.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“Hayat Size Güzel!”

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
“Hayat Size Güzel!”
“Hayat Size Güzel!”
Paylaş:
Kimsenin hayatı gökten zembille güzel inmiyor. Bazılarımız sadece onu güzelleştirmek için biraz daha fazla uğraşıyoruz. Bizim dilimizde hem iltifat, hem sitem, hem de hafif kıskançlık taşıyan müthiş bir cümle var: “Eh, hayat size güzel!” Sizi deniz kenarında görürler: Hayat size güzel. Güzel bir sofradaysanız: Hayat size güzel. Seyahattesiniz: Hayat size güzel. Gülüyorsunuz, dostlarınızla eğleniyorsunuz, teknede gün batımını seyrediyorsunuz: “Vallahi Mehmet Bey, hayat size güzel!”

Bazen gülüyorum. Bazen de hafiften kızıyorum. Çünkü bu dört kelimenin arkasında görünmeyen küçük bir iddianame var: “Biz burada hayat mücadelesi veriyoruz, siz keyif çatıyorsunuz.” İnsan o anda cevap vermek istiyor: “Bir dakika. Dosyanın önceki 40 yılı nerede?”

Fotoğrafa bakıp filmi yazıyoruz

İnsanların tuhaf bir alışkanlığı var: Başkasının hayatından bir kare görüyor, filmin tamamını kendisi yazıyor. Gün batımındaki fotoğrafı görüyor ama sabah altıda kalktığınız günleri görmüyor. Güzel evi görüyor, krediyi görmüyor. Başarıyı görüyor, reddedildiğiniz kapıları görmüyor. İyi işi görüyor, yıllarca yapılan fedakârlıkları görmüyor. Tekneyi görüyor, fırtınayı görmüyor. Kadehi görüyor, hesabı kimin ödediğini hiç sormuyor. Sanki güzel hayat diye bir devlet teşviki varmış da bazı insanlar zamanında başvurmuş, diğerleri son tarihi kaçırmış. Oysa benim bildiğim kadarıyla henüz “Güzel Yaşamı Destekleme Fonu” kurulmadı. Kurulursa başvururum.

Hayatın mutfağı pek görünmez. Restoranda önünüze güzel bir tabak geldiğinde mutfaktaki telaşı görmezsiniz. Soğan doğranmış, tava yanmış, aşçı terlemiş, bulaşık birikmiş; size yalnızca güzel tabak gelir. Hayat da biraz böyle. İnsanlar çoğunlukla tabağı görüyor, mutfağı değil.
Ben de hayatım boyunca güzel yerler gördüm, ilginç insanlarla tanıştım, farklı ülkelerde yaşadım, dostluklar kurdum, iyi sofralara oturdum. Ama bunun yanında bavullarla geçen yıllar, havaalanları, sabahın köründe uçuşlar, bitmeyen toplantılar, başarısızlıklar, yanlış kararlar, kaybedilen fırsatlar, yeniden başlamalar da oldu.

Sonra yıllar geçiyor, bir Ege akşamında dostlarla otururken biri size dönüp: “Hayat size güzel!” diyor. İçimden bazen şöyle diyorum: “Evet kardeşim. Biraz da onun için çalıştık zaten.” Acı çekmek neden daha itibarlı? Bizim kültürümüzde sıkıntı anlatmanın garip bir itibarı var.
“Nasılsın?” “Hiç sorma.” Son derece normal. Ama: “Nasılsın?” “Çok iyiyim. Hayatımdan memnunum.” Bir an sessizlik oluyor. Karşıdaki hafif şüpheyle bakıyor.
Bu adamın bilmediğimiz bir geliri mi var?

Yeni bir aşk mı? Yoksa doktor bir şey mi verdi? Mutlu insan bazen mutluluğunu açıklamak zorunda kalıyor. Mutsuzluk için ise belge istenmiyor. Belki de sorunumuz burada: Acıyı derinlik, neşeyi yüzeysellik sanıyoruz. Oysa neşeli kalabilmek bazen mutsuz olmaktan daha fazla emek istiyor.

Hayatı güzelleştirmek de bir beceridir

Ben “güzel hayat” derken lüks hayatı kastetmiyorum. Hayatı güzelleştirmek her zaman para gerektirmiyor; biraz dikkat, biraz cesaret, biraz da öncelik duygusu gerektiriyor. Kahveyi acele etmeden içmek. Yıllardır aramadığınız bir dostu aramak. Telefonu masada ters çevirmek.
Denizi görüyorsanız içine girmek. Sevdiğiniz insanlara sevdiğinizi, onlar henüz duyabilecek durumdayken söylemek. Güzel bir sofrayı “özel bir gün” gelene kadar ertelememek. Ve bazen hiçbir işe yaramayan şeyler yapmak.
Modern insan her şeyin getirisini hesaplıyor: “Bu seyahat bana ne kazandıracak?” “Bu insanla tanışmanın faydası ne?” “Bu kitabı okursam ne elde ederim?” Bazen hiçbir şey. Sadece güzel bir öğleden sonra elde edersiniz. O da az şey değildir.

Başkasının mutluluğundan vergi almayalım

“Hayat size güzel” cümlesindeki asıl sorun belki de başkasının mutluluğunu kendi mutsuzluğumuzun kanıtı haline getirmemiz. Birinin keyfinin yerinde olması bizim payımızdan eksiltmiyor. Komşunuz güldü diye sizin kahkaha kotanız azalmıyor. Arkadaşınız tatile gitti diye sizin pasaportunuz iptal edilmiyor. Bir başkasının sofrası güzel diye sizin domatesin tadı bozulmuyor. Mutluluk sıfır toplamlı bir oyun değil. Başkasının neşesinden manevi stopaj kesmeye gerek yok.

Evet, hayat bana güzel

Artık biri bana “Hayat size güzel” dediğinde uzun uzun açıklama yapmayı düşünmüyorum. Cevabım basit: “Evet. Ama hazır gelmedi.” Çünkü hayatın güzel olması, başımıza hep güzel şeylerin gelmesi demek değil. Kötü şeyler geldiğinde de güzelliği kaybetmemeyi öğrenmek demek. Bir sofrayı kurabilmek. Dostluğu koruyabilmek. Merak etmeye devam etmek.
Sevebilmek. Gülebilmek. Ve bütün koşullar mükemmel olana kadar yaşamayı ertelememek.
Peki insan kendi hayatını biraz daha güzel kılmak için ne yapabilir?

Benim üç basit önerim var:
1. Hayatınızı başkalarının hayatıyla karşılaştırmayı bırakın.
Başkasının vitriniyle kendi mutfağınızı kıyaslamayın. Her güzel fotoğrafın arkasında görünmeyen bir hikâye vardır. Enerjinizi “Onda neden var?” sorusuna değil, “Ben elimdekilerle neyi güzelleştirebilirim?” sorusuna harcayın.

2. Güzel hayatı emekliliğe ertelemeyin.
“Bir gün” tehlikeli bir tarihtir; takvimde yeri yoktur. Dostunuzu bugün arayın. İmkânınız varsa seyahate çıkın. O kitabı okuyun. Denize girin. Güzel sofrayı kurun. Çocuklarınızla, anne babanızla, sevdiğiniz insanlarla zaman geçirin. Para yeniden kazanılabilir; zamanın geri ödemesi yoktur.

3. Hayatınızı güzelleştiren insanları çoğaltın, çirkinleştirenlerden uzaklaşın.
Sürekli şikâyet eden, kıskanan, küçümseyen, enerjinizi emen insanlarla geçirilen zamanın da bir maliyeti var. Yanında gülebildiğiniz, kendiniz olabildiğiniz, başarınızı kıskanmadan kutlayan insanlara yatırım yapın. Hayatın kalitesini çoğu zaman banka hesabınızdan önce sofranızda kimlerin oturduğu belirler.
O nedenle biri sizi bir gün deniz kenarında, güzel bir sofrada veya kahkaha atarken görüp: “Hayat sana güzel!” derse savunmaya geçmeyin. Gülümseyin.
Ve şöyle deyin: “Evet. Çok uğraştım. Hâlâ da uğraşıyorum. Darısı başına.”