Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar adeta feryat ediyor.
Kur bu şekilde baskılanmaya devam edilirse, bu durumun sürdürülemez olmasının yanında, belli bir dönemin sonunda mutlaka sert ve tahripkar bir düzeltme yaşanacağını söylüyor.
Ancak bu sürenin ne zaman dolacağının öngörülememesi nedeniyle, o zamana kadar ihracatçının ayakta kalmasının giderek zorlaştığını ifade ediyor.
Yorgancılar, firmaların şu anda pazar paylarını kaybetmemek için zararına satış yaptıklarını ve adeta Godot’yu bekler gibi kurların makul seviyelere gelmesini beklediklerini ima ediyor.
Esasında bakarsanız, uygulanan kur politikası kendi sınırlarına çoktan gelmiş ve artık kabak tadı vermeye başlamıştır.
Bir euronun ve bir doların milli paramız karşısındaki satın alma gücünün bu denli aşağı çekilmesi, fiyatlama davranışlarını tamamen ters yüz etmektedir.
Bu durum hayatın gerçekleriyle de uyumlu değildir.
Bugün büyük otomotiv firmalarına yedek parça ve yan sanayi ürünleri üreten şirketler, birkaç yıl önce işçilik maliyeti olarak kişi başına yaklaşık 700 euro öderken, şimdi sendikal baskılar ve ücret artışları nedeniyle bu rakam ortalama 2.800 euro seviyelerine ulaşmış durumdadır.
Firmalar bu tabloyu yurt dışındaki müşterilerine anlatmaya çalıştıklarında, müşteriler uzun yıllardır çalıştıkları Türk tedarikçilerin durumunu anlayışla karşılamış ve ürün fiyatlarına euro bazında zam yapılmasını kabul ederek şartların düzelmesini beklemiştir.
Ancak ekonomik programın uygulandığı üç yıl boyunca herhangi bir düzelme yaşanmadığı gibi, durum daha da ağırlaşmıştır.
Türk lirasının döviz karşısındaki değerlenmesi giderek artmış ve artık yabancı müşteriler de sabırlarının sınırına gelmiştir.
Enflasyonu önlemek adına dövizi baskılamak temel politika haline gelince, bu kez palyatif çözümler aranmakta ve yanlış uygulamalar yeni yanlışlarla yamalanmaya çalışılmaktadır.
Özellikle tekstil sektörü, yüzde 3 seviyesindeki döviz dönüşüm desteğiyle ayakta kalmaya çalışmaktadır.
Bu nedenle destek oranının yüzde 5, 6, 7 hatta 8’e çıkarılması yönündeki talepler haklı olarak gündeme getirilmektedir.
Bu tür destekler ihracatçıya bir nebze nefes aldırsa da, dövizin aşırı baskılanmasının yarattığı temel sorunu çözmeye yetmemektedir.
Enflasyonla mücadelede bu kadar katı bir politika uygulanmasının bir sonuç üretiyor olması halinde mesele olmayabilirdi.
Ancak üç yılı aşkın süredir bırakın enflasyonun düşmesini, her yıl açıklanan enflasyon hedeflerinin daha yılın ilk birkaç ayında gerçekleşmeyeceği anlaşılmakta ve hedefler sürekli revize edilmektedir.
Bu durum başta Merkez Bankası olmak üzere ekonomi yönetiminin ve ilgili devlet kurumlarının inandırıcılığına ciddi zarar vermektedir.
Amaç enflasyonu düşürmekse ve bu hedefe ulaşılamıyorsa, o halde piyasalara ve üreticilere neden bu kadar ağır bir yük yüklenmektedir?
Bazıları bu politikanın seçim sürecinde iktidara avantaj sağlayabileceğini düşünebilir.
Ancak bunun da gerçekleşmediği ortadadır.
Gelir dağılımı öylesine bozulmuştur ki, döviz bazında yüksek ücretler ödeniyor gibi görünse de bu ücretlerin Türk lirası karşılığı enflasyon karşısında anlamını büyük ölçüde yitirmiştir.
Orta sınıf giderek erimekte, asgari ücretli açlık sınırının altında gelir elde etmekte ve emekliler toplumun en zor durumda kalan kesimi haline gelmektedir.
Toplumun yaşadığı ekonomik sıkıntılar artık herkes tarafından açıkça görülmektedir.
Dolayısıyla bu tablonun seçimlerde iktidara fayda sağlamayacağı da ortadadır.
O halde en başta sorduğumuz soruyu yeniden soralım:
Bu ızdırap ve bu anlamsız inat neden sürdürülüyor?
Döviz kuru, ani ve kontrolsüz bir şekilde değilse bile, belli bir takvim ve kademeli bir program çerçevesinde birkaç ay içerisinde olması gereken seviyeye getirilmelidir.
Ekonominin gerçekleriyle uyumlu olmayan uygulamaların daha fazla sürdürülmesi, hem üreticiye hem ihracatçıya hem de toplumun tamamına daha ağır maliyetler yükleyecektir.
Kur Politikası Nereye Kadar?
Kur Politikası Nereye Kadar?
Paylaş: