.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İran’da kazın ayağı

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İran’da kazın ayağı
İran’da kazın ayağı
Paylaş:
Türkçede sık kullanılan bir deyim vardır: “Kazın ayağı öyle değil.”
Bu deyim; bir olayın anlatıldığı gibi olmadığını ifade eder.
Deyimin kökü aslında Arapça “kaziye-i anha” ifadesine dayanır.
Anlamı şudur:“Hüküm öyle değil, mesele sanıldığı gibi değildir.”
Bugün İran meselesine bakarken de tam olarak bu deyimi hatırlamak gerekir. Çünkü dünya kamuoyuna anlatılan hikâye şudur: İran nükleer tehdit oluşturuyor. İsrail güvenliğini koruyor.ABD bölgesel istikrarı sağlıyor.
Ama kazın ayağı öyle değildir. İran’daki saldırıların ve gerilimlerin arkasında yalnız İsrail’in güvenlik politikaları değil, küresel enerji düzeni ve onun akıl almaz spekülasyon sistemi vardır.

A. Petrol keşfedilirken İsrail haritası da çiziliyordu
Modern petrol çağı 19. yüzyılda başladı.1859’da ABD’de Pennsylvania’da açılan ilk ticari petrol kuyusu dünyada yeni bir dönemi başlattı. Ardından Kafkasya, İran, Irak ve Arap yarımadasında yani tüm Ortadoğu’da dev rezervler keşfedildi.
Tam aynı dönemde Avrupa’da yeni bir siyasi hareket yükseldi: Siyonizm.
Theodor Herzl liderliğinde gelişen bu hareket, Yahudiler için bir devlet kurulmasını savunuyordu. Bu süreç; dünya finans sistemini ele geçirmiş ve petrole göz dikmiş Yahudi bankerlerin, özellikle Rothschild ailesinin desteği ile yürütülüyordu.
Yahudi devleti için birçok alternatif bölge tartışıldı: Arjantin, Uganda, Madagaskar… Fakat sonunda Filistin seçildi. Bu kararın yalnız dini değil aynı zamanda jeopolitik bir anlamı vardı. Çünkü Filistin, Ortadoğu petrol havzasının merkezinde yer alıyordu ve orada sürekli “kontrollü kargaşa” üretecek bir Yahudi devletine ihtiyaç vardı.
Bu yüzden; 1948’de Filistin’de 22.000 km² (bizim Kırıkkale kadar) bir yerde İsrail devleti kuruldu. O günden sonra Ortadoğu’da savaşlar neredeyse hiç durmadı.
• 1948 Arap-İsrail savaşı
• 1956 Süveyş krizi
• 1967 Altı Gün Savaşı
• 1973 Yom Kippur savaşı
• 1979 İran devrimi
• 1980 İran-Irak savaşı
• 1991 Körfez savaşı
• 2003 Irak işgali
• 2011’de Kaddafi’nin devrilmesi
• Suriye iç savaşı
• Ve nihayet İran saldırıları…
Bu çatışmaların her biri yalnız askeri değil aynı zamanda petrol piyasasını etkileyen ve anormal petrol spekülasyonlarını tetikleyen kasıtlı olaylardır.

B. Petrol fiyatı maliyetle değil korkuyla oluşur
Petrol fiyatı korkuyla oluşur. İsrail; bu korkunun üretim merkezidir. Petrol fiyatı çoğu kişinin düşündüğü gibi üretim maliyetine göre belirlenmez. Bugün dünya petrolünün fiyatını belirleyen temel referans Yahudi Finans Sisteminin kontrolü altındaki “Brent Sistemi” dir.
Brent, Londra merkezli enerji piyasalarında işlem gören bir fiyat göstergesidir ve dünya petrol ticaretinin yaklaşık %70’inin fiyatı bu referansa göre belirlenir. Bu piyasada fiyat belirsizlik ve korkunun ürettiği “Risk Primi”’ ile oluşur. Risk Primi; savaşın henüz başlamadığı ama ihtimalinin fiyatlandığı anda oluşur.  Yani petrol fiyatı çoğu zaman gerçek üretim azaldığı için değil, azalabileceği korkusuyla yükselir.

