.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İran savaşı ibretlik derslerle doludur

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İran savaşı ibretlik derslerle doludur
İran savaşı ibretlik derslerle doludur
Paylaş:
ABD-İsrail ikilisinin 28 Şubat’ta İran’a başlattığı saldırılarla gelişen süreç bölge ülkeleri açısından ibretlik derslerle doludur. Bu savaştan dersler çıkarabilmek için; küresel emperyalist devletlerin güdümündeki bölge ülkelerinin -bu savaşın fiilen çatışan tarafı olmadıkları halde- yaklaşık bir ay içinde kaybettiklerine ve ilerleyen süreçte oluşabilecek muhtemel kayıplarına bakmak yeterli olacaktır.
Konunun uzmanları; savaşın küresel çapta ekonomik etkilerini bütün açıklığıyla anlatmaktadırlar. Kaldı ki; en yakın bölge ülkesinin vatandaşları olarak bizler, ekonomimizdeki olumsuzlukları savaş başlamadan, gerginlik sürecinde yaşamaya başlamıştık. Savaş bu olumsuz etkiyi kat kat arttırdı. Uzmanların; savaşın küresel petrol ticaretine, dolayısıyla dünya ekonomisine etkisi ile ilgili açıklamaları gelecekte bölge ülkelerini nelerin beklediğini bütün gerçekliğiyle ortaya koymaktadır.
Son günlerde; savaşan tarafların saldırılarını ekonomik hedeflere kaydırmaya başladıkları dikkat çekmektedir. ABD-İsrail ikilisi İran’ın enerji altyapısını tehdit etmektedir. Buna karşılık İran; bir taraftan İsrail’deki gübre sanayi ve enerji üretim tesislerini hedef alırken diğer taraftan ABD’yi destekleyen bölge ülkelerinin enerji altyapısını ve su kaynaklarını (deniz suyu arıtma tesislerini) yok edeceği tehditleri savurmaktadır. Bölgedeki enerji altyapısının zarar görmesi ve susuzluk bütün bölgeyi çok uzun yıllar yaşanamaz hale getirecek, petrol ve doğalgaz üretimi ile rafinerilerin çalışmasını engelleyecek bu da bütün dünyayı olumsuz etkileyecektir.
ABD Başkanı Trump savaşın başından bu yana büyük başarılar kazandıklarını iddia etmekte, sürekli tehditler savurmakta, bir tehdidinin üzerinden saatler geçtikten sonra İran’a anlaşma için zaman verdiğini ve tehditlerini ertelediğini ilan etmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla bu zamana kadar askerî açıdan bekledikleri sonucu elde edememişlerdir. Bundan sonra da elde edip edemeyecekleri kuşkuludur. Bu durumun ortaya çıkmasının nedenleri; Avrupa ülkelerinden bekledikleri desteğin gelmemesi, bölge ülkelerinin desteklerinin lafta kalması, asıl önemlisi de İran’ın beklediklerinin çok üstünde direnç göstermesi, karşılık vermesidir. Çin ve Rusya’nın İran’a sağladığı desteğin de ABD-İsrail ikilisini zor durumda bıraktığı görülmektedir.
Bu zamana kadar bölge ülkelerinden beklediği desteği alamayan ABD; kendi kara gücünü devreye sokma hazırlığı içindedir. Son günlerde deniz piyadelerden, hava indirme birliklerinden ve özel kuvvetlerden oluşan yaklaşık 8 bin kişilik kara gücünün bölgeye intikal etmekte olduğu açıklaması yapmaktadır. Hedefinin; Hürmüz Boğazı ve İran’ın en önemli petrol depolama sahası olan Khark adası olduğu söylenmektedir. Bir taraftan bölgeye kara birlikleri sevk ederken diğer taraftan İran’ın önüne 15 maddelik bir ateşkes planı koymuştur. Bu planın neredeyse tamamı ABD-İsrail ikilisinin savaşarak elde edemedikleri konuları içermektedir. İran’ın böyle bir planı kabul etmesi mümkün görünmemektedir. Nitekim İran basınına göre İran tarafı; ABD’nin teklifini reddetmiş, buna karşılık ateşkes için 5 şart öne sürmüştür. Bu şartların içerisinde İran’a tazminat ödenmesi ve İran’ın Hürmüz Boğazındaki egemenliğinin tanınması konuları vardır. ABD’nin de bu şartları kabul etmesi mümkün görünmemektedir. Çünkü ABD-İsrail tarafının öncelikli hedeflerinden birisi Hürmüz Boğazının kontrolüdür. Bu sağlanamadığı taktirde İran’ı zayıflatmaları, bölüp parçalamaları, özetle; nihai hedeflerine ulaşmaları mümkün olmayacaktır. İran’a tazminat ödenmesi de yenilgiyi kabul etmek anlamına gelecektir ki; bunun da siyasi sonuçları çok ağır olacaktır.
ABD’nin ateşkes teklifinde bulunması işlerin bekledikleri gibi gitmediğini, İran’ın askeri kapasitesini kolaylıkla alt edemeyeceklerini göstermektedir. İran; ABD ve İsrail’in milyonlarca dolar değerindeki füzelerine karşılık çok daha az maliyetli İHA ve SİHA’larla son derece isabetli karşılıklar vermektedir. Bunun yanında; geçtiğimiz günlerde Hint Okyanusunda, yaklaşık 4 bin kilometre mesafedeki İngiltere'ye ait Diego Garcia üssüneiki adet füze atarak etki alanının genişliğini ortaya koymuştur. Bütün bunlar İran’ın savaşı uzun süreye yayabilecek ve sonucu lehine çevirebilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir. Savaşın uzaması okyanus ötesinden gelerek İran gibi bir ülkeyle savaşmaya kalkan ABD’yi ekonomik ve askerî açıdan oldukça zorlayacak, tıpkı Vietnam’da olduğu gibi hezimete uğratabilecektir. ABD zorlandığı taktirde İsrail bütünüyle yalnız kalacak demektir.
Savaşın seyrini etkileyen hususlardan birisinin de totaliter rejimin bütün baskısına rağmen İran halkının vatansever duruşu, güçlü bir mukavemet ruhuna sahip olması ve emperyalist odaklara teslim olmayı, onların güdümüne girmeyi reddetmesi olduğunu düşünüyorum. Savaş başlamadan kısa süre önce rejime karşı tepkisel eylemler başlatan halk kesiminden eylemlerini tırmandırmaları beklenirken bu olmamış, eylemci halk kesiminin liderleri; ABD ve İsrail gibi iki düşmanın işini kolaylaştırmamak için eylemlerine son verdiklerini ilan etmişlerdir. Bunun yanında savaşın başladığı günlerde dillendirilen kitlesel göç hareketleri gerçekleşmemiş, İran halkı yerinde kaldığı gibi yurt dışında yaşayan İranlıların büyük bölümünün ülkelerine döndüğü görülmüştür. Milli mukavemetin tesis edilmesinde sivil halkın yerinde kalmasının önemi çok büyüktür.
ABD ve İsrail cephesinin işi her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Muhtemel olumsuzluklara karşı önlem almak için yapmaları gereken İran karşısındaki siyasi ve askeri cepheyi genişletmek olacaktır. Geçtiğimiz günlerde Türkiye ile birlikte 12 bölge ülkesinin Riyad’da toplanarak imzaladığı, ABD ve İsrail’in saldırgan tutumunu görmezden gelerek İran’ı itham eden bildirinin ABD’nin baskısıyla oluşturulduğu iddia edilmektedir. Bölge ülkelerinin bu tutum ve davranışları ABD ve İsrail cephesine destek anlamında değerlendirilmiştir. Öyle görünüyor ki ABD; bölge ülkelerini, bizim için asıl önemlisi ülkemizi de savaşa dahil etmek için harekete geçmiştir.
Bölge ülkelerinin bütün bunlardan dersler çıkarıp zaman kaybetmeden emperyalist devletlerin güdümünden kurtulmaları ve kendi aralarında bölgesel askeri ve ekonomik iş birliği geliştirmeleri gerektiği kanaatindeyim.
Ülkemizde de son yıllarda, özellikle de son bir ayda bölgemizde ve yakın coğrafyada yaşananların masaya yatırılarak geçmişte yapılan hatalardan dönülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kapsamda; Silahlı Kuvvetlerimizde yuvalanmaya çalışan, emperyalist odakların güdümündeki tarikat ve cemaatlerin engellenmesi, askeri eğitim ve askeri sağlık sistemimizin çağın gereklerine uygun şekilde yeniden gözden geçirilmesi, Arınç’a suikast kumpası gerekçe gösterilerek lağvedilen milli mukavemet teşkilatımızın (Seferberlik Tetkik Kurulunun)  siyasi ideolojik düşüncelerden arındırılarak kendi ruhuna uygun şekilde yeniden tesisi için samimi çaba harcanması, Sivil Savunma Teşkilatının yeniden hayata geçirilmesi, profesyonel ordu ve paralı askerlik gibi uygulamaların milli mukavemet ruhuna, askeri gücün korunmasına ve geliştirilmesine etkileri yönünden fayda-mahzurlarının ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi, terörle mücadelede çok büyük çatışma deneyimi kazanmışken Ergenekon, Balyoz, askeri casusluk v.b. kumpaslarla tasfiye edilen personel kadrolarının telafisi için çalışmalar yapılması, gerekirse bu personelden eğitici olarak yararlanılması, milli eğitimimizin çağın gereklerine uygun ve ulusal güvenliğimizi destekleyecek şekilde yapılandırılması, bu kapsamda “askeri vesayete son vermek” gerekçesiyle liselerden kaldırılan Milli Güvenlik derslerinin günün gereklerine uygun şekilde yeniden müfredata dahil edilmesi, uluslararası ilişkilerin ulusal çıkarlarımıza uygun şekilde kurgulanması, milli güç unsurlarımızın tek tek ele alınarak azami güce ulaştırılması için çaba harcanması gerektiğine inanıyorum.