.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Gazze Ateşkes Anlaşması film icabı mı?

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Gazze Ateşkes Anlaşması film icabı mı?
Gazze Ateşkes Anlaşması film icabı mı?
Paylaş:
Film icabı kavramını son zamanlarda fazlaca kullanıyorum. Doğrusu yaşadığımız olaylara da uygun bir kavram. Bu kavrama uyan bir gelişme de 13 Ekim 2025'de Mısır'ın gözde turistik kenti Şarm-el-Şeyh'de yapılan Gazze Ateşkes Anlaşması. Orta Doğudaki çoğu davetli ülkenin katılmadığı, Barış Planı dense de bunun Orta Doğunun paylaşım projesi olduğunu göreceğiz. İsrailli, Filistinli ile Hamas'lı yetkililerin bulunmadığı imza töreninde, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, İngiltere Başbakanı Starmer, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İtalya Başbakanı Meloni, Katar Emiri El Sani, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve ABD Başkanı Trump, Ateşkes Sözleşmesini imzaladılar. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu'nun törene katılacağı bilgisi üzerine uçakta iken Netanyahu'nun katılmaması şartı nedeniyle Netanyahu'nun törene katılmadığı bilgisi yerli ve yabancı basında yer aldı. Katılım trafiğini yöneten Trump'ın bunda payı olmalı. Şarm el Şeyh, Mısır'ın turistik kentlerinden biri. Özellikle demir kafesler içinde yapılan dalışlarla Kızıl Denizdeki köpek balıklarını izlemek bu şehirdeki turistik etkinliklerin başında geliyor. Bu denizde yapılan kafes turizminden hayatlarını kaybedenler de oldukça fazla. Neyse Gazze Zirvesinin kafes turizmi gibi sürprizlere kapalı olduğunu gördük.
70.000'den fazla Filistinlinin öldürülmesinden sonra imzalanan bu Sözleşmenin belli başlı maddeleri uyarınca, her iki taraf rehineleri ve rehine iken vefat edenlerin naaşlarını iade edecekler. Nitekim 13 Ekimden bu yana epey rehine değişiminin yapıldığı yabancı basında yer alan haberler arasında. Sözleşme uyarınca, Filistinlilerin bir kısmı enkaz halindeki evlerine döndüler.
Şimdi en önemli konu Gazze sahillerinin ıslahı yani Trump'ın otel ve riviera kurma girişimi olacak. Putin, İran ve Kuzey Vietnam yaptıkları cılız açıklamalarla Sözleşmeye destek verdiler. Bu bir zafer sayılabilir mi? İsrail açısından bakınca öyle; topraklarını genişletti, Hamas ve Hizbullahın üst düzeyini ortadan kaldırdı. İran'a saldırarak bölgede bir güç gösterisi yaptı. İsrail Başbakanı Netanyahu ülkesinde sevilmeyen bir politikacı. Trump'ın Ekim ortasında İsrail Parlamentosunda (Knesset) yaptığı konuşma sırasında muhalefetten bir milletvekili Trump'ı protesto etti. Netanyahu, İsrail halkının büyük çoğunluğunun desteğini kaybeden bir siyasetçi. Trump, Netanyahu'ya verdiği desteği sona erdirecek mi sorusu şimdiden sorulmaya başlandı.
Yanı başımızda Suriye'de ise ilginç gelişmeler olmakta. Suriye Demokratik Güçleri  (SDG) lideri Mazlum Abdi ya Savunma Bakanlığı ya da Genel Kurmay Başkanlığını istemekte. Bu konudaki pazarlıklar devam ediyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumasının şart olduğu konusunda ısrarlı. Burada zaten özerk bir Kürt devleti mevcut. Bir zamanlar başına ödüller konan hem Rusya, hem ABD'nin aradıkları eski terörist bugünün ise gözde devlet adamı Suriye Devlet Başkanı Ahmet el Şara, 15 Ekim 2025'de, Rusya'yı ilk kez ziyaret ediyor. Haberlere göre Beşar Esad ve ailesinin Suriye'ye iadesini istiyormuş. Ruslar ise Başer Esad'ı ellerinde bir pazarlık unsuru olarak tutmak ister. Ayrıca uluslararası teamüllere göre ülkesinde ölüm cezası alacak kişiler o ülkeye iade edilemezler. Kanımca Rusya Aileyi Şara'ya vermeyecek. Bir zamanlar bombaladığı eski El Kaide militanı Şara'nın Suriye Devlet Başkanı olması da Rusya için kaderin garip bir cilvesi diyelim.
Trump'ın Türkiye'ye F 35 ve 16'ları vermek istediği ancak Türkiye'nin elindeki Ruslardan aldığı S-400'lerin engel oluşturduğu bilinen bir gerçek. İngiliz Financial Times'da yeralan bir haberde, S-400'lerin sökülerek ABD'ye teslim edilmesi halinde bu uçaklardan Türkiye'ye verilmesi söz konusu olabilirmiş.
ABD ile olan bu ticaretin Türk Rus ilişkilerini etkileyeceği şüphesiz. Rusya'ya doğal gaz borcumuz varken ABD'nden sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) almanın pek ekonomik olmadığı anlaşılmakta.
Trump'ın zücaciye dükkanına girmiş fil gibi ABD'yi ikinci kez yönetmesini dünya dikkatle izlemekte. Trump ise aklına koyduklarını gerçekleştirmekte. ABD'ndeki çoğu düşünür ülkenin sivil savaşın eşinde olduğunu ifade etmesine ve ABD yönetimine olan güvenin % 40'lardan bugün % 20'lere düşmesine karşın ABD neden bu kadar kuvvetli ve rakiplerini geride bırakarak hala dünyanın en zengin ülkesi olmaya devam etmekte sorusu akla gelmekte.
ABD'nin esas zenginliği geniş toprakları, Avrupa gibi olmayan dinamik nüfus yapısı, zengin kaynakları ( hala daha edinmeye çalıştığı nadir toprak elementleri) ve küresel ekonomiden uzaklaşmaması denebilir. Yeni teknolojiler, artan nitelikli göçmen ve nüfus sayısı, özel sektörün çok kuvvetli oluşu bu zenginliğin arkasındaki nedenler diyebiliriz. Ancak zenginin giderek zenginleşmesi ve kırsal kesimlerin bu oranda ilerleyememesi ABD'ndeki çelişkilere örnek teşkil etmekte.
Klasik bir düşünce tarzı olacak ama askeri tehditlerden uzak oluşu saldıranın her zaman kendisi olması da ABD için bir avantaj teşkil etmekte. Trump ülkesinin zenginliklerinin farkında.
Sonuç olarak Türkiye'nin uzun dönemde bölgesel ve küresel gelişmelerden dersler alması gerekli. Orta Doğuda dengeler devamlı değişmekte. Dünün teröristi bugünün gözde devlet adamı olabiliyor.
Tüm bunları göz önüne getirince Atatürk'ün dış politikasına hayranlığım daha da artmakta. O ince çizgilere hep dikkat eden tutumu ile tüm dünyayı kendisine hayran bırakan bir lider ve Devlet adamı oldu. O günün koşulları altında ekonominin önemini gördüğü için fabrikalar açtı. Bugün o fabrikaların hepsi satıldı.
Önümüzdeki günler Türkiye için çok önemli. Türkiye'nin ABD standartlarına erişebilmesi için genç ve okumuş nüfusunun göç etmemesi, teknoloji ve bilime daha çok kaynak ayırması, ordusunun güçlü olması, ekonomisinin kuvvetli olması gerekmekte. Ülkenin değerli kaynaklarını korumalı. Benim yaş grubu OPEC, petrol krizi, petrol gibi enerji kaynaklarından doğan sorunlara alışmışken bugün artık isimlerini yeni duyduğumuz nadir toprak madenleri savaşı var. Zeytin ağaçlarının korunarak, altın madenleri ve betondan ibaret beş yıldızlı oteller için talan edilen ormanlar biran önce kurtarılmalı. Tarım ve hayvancılığa daha çok kaynak ayırarak teşvik yapılmalı.
En önemlisi demokrasinin doğru dürüst uygulanması, yargının bağımsız olması yabancı yatırımı teşvik edecektir. Yoksa Türkiye bugün olduğu gibi yüksek enflasyonla fakirleşerek yaşamaya devam eder. Bu kadar güzel bir ülkede yaşamanın hakkını verelim ama demokrasi içinde film icabı konularla boğuşarak değil.