Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı.
GÖZLEM – Gazeteci Murat Ağırel Ankara’nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in ailesinin Almanya’da 30 bin euro sermayeli şirket kurarak 3,8 milyon dolarlık mülk edindiğini, Lüksemburg’da 180 milyon euroluk alışveriş merkezine teklif aldığını açıkladı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı resen soruşturma başlattı ve Melih Gökçek’i “şüpheli” sıfatıyla çağırdı. Melih Gökçek “Oğlumun yapmış olduğu bir ticareti benim üzerimden hesap sormaya kalkıyorlar. Oğlum da meşru yollardan bir ticaret yapmıştır. Bunun benimle ne ilgisi var?” dedi. Siz ne diyorsunuz?
K – Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş daha önceden Melih Gökçek yönetimi ile ilgili 96 ayrı suç duyurusunda bulunduklarını açıklamışlardı. Bunlar arasında atıl olarak kalan milyar dolarlık Anka Parkı’na yapılan oyuncak alımları, hava treni alımı, Anfa’nın yaptığı kiralamalar gibi çok sayıda iddia var. Ancak bu suç duyurularının çoğu hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilirken, kalanları da “zaman aşımı”ndan düşürüldü. Şimdi ne oldu da Gökçek “şüpheli” sıfatıyla Başsavcılığa çağırıldı? Ankara’da olası bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde Mansur Yavaş’ın adaylığının önlenmesi ve buna bir zemin hazırlanması için öncelikle Melih Gökçek’in üzerine gidildiği konuşuluyor. “Yaptığı işler” çok konuşulan Melih Gökçek’ten hesap sorulmadan Mansur Yavaş’ın üzerine gidilmesi zor olacağı için; yolsuzluk iddiaları üzerine yapışmayacak ve AKP tabanından da ilgi gören Yavaş’a yürümeden öncelikle Gökçek’in gözden çıkarılıyor olabileceği ifade ediliyor. Konunun tabii bunun da ötesinde bir iç hesaplaşma ve rant paylaşımı yönü de olabilir. Sonuçta ABB’ye dönük elle tutulur bu kadar iddia ve suç duyurusu varken, Gökçek’in doğrudan ilgisi olduğu görülmeyen oğlunun Almanya’daki faaliyetleri üzerinden Gökçek’in sorgulanması ilginç. Ancak Özgür Özel’in dikkat çektiği gibi, CHP’li belediye başkanları sabahın köründe evlerinden alınıp tutuklu yargılanırlarken, Melih Gökçek’e sadece bir davet çıkarılması bile buradan elle tutulur bir sonuç çıkmasının zor olacağını gösteriyor. Bu işin siyasi hesaplarla ilgili tarafı. İşin yargı tarafı Murat Ağırel’in sorduğu sorulara cevap bulmaktan geçiyor: “(Almanya’daki) bu milyonlar hangi banka hesaplarından, hangi emeğin karşılığı elde edilen gelirle Avrupa’ya taşınmıştır? Oğlu Ahmet Gökçek ve gelini Hülya Gökçek hangi ticaretle bu paraları kazanmıştır?”
GÖZLEM – 30 Ağustos Zafer Bayramı büyük bir acıyla gölgelendi. Girne’den Mersin Taşucu’na gitmekte olan bir hızlı katamaran feribot fırtınanın etkisiyle alabora oldu. 9 yolcu can verdi. 19 yolcu halen kayıp, hayatlarından ümit kesildi. Daha bunun acısı dinmeden Marmara Denizi’nde Alsu isimli bir tanker, Tuğberk İmamoğlu adlı kuru yük gemisine gece 3:15 civarında çarptı ve 4 bin 200 ton rulo sac taşıyan kuru yük gemisi 11 dakikada battı. 10 gemici kayboldu. Yorumunuz?
K – Kıbrıs’taki kazada, 2000’de imal edilen feribotun çok yaşlı olduğu, daha önceki kazasından dolayı yıpranmış olan ön kısmının dalgalı denizde dönüş yapmak isterken parçalandığı ve kısa sürede alabora olduğu anlaşılıyor. Marmara’daki şilep kazasında ise batan Tuğberk İmamoğlu’nun kaptanının uyarısına Alsu’nun kaptanının zamanında tepki vermemesinin buna karşın batan Tuğberk’in de uydu sistemlerinin bulunmamasının neden olduğu ifade ediliyor. Bu kazalarda bir ihmaller zinciri olduğu ve denetimin yetersiz kaldığı ortada. Türkiye’de maalesef bu tür olayların önü arkası kesilmiyor. 21 Ocak 2025’de “yangın güvenliği, alarm, söndürme, kaçış ve denetim zincirindeki ağır kusurlar” nedeniyle Kartalkaya Grand Hotel yangınında 78 kişi hayatını kaybetti. “İş güvenliğindeki eksiklikler” den dolayı oluşan patlamalarda 15 Eylül 2024’de Sakarya Hendek Oba Makarna fabrikasında 5, Balıkesir ZSR mühimmat fabrikasında 11 kişi yaşamını yitirdi. Yine 8 Kasım 2025’de Kocaeli Dilovası’ndaki yangında “yangına karşı yetersiz güvenlik önlemleri” nedeniyle 7 yurttaşımız öldü.
GÖZLEM – Bu kazalar nasıl önlenir?
K – İyi bir denetim mekanizmasıyla. Özel sektörün amacı kârını maksimize etmektir. Sıkı bir kamu denetimi olmazsa, maliyetleri arttıracak önlemleri almaktan kaçınabilir. Dolayısıyla burada esas olan iktidarların bu denetim ortamını yaratmaları ve işlemelerini sağlamasıdır. Bu olmadığı için olacak Kuzey Kıbrıs Ulaştırma Bakanı görevden alındı ve partisini koalisyondan çekti. Ölen iki Kuzey Kıbrıs vatandaşı için yas ilan edildi. Buna karşın konunun Türkiye tarafında her zaman olduğu gibi seyir yapabilecek durumda olmadığı belli olan bu geminin yeterince iyi denetlenmediği ortaya çıktığı halde bunun sorumluluğu kimseye kesilmedi. İktidarın da 28 insan kaybına karşın bir yas ilan etmeyeceği anlaşılıyor. Ancak kazalarda insan faktörü de çok önemli. Feribot kazasında bu ihmaller ve denetimsizlik zincirinin ötesinde kaptan ve mürettebatın yolcuların “Gemi su alıyor” ikaz ve uyarılarına rağmen “Siz alışkın değilsiniz, bir şey olmaz” diyerek daha erken bir önlem almamalarının etkili olduğu anlaşılıyor. Şilep kazasında ise çarpışmanın 3:15’de olmasına rağmen çarpan şilebin kazayı 3:41’de haber vermesi ve olay yerinde kalmayıp bir yardım çabasına girmemesi konunun vehametini ortaya koyuyor.
GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Kırgızistan’da yapılan Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi dönüşü uçakta bir gazetecinin sorusuna “Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir” yanıtını verdi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
K – Erdoğan’ın uçak sohbetlerinde, artık gazetecilerin kendi sorularından ziyade, Erdoğan’ın vermek istediği mesajların aktarılması için gazetecilere bu soruların sordurulduğu bilinen bir gerçek. Yunanistan Kardak krizinden sonra, AKP iktidarında, anlaşmalara göre gayri askeri statüya sahip 23 ada ve adacığın 21’ini silahlandırdı. Son olarak Yunanistan Meis adası civarındaki kayalıkları silahlandırıp turizme açtı. Bu yüzden de Erdoğan, kendi ifade ettiği şekliyle “acziyet veya atalet” içinde olmakla eleştiriliyor. Dönem dönem de benzer ifadelerle Yunanistan’ı uyarıyor. 9 Haziran 2022’de “Bir kez daha Yunanistan’ı ...uluslararası anlaşmalara uygun davranmaya davet ediyoruz. Şaka yapmıyorum, ciddi konuşuyorum” demiş, hemen üç ay sonra 3 Eylül’de de “Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz, vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Hani diyoruz ya, bir gece ansızın gelebiliriz” diye konuşmuştu. Ancak bu uyarılara karşı elle tutulur bir sonuç elde edildiğini söylemek mümkün değil.
GÖZLEM – Türkiye’de 2026-27 futbol sezonunda yaz transfer dönemi bitti. Takımların son transfer hamlelerini nasıl buldunuz?
K – Transfer dönemini bu yıl önemli kılan en önemli etkenlerden biri Futbol Federasyonu’nun 10+4 kuralı oldu. Bu kurala göre takımlar kadrolarına 14 yabancı alabiliyor, bunların 4’ü 23 yaşından küçük olmak zorunda. Bu kararın değiştirilmemesi özellikle Fenerbahçe’yi çok olumsuz etkiledi. Aziz Yıldırım yönetimi son dönemde yaptıkları operasyonlarla takımı bu şarta uydurdular. Ancak bunu sağlamak için Talisca’yı gönderdiler. Bu da bana çok ilginç geldi. Çünkü yönetim göreve geldiğinden, hatta geçen yıldan beri takım büyük ölçüde Talisca’nın üzerine kurulmuştu. Yerine göre kanat yerine göre 10 numara, yerine göre santrafor bile oynattılar. Bu yılın planları da Talisca’nın üzerine yapılıyordu. İşin açıkçası, geçen yıl şampiyonluğun kaçmasında önemli payı olsa da Talisca da artık takımın itici gücü haline gelmişti. Sol bekte Mert Müldür olduğuna göre Semedo yollanabilirdi. Galatasaray ise taraftarın ve gözlemcilerin ağır eleştirileri altında transferin son döneminde önemli hamleler yapıp Batrakov, Deniz Gül ve Leao ile eksiklerini kısmen giderdi. Trabzonspor’un transferden ziyade takımı Salah üzerine oturtma sorunu olduğu ortada. Beşiktaş ise son olarak Vlahoviç ve Trossard ile transfer döneminden en güçlü çıkan takım olmuş gözüküyor.
Gökçek’e zamanlaması manidar soruşturma
Gökçek’e zamanlaması manidar soruşturma
Paylaş: