Ekonomimizin lokomotif sektörlerinden birisi inşaat. Yeni evlerde, yeni binalarda yaşam bizlere konfor ve modern tasarım anlayışıyla sunuluyor. Kullandığımız yapı eskiyse bu kez güncel ihtiyaçlara uyum sağlamak için tadilat yolunu seçiyoruz. Evinde, işyerinde yıkıntı-döküntü yaşamayan kaç kişidir ki? Kapı-pencere değişiyor, zeminler yenileniyor, mutfaklar baştan yapılıyor.
Ama bir taraftan da yenisi yapılmak üzere yıkılan binalardan, tadilatlardan genel tabirle moloz dediğimiz “inşaat–yıkıntı atıkları” ortaya çıkıyor. Yıkım söz konusu değilse, bina boş bir arsaya yapılacaksa bu kez hafriyat kazısıyla önemli miktarda toprak açığa çıkıyor. Bugün kentlerin içinde, hatta mahallelerimizde gördüğümüz büyük sarı kamyonlar, işte bu hafriyatı ve yıkıntı atıklarını taşıyor. Bu atıkların taşınmasından geri kazanılmasına, yeniden kullanılmasından bertarafına kadar tüm süreç belirli kurallara dayanıyor. Peki ya ormanlarda, yol kenarlarında gördüğümüz moloz döküntüleri… Belli ki bir kamyonet gelmiş, dökmüş gitmiş. Orayı gören bir diğeri de aynısını yapmış. Derken o bölge, yeşili ve doğal güzelliğiyle değil, dökülen beton parçalarıyla hafızalarda yer eder hale geliyor.
Hukukun yüklediği sorumluluk
Aslında kanun, atığın izinli olmayan bir yere dökülmesi halinde önemli para cezaları ve hatta adli yargılama süreçleri hükmediyor. Dökenin, şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespiti büyük önem taşıyor. Döküm anında çekilen, aracı net biçimde tanımlayan fotoğraf ve video kayıtları en güçlü delil niteliğinde. Bununla birlikte mevzuat, atığı zilyetliğinde veya mülkiyetinde bulunduranın da sorumlu olduğunu belirtiyor. Yani toprak sahibine — belki dökülen atıktan haberi bile yokken —ceza uygulanabiliyor; dökülen atığı kaldırması ve arazisini temizlemesi bekleniyor.
Kontrol mekanizması nasıl işliyor?
İki tona kadar küçük çaplı tamirat ve tadilat atıkları ilçe belediyeleri tarafından alınabiliyor. Bunun için atık sahibi tarafından belediyelerin sistemine kayıt yapılması ve belediye meclislerince belirlenen ücretin ödenmesi gerekiyor. İki tondan fazla olan atıklar için süreç, inşaat ruhsatı aşamasında başlıyor. Kazıdan çıkacak toprak miktarı, yıkıntı atığı ve bunların hangi izinli tesise teslim edileceği inşaata başlamadan belirtilmek zorunda. Belediyelerin oluşturduğu sistemler üzerinden bilgiler işleniyor. Kontrollü hafriyat kamyonlarında pek çok ilde takip sistemi bulunuyor; atığın nereden alındığı ve hangi tesise götürüldüğü kamyon kayıtları ve tesis kantarları üzerinden izleniyor. Bu atıkların gitmesi gereken yerler, bu amaçla kurulmuş özel tesislerdir. Tüm atıklarda olduğu gibi inşaat atıklarında da temel ilke geri kazanımdır. Bu amaca hizmet eden tesislerin yer seçimi ve işletme aşamalarında pek çok izin ve görüş alınması gerekir. Mevzuat, belediyelere bu tesisleri kurma ya da kurdurma sorumluluğu yükler; dolayısıyla özel sektör de bu alanda faaliyet gösterebilir. Çıkan malzeme yalnızca toprak ise ve işlem gerekmiyorsa, izin alınmak kaydıyla dolgu amacıyla kullanılabilir. İzinsiz toprak depolamak da yasaktır; zira çevredeki topoğrafyayı kontrolsüz biçimde değiştirebilir ve bırakıldığı yerdeki ekosistemin dengesine zarar verebilir.
Kapasite yetersizliği ve artan yük
Birçok ilde geri kazanım ve hafriyat depolama sahaları artan atık yüküne yetmiyor. Bu nedenle yıkıntı atıkları çoğu zaman kilometrelerce uzağa taşınmak zorunda kalıyor. Mesafe uzadıkça maliyet artıyor, kamyon seferleri çoğalıyor, karbon salımı yükseliyor, kontrol dışı uygulama riski artıyor. Oysa atığın mümkün olan en yakın noktada işlenmesi ya da bertaraf edilmesi esastır. Bu durum, izinli tesislerin sayısının artırılmasının önemli bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Ne var ki “atık tesisi” kavramı çoğu zaman yerel halkta olumsuz bir algı yaratıyor. Aslında doğru yer seçimi, uygun mühendislik önlemleri ve etkin işletme koşullarıyla bu tesislerin çevresel etkilerini kontrol altına almak mümkün. Üstelik konu yalnızca günlük atık yönetimiyle sınırlı değil; işin maalesef bir de afet ve savaş boyutu var. 2023 yılında yaşadığımız büyük deprem, hepimizin hafızasında derin izler bıraktı. Yok olan yaşamların yanında, bir anda ortaya çıkan devasa enkaz yığınlarıyla da yüzleştik. Acının ortasında, kaldırılması gereken tonlarca yıkıntı; nereye götürüleceği, nasıl depolanacağı, çevreye zarar vermesinin nasıl önleneceği sorularını da beraberinde getirdi.
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında, savaşların gölgesinde benzer manzaralar yaşanıyor. Bombalanan kentler, yıkılan binalar, bir gecede moloza dönüşen yaşam alanları… Sadece insanlar değil, şehirlerin altyapısı, toprağı ve ekosistemi de ağır bir yükün altında kalıyor. İran’da ve başka bölgelerde süren çatışmalar, her patlamanın ardından geriye yalnızca yıkım değil, yönetilmesi gereken devasa bir enkaz kaldığını gösteriyor. Yaşanan insani dramın yanında ortaya çıkan yıkıntı atıkları da türlü riskler barındıran bir çevre sorununa dönüşebiliyor. Bu durum, planlı depolama alanlarının ve güçlü geri kazanım altyapısının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Geri kazanım: Doğal kaynaklara alternatif
İzinli tesisler denetime tabi olduğu için süreç kontrol altına alınmaktadır. Bu tesislere gelen atıklar bileşenlerine ayrıldıktan sonra, demir ve metaller geri kazanılır, kalan mineral içerik kırılarak dolgu malzemesine dönüştürülür. Böylece mıcır ve taş gibi doğal malzemelere alternatif bir kaynak elde edilir. Ancak elde edilen bu malzeme, doğadan çıkarılan muadillerinin özelliklerini sağladığı testlerle kanıtlanmış olmasına rağmen henüz piyasada yeterince benimsenebilmiş değil. Oysa, yeni beton üretiminde, yol, otopark, kaldırım ve yürüyüş yollarında, drenaj çalışmalarında, kanalizasyon ve kablo döşemelerinde dolgu malzemesi olarak; alt ve üst yapı inşaatlarında, spor ve oyun alanlarında ve rekreasyon çalışmalarında kullanılması mümkün.
Sonuç: Yeşil ışığı yakmak zorundayız
Bu atıkların geri kazanımı hem doğanın tahribini önler hem de depolamadan kaynaklanan çevresel riskleri azaltır. Kontrollü tesisler ve burada üretilen geri kazanılmış malzemeler, sürdürülebilir kentleşmenin önemli bir parçasıdır. Soralım; yıkıntı atıklarından geri kazanılmış malzemelere yeşil ışık yakmak sizce de önemli değil mi?
Moloz: Yıkımın ardındaki gerçek
Moloz: Yıkımın ardındaki gerçek
Paylaş: