TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu, “nitelikli mühendislik hizmetleri, güvenli yapılar ve adil proje bedelleri” talebiyle tüm meslektaşlarını 12 Kasım Perşembe günü İzmir’de Karşıyaka İZBAN istasyonu önünde olmak üzere tüm ülkede meydanlara çağırıyor. Çağrının mottosu: “Güvenli Yapılar, Nitelikli Mühendislikle; Nitelikli Mühendislik, Güvenceli Emekle Mümkündür!”
Ülkemizin durumu göz önüne alındığında ne denli doğru bir motto! Neden mi?
İMO çağrısı
Türkiye’de nüfusun nerdeyse yüzde 70’i kentlerde yaşıyor artık. Bu nüfusun büyük bir bölümü de deprem tehlikesi olan yerlerde bulunuyor. Ülkemizde her 3-5 yılda bir yıkımlara neden olan depremlere bağlı felaketler yaşandığı düşünülürse sağlam yapı tasarlamanın ve yapmanın önemi daha iyi anlaşılıyor.
Çağrıda ne diyor İMO Yönetimi?
“Etüt, proje ve danışmanlık hizmetleri, güvenli yapılaşmanın ve toplumun can güvenliği için temel kamusal hizmetlerdir. Bir yapının deprem karşısındaki davranışından kullanım ömrüne kadar pek çok özelliği, tasarım aşamasında alınan mühendislik kararlarıyla belirlenir…Ancak bugün bu alanda çalışan inşaat mühendisleri, mühendislik hizmetlerinin niteliğini ve mesleki bağımsızlığı tehdit eden ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Yetersiz kamusal denetim, haksız rekabet ve kâr odaklı piyasa koşulları, mühendislik hizmetlerini maliyet baskısı altında bırakmakta; mesleki bilgi ve emeğin karşılığının bulmasını güçleştirmektedir.”
Yani tasarım ve yapım aşamasında inşaat mühendisine değer verme, işi ‘ucuza mal etmek’ için yetkinliğe bakmadan ‘imzacı’ ile yetin, yapı depremde hasar gördüğünde ise ‘imzacı’nın yakasına yapış; haksızlık değil mi bu?
“Mühendislik emeğinin değersizleştirilmesi, yalnızca meslektaşlarımızın çalışma yaşamını ve geleceğini etkilememekte; güvenli yapılaşmayı, kentlerin geleceğini ve toplumun can güvenliğini de doğrudan tehdit etmektedir.”
İMO çağrısı bu sorunları aşmak için başka taleplerinin yanı sıra proje bedellerinin belirlenmesinin daha önce uygulandığı gibi Meslek Odalarına verilerek imzacılığın önlenmesini, genç mühendislerin sömürülmesinin engellenmesini, hizmetin sınırlarını belirleyecek ‘yetkin mühendislik’ sisteminin uygulanmasını, proje müellifleri ve müşavirlik firmalarına mesleki sorumluluk sigortası zorunluluğu getirilmesini, büyük yatırımlarda ve uluslararası işlerde ulusal proje firmalarının desteklenmesini istiyor.
İçinde gönül rahatlığı ile yaşanabilecek yapılar yapmak için yalnızca projenin doğruluğu yetmez elbette. İşlerin yapım aşamasında doğru dürüst yürümesi için her inşaatta şantiye şefi bulundurmak, yapı denetim düzenini gerek şantiyede gerekse ruhsat veren makamlarda bilinçli bir şekilde yürütmek de büyük önem taşıyor. Bu süreçler için de önerileri var İMO’nun…
Riskli Yapılar
Türkiye genelinde 30 milyon civarında bağımsız konut birimi olduğu biliniyor. Bunların ancak yüzde 50 kadarı2000 yılından sonra inşa edilmiş. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri bunların yaklaşık 6milyon yapının riskli olduğunu belirtiyor. Ama kesin bir sayı değil bu; çünkü sağlıklı, dikkatli bir şekilde ölçülmüş verilere dayanmıyor.
Oysa “deprem riskini azaltmak ve depreme karşı dirençli bir toplum yaratmak için AFAD tarafından 2012-2023 yıllarını içeren ