Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı.
GÖZLEM – Gallup’un bir küresel araştırması var. O araştırmadan “Öfke Haritası ve Türkiye” diye bir haber de var. “Neden ÖFKE oranının yüksek olduğu 10 ülke” içindeyiz?
K – Bir defa genetiğimizde öfke, şiddet, fiziksel yaklaşım var. Orta Asya’dan Anadolu’ya olan büyük göçte ve sonrasında herhalde dünyada bizim kadar çok savaşmış bir millet yoktur. Bu mücadele, düzensizlik, kuralsızlık ve fiziksel şartlar hiç şüphesiz genlerimize yerleşmiş. Ancak Türk milletinin çok huzurlu ve barış içinde yaşadığı ara dönemler de olmuş. Maalesef şimdi bu dönemlerden birinin içinde değiliz. Bana göre bunun nedeni de bugünkü iktidarın yarattığı ve beslendiği şiddet, kuralsızlık, hukuksuzluk ortamı. Rantın öne çıkması, sermayenin, paranın el değiştirmesi için böyle bir ortama ihtiyaç vardı. Ancak gelinen boyutta bana göre bu iktidarın da tahmin ettiğinden öte bir noktaya geldi, geliyor. Artık sermaye değişimi, aktarımı için kurgulanan düzen, kayyumların da aracılığıyla tek bir elden değil, devlet içinde yapılanmış çeşitli küçük oluşumlarla, işin çığırından çıktığı bir noktaya ulaştı.
GÖZLEM - Bu sorunun giderilmesi için “Ne yapılmalı” ve de “Ne yapmalıyız”?
K – Bu durumun önüne geçilmesi için hukukun, adaletin tarafsız bir şekilde işler hale geldiği, güçler ayrımının yeniden oluşturulduğu bir sisteme ihtiyaç var. Yargının tekrar işler hale getirilmesi lazım. Bakın geçen hafta içi sadece bir günden üç haber örneği verelim: Ankara’da aşiret lideri miras sebebiyle tartıştığı oğlunu evinde vurup yaraladı. Gözaltına alınıp ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Ukrayna’da savaştan kaçıp anne babası ölen 510 çocuk Antalya’ya getirilmişti. Bunlardan iki kız çocuğunun bir otelde cinsel saldırıya uğradığı ortaya çıktı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı “ilgili savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına” hükmedildiğini ve bakanlık tarafından yapılan itirazın “ilgili mahkeme tarafından reddedildiğini” bildirdi. Aydın Koçarlı’da 2022’de yaşanan olayda 2 aylık eşini “boğazını keserek” öldüren kocayı Mahkeme “akli yerinde değil” diyerek serbest bırakmıştı. Tepkiler sonrası tedaviye alınan katil zanlısı yaklaşık 1,5 ayın ardından yeniden serbest bırakıldı. Adaletin ve bu sistemin de bugünkü iktidarla yeniden tesis edilmesi mümkün değil. Onun için iktidar değişikliği şart. Toplumun genel, “makul” çoğunluğu da “yavaş yavaş” bu değişikliğin gerekliliğini idrak ediyor.
GÖZLEM – “Asgari ücretle ilgili karar” konusunda görüşünüz?
K – Asgari ücret yüzde 27 artışla net 28 bin 75 lira oldu. Kasım ayı itibarıyla açlık sınırı ise 29 bin 828 lira. CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez asgari ücret açıklandığı gün açlık sınırının altında kaldı” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan 1993’de Refah Partisi İstanbul İl Başkanı iken bir düğünde yaptığı konuşmada dönemin iktidarını asgari ücret üzerinden şöyle eleştirmişti: “Evin kirasını kim ödeyecek? Elektrik parasını kim ödeyecek? Su parasını kim ödeyecek? Çoluk çocuğun okul masrafını kim karşılayacak? Soruyorum sizlere bu zalim yönetim bu aziz milleti bir bardak çayla, bir simidi bile layık görmüyor.” Belki şimdi kendisi, hükümet ve işveren temsilcilerinin hiç şüphesiz kendisine de “danışıp” açıkladığı asgari ücreti son anda bir miktar da olsa arttırır.
GÖZLEM – Suriye konusu, “AKP iktidarının attığı adımlar” ile ülke gündeminin zirvelerine çıktı ve tartışmaya açıldı. “İsrail – Trump – Netanyahu - Golan Tepeleri – Petrol – İlticacılar – CHP – DEM Parti” çokgeninde özellikle Güneydoğu Anadolu’da yaşayan vatandaşları tedirgin ediyor; ne diyorsunuz?
