaklaşık 100 yıldır aynı kaldı.
Ancak günümüzde yaşanan dönüşüm amaçlı savaşlar yalnızca devletlerin zayıflamasıyla, rejimleri ile de açıklanamaz. Bu savaşlar aynı zamanda yeni bir bölgesel mimarinin kurulmaya çalışıldığını da bize açıkça gösterir. Bu yeni mimarinin merkezinde giderek daha görünür hale gelen aktör ise İsrail'dir. İsrail son yıllarda diplomatik, ekonomik ve güvenlik alanlarında önemli bir genişleme stratejisi izlemektedir. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Sudan gibi ülkelerle kurulan normalleşme süreci(Abraham Anlaşması 2020) yalnızca diplomatik ilişkilerin kurulması anlamına gelmemektedir. Bu gelişme aynı zamanda yeni bir ekonomik ve güvenlik ağının da temelini oluşturmaktadır.
Bu sürecin ekonomik ayağı ise Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan yeni ticaret hattı olan IMEC projesinde görülmektedir. Bu koridor, Körfez ülkeleri üzerinden İsrail’e, oradan da Avrupa’ya ulaşacak bir lojistik ve ticaret ağı kurmayı hedeflemektedir. Görüldüğü gibi projenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir boyutu da vardır.
Orta Doğu'da ortaya çıkan bu tablo elimizde olmadan bizleri "Yoksa Ortadoğu’da yeni bir tür merkezî düzen mi kurulmak isteniyor?"diye düşündürüyor.
Elbette bu klasik anlamda bir imparatorluk değildir. Hiç kimse sınırları değiştirerek yeni bir siyasi imparatorluk kurmayı tartışmıyor. Ancak ekonomik ağlar, teknoloji bağımlılıkları, güvenlik ittifakları ve finansal bağlantılar üzerinden kurulan bir etki alanı, yeni tür bir “merkezî sistem” yaratabilir.
Fakat Ortadoğu’nun tarihine bakıldığında bu tür projelerin kalıcı barış üretme konusunda her zaman zorlandığı görülür. Çünkü dış aktörlerin tasarladığı düzenler çoğu zaman bölgenin toplumsal gerçeklikleriyle tam olarak örtüşmez.
Tam da bu noktada kritik bir başka soru ortaya çıkar: Bu yeni düzen içinde ABD destekli İsrail nerede duracaktır?
Abraham Anlaşmaları Orta Doğu’ya gerçekten barış mı getiriyor yoksa bölgedeki jeopolitik bloklaşmanın merkezi mi?
Türkiye’ye gelince; coğrafi konumu, ekonomik kapasitesi ve tarihsel mirası nedeniyle Ortadoğu’nun en önemli denge ülkelerinden biridir. Enerji hatları, ticaret koridorları ve lojistik ağlar düşünüldüğünde Türkiye’nin bölgesel sistemde merkezi bir rol oynama potansiyeli oldukça yüksektir.
Eğer bölgesel düzen yalnızca dış güçlerin stratejik hesaplarıyla şekillenmeye devam ederse, Ortadoğu’nun uzun süreli bir istikrara kavuşması zor görünmektedir. Ancak bölge ülkeleri kendi aralarında dengeli bir iş birliği zemini kurabilirse, belki de uzun zamandır ertelenen barış ihtimali ilk kez gerçek bir zemine oturabilir.
Ortadoğu’nun tarihi bize basit ama sert bir gerçeği hatırlatır: Bu coğrafyada haritaları çoğu zaman dış güçler çizer. Fakat haritalar barışı garanti etmez. Barışı kuran şey sınırlar değil, halktan alınan meşruiyettir. Eğer Ortadoğu bir kez daha dış projelerin laboratuvarına dönüşürse, yeni çizilecek haritalar da eskileri gibi kısa sürede tartışmalı hale gelecektir. Ama eğer bölge kendi dengelerini kurmayı başarırsa, belki de yüzyıl sonra ilk kez Ortadoğu’nun kaderi gerçekten Ortadoğulular tarafından yazılacaktır.