C. Savaş ve petrol fiyatı: Tarihin en net korelasyonu
Tarihsel veriler bu ilişkiyi çok açık gösterir.
• 1973 Arap-İsrail savaşı sırasında petrol fiyatı: 3 dolardan 12 dolara çıktı.
• 1979 İran devriminde petrol fiyatı: 15 dolardan 39 dolara yükseldi.
• 1990 Körfez savaşı başladığında petrol fiyatı: 17 dolardan 40 dolara sıçradı.
• 2022 Ukrayna savaşı başladığında Brent petrol: 70 dolardan 120 dolara çıktı.
• Ve son İran geriliminde fiyatlar: birkaç gün içinde yaklaşık 10 dolar yükseldi.
Bu artışın anlamı şudur: Dünya günde yaklaşık 100 milyon varil petrol tüketiyor. Fiyatın 10 dolar artması demek: Günde 1 milyar dolar ek petrol geliri demektir. Yani savaşın faturası bütün dünyaya kesilir. Ama kazancı petrol mülkiyetinin sahipleri ve petrol piyasasını yönetenler toplar.

D. İran’ın sürekli kargaşa tarihi
İran; 1000 yıllık bir Türk yurdudur ve 50 milyon Türk’ün vatanıdır. İran petrol rezervleri nedeniyle yüzlerce yıldır emperyalist tertiplerin kurbanıdır. Emperyalizm işe; İran’da Türkleri yok sayan bir Pers mitolojisi inşasıyla başladı. Sonra Fars azınlıklardan Ağahanları, Pehlevileri sahneye sürdü. 1950’lerde İran petrolünü millileştiren Türk/Kaçar kökenli Musaddık’ı MI6 ve CIA eliyle devirdi. Kaçan Şah’ı geri getirdi. Ancak Şah rejimi yeteri kadar kaos üretmiyordu. Onun yerine 1979’da İslam dünyasını bölen ve İsrail ‘e daha büyük kaos ve savaş fırsatı veren mollalar oturtuldu.
Bu değişim; iddia edildiği gibi bir devrim değil, Ortadoğu’da daha derin ve kalıcı bir kriz üretme mekanizması tercihidir. Bu yüzden son zamanlarda mollalarla adeta anlaşmalı krizler ve saldırılar türetilmektedir. İran; sürekli yaptırımlar, sürekli krizler ve sürekli belirsizliklerle yaşamaktadır, yaşatılmaktadır.

E. İran’daki kazın ayağı dünya petrol rejimidir
Petrol piyasasının temel mantığı basittir: Krizler ve belirsizlikler fiyatı büyütür. İran petrolleri için de durum böyledir.
Her kriz petrol fiyatına risk primi ekler. Her gerilim enerji gelirlerini büyütür. Bu nedenle bazı enerji ekonomistleri Ortadoğu’daki çatışmaları şöyle tanımlar:
‘’Ortadoğu; dünyanın en büyük jeopolitik risk üretim ve dünyanın en büyük spekülasyon üretim mekanizması.” dır.
Sonuç olarak; dünya enerjisi fosil yakıt mülkiyetine ve korku fiyatına dayalı olduğu sürece Ortadoğu coğrafyasında ve İran’da kargaşa eksik olmayacaktır. Çünkü petrol gelirleri savaşla yükselir ve kendisi kadar büyük savaş kazançları üretir.
Bu yüzden İran’a bakarken, Kazın ayağının; ‘’İsrail’in güvenliği ve ona yönelmiş nükleer tehditler değil, tam tersiyle İsrail eliyle petrol ve savaş kazançlarının maximize edilmekte olduğu’’ gerçeğini görmeliyiz.