K – Erdoğan ile Bahçeli’nin birlikte “kurguladıkları” yeni açılım sürecinde, her ikisinin de iki ana şartı vardı. “PKK’nın feshinin ve tüm silah teslimlerinin devletin ilgili birimleri tarafından onaylanarak kabul edilmesi ve SDG’nin Suriye Ordusu’na entegre edilerek pratikte dağıtılması”. Ama bu şartların yerine getirilmeyeceğini ve terörle pazarlık olmayacağını DEM’in süreç içinde artarak şekillenen “Apo’ya özgürlük, silah bırakanlara eylem yapmış olsun olmasın af, anadilde eğitim ve öğrenim hakkı, askeri araçların Güneydoğu ve Doğu’dan çekilmesi, açık yaraların kapanması için Şeyh Sait, Seyit Rıza ve Said-i Nursi gibi şahsiyetlerin mezar yerlerinin açılması, anayasada iki milletli yapının oluşturulması, vatandaşlık tanımının değiştirilmesi” gibi isteklerinden gördüler. PKK bırakın silahları bırakmayı kış üslenmesine girdi. Hakkari, Siirt, Şırnak, Mardin, Diyarbakır kırsalında halen 80 civarında silahlı ve teçhizatlı terörist bulunduğu, faaliyetlerine devam ettikleri tespit edildi. Öte yandan Suriye’yi ziyaret eden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “Maalesef SDG’nin çok fazla ilerleme kaydetmeye niyeti olmadıklarını görüyoruz. Orada SDG’nin belli faaliyetlerinin İsrail ile koordinasyon içerisinde götürüyor olması gerçeği, aslında Şam ile yürütülen görüşmelerde de şu anda büyük engel teşkil etmekte” dedi. SDG’nin Suriye ordusuna entegre edilmesi bir yana, ABD, Işid’le mücadele adı altında Kuzey Suriye’deki PKK yapılanmasına daha yeni, aralarında füze platformları ve ağır silahlar da bulunan 4 kargo uçağı gönderdi. Kuzey Irak’taki PKK, SDG füze platformunu ciddi bir hava varlığı bulunmayan Işid’e mi karşı kullanacak? Aslında bana göre iktidar zaten açılımın böyle ciddi sonuç vermeyecek bir noktaya geleceğini biliyordu. Ancak bu işe girişerek birincisi yeni bir Anayasa ile Erdoğan’ın iktidarının uzatılmasını, ikincisi de Ortadoğu’da İsrail’in de güvenliği için bir Kürt devleti kurulmasını isteyen ABD’nin desteğini sağlamayı hedeflediler. Yeni açılım sürecinin SDG’de düğümlenmesi, eğer Anayasa’daki değişiklik istekleri DEM tarafından benimsenirse, aksini ısrarla ifade etmelerine karşın iktidar için bir sorun yaratmaz. Bu yüzden bu süreçte şimdi “terör örgütünün kendini lağvettiğini” açıklamasını yeterli bularak, terörist ve PKK destekçilerini serbest bırakmaya, liderlerinin siyaset yapmasını sağlamaya dönük mevzuat gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar.
GÖZLEM – Siyaset ve medya gündeminde MHP Lider Devlet Bahçeli’nin art arda açıklamalarıyla zirve yapan “Öcalan ne olacak” konusu iddia ve tartışmalarla sürerken, birden bire “Uyuşturucu” konusu, “Sadettin Saran’ın adının da karıştığı” ve sosyeteye kadar uzanan bir dalga halinde gündemin zirvesine oturdu. İstanbul Büyükşehir Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. Sadettin Saran gözaltına alındı ve haftada iki gün imza vermek şartıyla geri bırakıldı. Fenerbahçe cephesinde sıkıntı var; gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?
K – Saran önce “Uyuşturucu madde temin etme, uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırmak ve kullanma” suçlarından gözaltına alınmıştı. Sabah gazetesinde bir sunucu ile uyuşturucu kullandığını kanıtlamayan özel whatsapp yazışmaları ifşa edilmişti. Sonra sadece “Uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırmak” suçundan adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Saran’ın kan, idrar ve tırnak analizleri “negatif”, saç örneğinde kokain ve metabolitleri testi pozitif çıktı. Belki bu tezattan, belki Fenerbahçe Başkanı’nın, hem de Jandarma vasıtasıyla tesislerden götürülmesinin yarattığı tepkilerden dolayı Saran şu an için “rahat bırakılmış” gözüküyor. Bana göre genel olarak son dönemdeki magazin ve spor dünyasına ilişkin özellikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kaynaklı soruşturmaların bir nedeni de, CHP’ye dönük yargısal baskı kampanyasını halkın gözünde meşrulaştırmak, unutturmak, gündemden düşürmek. Uyuşturucu tabii ki özellikle son dönemde Türkiye için çok büyük sorun. UNODC ve yerli resmi verilere göre Türkiye’de 2024’de 700 bin kişinin uyuşturucu kullanıcısı, bağımlısı olduğu tahmin ediliyor. Böyle bir ülkede, tüm uyuşturucuyla mücadele, magazin ve spor dünyasında birbirlerinin isimlerini veren 40-50 kişiyi yakalamaya mı kaldı? Bu tür soruşturmalarda, uyuşturucu kullandığı veya bulundurduğu için gözaltına alınan, hakkında arama kararı çıkartılanların sırf bu yüzden şirketlerine, varlıklarına “kayyum” atanması da bu yargılamaların başka amaçlara da hizmet ediyor olabileceği “şüphesini” doğuruyor.
Kuralsızlık, hukuksuzluk ortamı öfkeyi artırdı
Kuralsızlık, hukuksuzluk ortamı öfkeyi artırdı
Paylaş: