.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İran ABD üstlerini vurursa radarına Türkiye’de girer

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İran ABD üstlerini vurursa radarına Türkiye’de girer
İran ABD üstlerini vurursa radarına Türkiye’de girer
Paylaş:
Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı.
*****
GÖZLEM – İran devlet televizyonu ve radyosunun verdiği habere göre, “İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Abdülrahim Musevi, ABD ve İsrail’in "cihatçı IŞİD örgütüne mensup teröristleri İran’a gönderdiğini" iddia etti. Musevi, “Bu paralı militanlar sivilleri ve güvenlik personelini öldürdü” dedi. Olabilir mi?
K – Olabilir. Sadece Işidliler değil başka unsurlar da devrededir. Amerikan ve İsrail istihbaratının İran’da cirit attığı, daha önce yaptıkları özellikle “nokta” saldırılardan ve bu saldırıların başarısından zaten belli. İran’da hızla yayılan protesto ve gösterilerde ölümlerin bağımsız kaynaklara göre 3 binli rakamlara yükselmiş olması bile, bence bu çatışmalarda sadece sivillerin değil, bu konuda eğitimli terörist ve militanların da yer aldığına işaret ediyor. “Sade yurttaşların” devrede olduğu protestolarda bu kadar can kaybı olması bana olası gelmiyor. Ancak şimdiden protestoların yavaşladığı dikkate alındığında, ABD ve İsrail’in İran rejimini değiştirmek veya dize getirmek için başvuracağı tek yöntemin bu olamayacağını kabul etmek gerekiyor. Sadece buna güvenmiyorlardır. Trump’a İran’a karşı kullanılabilecek askeri ve örtülü araçlara ilişkin detaylı sunum yapılması ve ABD Senatosu’ndan İsrail’e en az 3 milyar dolarlık askeri yardım ve hibe tasarısı sunması da bu duruma işaret ediyor. ABD Başkanı Trump da bu süreçte İran’da protestocuların öldürülmesi durumunda çok ciddi karşılık vereceklerini söylemiş ve “İranlı vatanseverler protestolara devam edin. Yardım yolda” demişti. Ancak sonradan da, kısmen bölgede yeterli gücü olmamasından dolayı, “İran’ın göstericileri öldürmeyi durdurduğu ve yakalananları idam etmeyeceğini açıkladığı” gerekçesiyle en azından “henüz” bir operasyon yapmayacağını ima etti. Trump’ın ne yapacağı belli olmuyor ama önceki yaptıklarına bakarak, ben o veya bu zamanda “bir şekilde İran’a müdahale edeceğini” tahmin ediyorum.
GÖZLEM – ABD İran’ı vurursa bunun Türkiye’ye etkisi ne olur?
K – İran da bu durumda ABD’nin bölgedeki üstlerini hedefleyeceğini açıkladı. Böyle bir gelişme olursa İran’ın radarına Türkiye’deki NATO üstleri de girmiş olacak. Nefes’in Ankara Temsilcisi, deneyimli diplomasi muhabiri Deniz Zeyrek 15 Ocak Perşembe tarihli yazısında, ABD’nin Türkiye’de üssü olmadığını, 1954’de imzalanan anlaşmalar ile ABD’ye sadece kullanım hakkı verildiğini belirterek durumu şöyle özetliyor: “ABD İran’a yönelik olası bir operasyonda Türkiye’deki üsleri, tesisleri ya da Türkiye’nin hava sahasını kullanmak isteyebilir ama bunu otomatik olarak yapamaz. Her durumda Türkiye’den izin almak zorunda kalır. İran’a müdahale edecek Amerikan uçaklarının Türk Hava Sahasını kullanması dahi izne tabi olur. Peki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesi böyle bir talebe nasıl yaklaşır? Gerek iktidar cenahından, gerek diplomatik kaynaklardan aldığım bilgiye göre ABD’nin böyle bir talebi olursa Ankara reddedecek... Zeyrek kaynaklarının “İran, Türkiye’deki üsleri ‘ABD’yi hedef alıyorum’ gerekçesiyle hedef alabilir. Ancak o hedef büyük ihtimalle İncirlik olmaz. ABD’nin bölgedeki birçok operasyonunda iletişim ve istihbarat amaçlı kullandığı Kürecik Radar Üssü ...olabilir” dediklerini de belirtiyor. Ben Erdoğan’ın, iş ciddiye bindiğinde Trump’ın isteklerini geri çevirebileceğine ihtimal vermiyorum. Böyle bir durumda da İran, örneğin Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’ne saldırırsa, buna işi fazla büyütmemeye çalışarak bir karşılık verileceğini, ama sonuçta Türkiye’nin de kendisini bölgedeki sıcak çatışmaların içinde bulacağını düşünüyorum.
GÖZLEM – Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı ciro endekslerine göre, sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörlerinde hareketlilik sürüyor. Veriler, ekonomik faaliyetin yılın son aylarında da canlılığını koruduğuna işaret ederken, Sektörlerin tamamında ciro artışının devam ettiğini gösterdi. Bu tabloyu ekonomimiz bakımından nasıl yorumluyorsunuz?
K – Merkez Bankası özellikle yılın son döneminde riskli koşullara rağmen politika faizini indirmeye devam etti. Banka, Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasının ardından Nisan ayı toplantısında politika faizini yüzde 46,5’ya çıkartmıştı. Bu tarihten sonra Temmuz’dan başlayarak faizleri 9 puan düşürüp Aralık ayında yüzde 39’a indirdi. Bu düşüş, ekonomik canlılığı arttırdı. Reel sektör bu düşüşün daha da çok olmasını istiyor. Bu yöndeki baskılar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla ekonomi yönetimine iletiliyor. Bu nedenle ekonomi yönetiminin elinde sadece sabit ve dar gelirlinin harcamalarını enflasyona göre kısacak “düşük maaş ve zam kararlarını” devreye sokmak ve vergi ve harçlara ciddi oranlarda zam yapmak gibi seçenekler kalıyor. Reel sektör, sanayi, kötünün iyisi bir dönemden geçiliyor. Hizmet ve ticaret sektörleri, enflasyon yüksek kaldığı için bu karmaşada fiyatlarını enflasyonun da üstünde tutabildikleri ölçüde bu ortamdan faydalanıyorlar. Sabit ve dar gelirli yurttaşlar ise, temel maddelerdeki fiyat artışları hâlâ kendi gelirlerindeki artışın üzerinde olduğu için bu ortamdan gittikçe daha çok olumsuz etkileniyorlar. Bu olumsuzluk sürecinin sözde enflasyonla mücadele programı kapsamında 2026’da da süreceği anlaşılıyor. Ancak 2026 sonundan itibaren, bana göre en büyük ihtimalle 2027 sonbaharında yapılması beklenen seçimlere kadar, iktidarın kesenin ağzını bu kesimler için iyice açıp, enflasyonla mücadeleyi gözardı ederek seçimlerden zaferle çıkmayı hedeflediği anlaşılıyor.
GÖZLEM – Asgari ücretin 28 bin 76 liraya çıkarılmasının ardından, iktidar en düşük emekli maaşını da 20 bin liraya çıkaracak düzenlemeyi Meclis’e getirdi. Açlık sınırının 30 bin 143 liraya yükseldiği bir dönemde bu yeterli mi? Ne yapmalı?
K – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “(Devlet) Bahçeli madem ‘20 bine sefalet ücreti’ dedi, getirelim emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim” diyerek iktidarı dikkate alınır bir açmaza soktu. Özel önerilerini de şöyle detaylandırdı: “Bugün resmi yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Dört emekli bir araya gelse, bir yoksul etmemektedir. Sadece son altı yılda 1,2 milyon emekli daha, ‘en düşük emekli maaşı alanlar’ arasına katıldı. 6 ay önce 3,7 milyon olan en düşük emekli maaşı alan kişi sayısı 4,9 milyona ulaştı... En düşük emekli maaşını derhal bir asgari ücret seviyesine çıkartacağız... Bu önemli adım 650 milyar para istiyor. ‘Para yok’ dediler ancak bu para var. Vazgeçilen kurumlar vergisi kalemine 768 milyar lirayı bulanlar; emekliye 650 milyar lira vermemekte... Türkiye’de kaynak değil paylaşım sorunu var. AKP kaynağı vatandaşla değil yandaşla bölüşmekte...” Bunlar yapılamayacak işler değil ama bu iktidar yapamaz. 
GÖZLEM – Okan Buruk “Galatasaray futbolundaki istikrarsızlığı, ocak transferinde kadroyu takviye ederek” yok etmek istiyor. Almak istediği futbolculara bakarsak, Fenerbahçe ile yarışmasından başarı ile çıkabilecek mi?
K – Galatasaray Okan Buruk ile beraber son dönemdeki şampiyonluk yarışlarında, hatırlarsanız sezon ortalarında hep bir iki ciddi darbe yemiş ve başarısı sorgulanır olmuştu. Eskiden Lig Şampiyonuyla Kupa Şampiyonu’nun karşılaştığı Türkiye Süper Kupası bu yıl garip bir şekilde statüsü değiştirilerek dörtlü hale getirildi. Bana göre bunun bir amacı Fenerbahçe’ye futbolda bir kupa kazandırmaktı. Burada hem bu amaç hasıl oldu. Hem de Türkiye Süper Kupa finalindeki Fenerbahçe yenilgisi, Galatasaray ve Okan Buruk için beklenmedik bir şekilde gelen “sorgulanma” anlarından biri haline dönüştü. Ben tek bir maça bakarak herşeyin “tepetaklak” gittiği, gideceği yorumuna katılmıyorum. Sonuçta yılın bu zamana kadarki bölümünde ve hatta Avrupa’da, Liverpool, Ajax maçlarında başarılı olan bu kadro değil miydi? Öte yandan evet Fenerbahçe’nin aldığı ve üstünde durduğu isimler, Galatasaray’a göre daha fazla ses getiriyor ama bir iki istisna hariç, özellikle ara transferlerde, bu ne zaman böyle olmadı ki? Galatasaray’da bir metal yorgunluğu olabilir. Ama üç yıldır şampiyon olmanın verdiği bir direnç de var. Fenerbahçe de hâlâ inanç eksikliği var. İşini ancak çok sıkı tutarsa bu yarışta avantaj sağlayabilir.