.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Hayatı kazanmak, kariyer yapmaktan daha büyük bir iş

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Hayatı kazanmak, kariyer yapmaktan daha büyük bir iş
Hayatı kazanmak, kariyer yapmaktan daha büyük bir iş
Paylaş:
SELİN TEKİN

Bugünün gençleri üzerine çok şey söyleniyor: sabırsızlar, konfor düşkünleri, kolaycılar… Anne-babalar ise çoğu zaman şu cümleyi kuruyor: “Bizim zamanımızda böyle değildi.” Peki gerçekten öyle mi? Yoksa mesele, aynı evin içinde iki farklı dünyanın yaşanması mı? Bu soruları, küresel enerji, diplomasi ve iş dünyasında farklı coğrafyalarda derin tecrübeler edinmiş, halen Londra’da yaşamakta olan yazarımız Mehmet Öğütçü ile konuştuk.

Gençler için sık sık “yeterince mücadeleci değiller” deniyor. Katılıyor musunuz?

Hayır, bu oldukça yüzeysel ve hatta haksız bir değerlendirme. Bugünün gençleri daha az zorlanmıyor; sadece zorlukların doğası değişmiş durumda. Bizim kuşak daha çok somut yokluklarla mücadele etti: sınırlı kaynaklar, daha kapalı ekonomiler, daha az rekabet. Ama bugünün gençleri görünmeyen ama çok daha sinsi bir baskının altında yaşıyor. Sürekli karşılaştırılıyorlar, sürekli performans göstermek zorundalar ve sürekli “yeterince iyi miyim?” sorusuyla baş başalar. Sosyal medya bu baskıyı katlıyor; herkesin en iyi anlarını gördüğünüz bir dünyada kendi hayatınızı yetersiz hissetmeniz çok kolay. Ayrıca seçeneklerin çokluğu da bir yük. Eskiden yol belliydi; bugün ise seçenek çok ama yön yok. Bu da zihinsel yorgunluk yaratıyor. Dolayısıyla ben bugünün gençlerini zayıf değil, aksine farklı bir savaşın içinde görüyorum. Ama bu savaşın dili ve araçları farklı olduğu için eski kuşak bunu okuyamıyor. Asıl sorun burada.

“Kuşak uçurumu neden büyüyor?”

Anne-babalar ile gençler arasındaki kopuş neden bu kadar derin?

Çünkü artık sadece yaş farkı yok, dünya farkı var. Aynı evin içinde iki farklı zaman dilimi yaşıyor. Anne-baba kendi gençliğini referans alıyor; oysa o dünya artık yok. Eskiden bir diploma sizi bir mesleğe taşır, o meslek de sizi emekliliğe kadar götürürdü. Bugün diploma sadece başlangıç noktası, hatta bazen o bile değil. Meslekler hızla dönüşüyor, bazıları yok oluyor, yenileri ortaya çıkıyor. Bu belirsizlik gençleri tedirgin ediyor. Anne-baba ise bunu “kararsızlık” ya da “isteksizlik” olarak okuyor. Oysa genç aslında yön bulmaya çalışıyor. Bir diğer mesele de iletişim dili. Eski kuşak daha hiyerarşik bir dünyadan geliyor: “Ben bilirim, sen yaparsın.” Yeni kuşak ise daha yatay, daha sorgulayıcı. Bu da çatışma yaratıyor. Oysa burada yapılması gereken tarafların birbirini dönüştürmesi değil, birbirini anlaması. Çünkü iki taraf da aslında iyi bir hayat istiyor, sadece yolları farklı.

Başarı kavramı sizce nedir?

Başarıyı yıllarca dışarıdan tanımladık: para, unvan, güç, görünürlük… Ama zaman içinde şunu gördüm: bunların hiçbiri tek başına insanı tamamlamıyor. Ben çok zengin ama mutsuz, çok güçlü ama huzursuz, çok meşhur ama yalnız insanlar gördüm. O yüzden başarıyı yeniden tanımlamak zorundayız. Benim için başarı, aynaya baktığınızda gördüğünüz insanla barışık olmaktır. Kendinizi kaybetmeden yol alabiliyorsanız, başarı oradadır. Eğer bir noktaya gelirken değerlerinizi aşındırdıysanız, o aslında bir kayıptır. Bugün gençlerin en büyük riski, başarıyı başkalarının gözünden ölçmek. Sosyal medya bunu daha da körüklüyor. Ama gerçek başarı içsel bir dengedir. Kendi değerlerinizle, yaptıklarınızın uyumlu olmasıdır. Bu uyumu kaybederseniz, dışarıdan ne kadar başarılı görünürseniz görünün, içeride bir boşluk oluşur.


Herkes girişimci olmak istiyor. Bu gerçekçi mi?

Girişimcilik bugün bir tür cazibe alanı haline geldi. Herkes startup kurmak, yatırım almak, hızlı büyümek istiyor. Ama işin görünen yüzü ile gerçek yüzü arasında ciddi bir fark var. Girişimcilik, çoğu zaman yalnızlıktır. Belirsizliktir. Uykusuz gecelerdir. Kimsenin sizi alkışlamadığı uzun bir süreçtir. Bir fikri anlatmak kolaydır ama onu hayata geçirmek ve sürdürülebilir kılmak çok zordur. Gençlerin en büyük hatası sonucu başarı sanmaları. Oysa girişimcilikte asıl değer süreçtir. Dayanıklılıktır. Bir iş batabilir, bir ortaklık bozulabilir, bir proje tutmayabilir. Bunlar doğaldır. Asıl mesele, bu darbelerden sonra yeniden ayağa kalkabilmektir. Gerçek girişimci fırsat kollayan değil, krizden düzen kurabilen insandır. Bu farkı anlamadan girişimcilik sadece bir hayal olarak kalır.

Sabırsızlık eleştirisi sizce doğru mu?

Kısmen doğru ama eksik. Bu gençler hızın içine doğdu. Her şey anında gerçekleşiyor: bilgiye erişim, alışveriş, iletişim… Bu ortamda sabır kası doğal olarak gelişmiyor. Ama burada suç gençlerde değil, sistemde. Asıl mesele şu: bu hızın içinde derinlik kurabilecekler mi? Eğer sadece hızla hareket ederlerse yüzeyde kalırlar. Ama hızın avantajını derinlikle birleştirebilirlerse çok güçlü bir kuşak ortaya çıkar. Bu nedenle sabırsızlık eleştirisini yaparken biraz daha adil olmak lazım. Çünkü bu bir karakter sorunu değil, çevresel bir sonuç.


“Hayatı geriden okumak: En kritik egzersiz”


Gençlere somut bir tavsiye verir misiniz?

Evet, çok basit ama çok etkili bir egzersiz var. Kendinizi 60 yaşında hayal edin. Bugünden geriye bakıyorsunuz ve şu soruyu soruyorsunuz: “Ne yapmak isterdim de yapamadım?” Bu sorunun cevabı insanı derinden sarsar. Çünkü insanların en büyük pişmanlıkları yaptıkları şeyler değil, yapamadıkları şeylerdir. Denemedikleri yollar, söylemedikleri sözler, yaşamadıkları hayatlar… Bu egzersiz size şunu öğretir: ertelemeyin. Risk almaktan korkmayın. “Bir gün” demeyin. Çünkü o bir gün çoğu zaman gelmez. Hayat, bekleyenleri değil, deneyenleri ödüllendirir.

Para konusunda ne söylersiniz?

Para önemlidir, bunu inkâr etmek gerçekçi olmaz. Bağımsızlık sağlar, seçim hakkı verir. Ama tehlike şu noktada başlar: para amaç haline geldiğinde. O zaman insan yönünü kaybeder. Bir noktadan sonra mesele ne kadar kazandığınız değil, nasıl kazandığınız ve neye dönüştüğünüzdür. Gerçek başarı, satın alabildikleriniz değil, satın alınamayan tarafınızı koruyabilmenizdir. Eğer bunu başarabilirseniz, para sizin için bir araç olur. Aksi halde sizi yöneten bir güç haline gelir.

Son olarak gençlere ne söylemek istersiniz?

Hayatta en büyük risk yanlış karar vermek değildir. Kendi hayatını yaşamamaktır. Başkalarının beklentileriyle şekillenmiş bir hayat, en büyük kayıptır. Başarı ise çok daha sade: kendiniz olarak kalabilmek. Zor zamanlarda bile yönünüzü kaybetmemek. Ve en önemlisi, bir yere gelirken insan kalabilmek. Çünkü günün sonunda size şunu sormayacaklar: “Ne oldun?” Asıl soru şu olacak: “Nasıl bir insan oldun?”