Bir ekonomide fon sisteminin sağlıklı gelişimi için parasal ekonominin tabanını oluşturan reel ekonominin sağlıklı ve dinamik bir gelişim göstermesi ön koşuldur. Eğer aradaki bağ kopmuş ise yani parasal ekonomi mesnetsiz köpürtülüp, şişirilmiş ise kaçınılmaz olarak bir yerde patlar. 2008 Dünya Ekonomik krizi de ABD’deki konut (mortgage) piyasasının köpürtülmesinden kaynaklanmıştı. Ülkemizde bugün köpürtülen fon piyasasında yaşanan çöküş ise reel ekonomideki zayıflama süreciyle, zaten sıkıntıda olan küçük tasarrufçuların sömürülmesinden kaynaklanmış bulunuyor. Bu süreçte, fonlarda köpürtülme ile ekonomide zafiyet aynı süreçte bugünkü kaotik ortamı yaratmış bulunuyor. Reel ekonomi açısından bakıldığında, para bir örtüdür. Normalde tabandaki üretim gücüne paralel ve uyumlu bir gelişim göstermesi gerekir. Ne var ki modern gelişmelerin yarattığı parasal ödeme işlevsellik, esnekliği ve algı yönetimi, fon sistemlerinin rahatlıkla köpürtülmeye açık duruma getirebiliyor. Bu yöndeki zafiyetlerin önlenebilmesi için, kurulan sistem, denetim, kontrol mekanizmaları ile toplumdaki yerleşik kültür ve etik değerlerin sistem kurgusu ile tutarlı olması gerekiyor. Ayrıca ülkede uygulanan farklı ekonomik alanlara ilişkin politika uygulamaları hem kendi içinde ve hem de diğer alanlarla tutarlılık ve bütünsellik göstermesi gerekir. Oysa ülkemizde bu bütünsellik sağlanmadı. Ülkemizin bugün yaşadığı ekonomik ortamın oluşumunda çok yönlü zafiyetler yan yana gelmiş bulunuyor.
Ekonomide yaşanan yüksek enflasyon süreci uzun yıllardır kronikleşti ve ekonomideki tasarruf ve yatırım ortamının sağlıklı işleyişini bozdu. Uygulanan istikrar politikası, sadece para politikasına indirgendi. Talep enflasyonu dışındaki, maliyet enflasyonu ile ithal edilmiş enflasyon için belli bir politika paketi geliştirilmedi. Aksine ithalata dayalı büyüme teşvik görürken, dış açık ve ithal edilmiş enflasyon sürekli yükseliş gösterdi. Ayrıca ülke genelinde katma değer yaratma potansiyeli düşük ve sınırlı olan ticaret ve inşaat sektörü öncelikli teşvik alanı ve ana stratejiye olmayı sürdürdü. Bu durum sanayi üretimi ve tarımsal üretim süreçlerinde zafiyet yarattı. Özellikle çağın ileri teknolojileri olan, bilgi ve bilişim teknolojilerine dayalı katma değeri yüksek sanayi dalları, savunma sanayi dışında dişe dokunur bir gelişme gösteremedi. Ar-Ge yatırımlarının GSYH içindeki payı, yüzde 1,55değeri ile çok düşük düzeyde kaldı.
Enflasyon ve döviz kuru politikalarında başarı sağlanamadı. Dış açık nedeniyle Türk parası sürekli değer kaybetti. Bu nedenle döviz bazında artan girdi maliyetleri, sanayi ve tarım sektörünün ana ve ara girdilerinin aşırı yükselmesine neden oldu. Bu durum tarım ve sanayi sektörlerinde ciddi sıkıntılar yarattı. Bölgede yaşanan savaşlar, özellikle petrole bağımlı girdiler üzerinden maliyetleri yükselten ek yükler getirdi. Bunları dengeleyici önlemler alınmadı. Enflasyonu düşürmek için uygulanan yüksek faiz oranları, finansman maliyetini arttırdı. Artan maliyetler sanayide yeni ve yenileme yatırımlarının uzun yıllar askıya alınmasına yol açtı. Son kertede tekstil başta olmak üzere çoğu işletme ya yurtdışına göç etti ya da iflas etti veya konkordatoya baş vurdu. TOBB verilerine göre son temmuz-eylül dönemini içeren son üç ayda, 1373 şirket kapandı. Yüksek maliyetler nedeniyle, üretim ve siparişlerde yaşanan gerileme hızlandı. İstanbul Sanayi Odası PMİ endeksi ekim ayında 47,3’e kadar geriledi. Uzun dönemli kronik yüksek enflasyon, sabit gelirli kitlelerin yoksullaşmasına ve orta tabakanın erimesine yol açarken, ekonomide sanayi ve tarım mallarına olan talepte de daralmalar yaşandı. Bu durum sanayide iflaslara; tarımda ise maliyetini kurtarmayan ürünün tarlada kalmasına yol açtı. Bu gelişmelere paralel olarak dolaylı vergilerin ekonomideki aşırı yükü, yine sabit gelirliler ve zamları yansıtamayan nihai tüketicinin omuzlarına yüklendi.
Daralan talep ve siparişler yanında, artan petrol fiyatları, döviz kuru, girdi maliyetleri ve vergi yükünün maliyetlerin ekonomide yarattığı kıskaç, üretimde ve istihdamda daralmayı peşinden sürükledi. İSO’nun Türkiye Sektörel PMİ araştırmasına göre ekim ayında izlenen 10 sektörden yalnızca giyim ürünleri sektöründe, üç aylık gerilemenin ardından yeniden büyüme gözlendi. Gıda sektöründe yavaşlama yaşanırken, diğer sektörde üretimde daralma yaşanmış olduğu açıklandı. Kışa girerken yalnızca gıda ve giyim sektörü siparişlerinde bir canlanma gözlendiği açıklandı.
Sonuç olarak, dar kapsamlı istikrar paketi, ekonominin çok yönlü sorunlarının çözümüne değil, derinleşmesine yol açmış bulunuyor. Tez elden kapsamlı, tutarlı ve yeterli özellikler gösteren bütüncül bir ekonomi politikası ile bunu bütünleyen çoğulcu demokrasi, hukuk ve sosyal politika uygulamasına geçilmesi gerekiyor.
Fonlarda patlama, reel ekonomide çöküş
Fonlarda patlama, reel ekonomide çöküş
Paylaş: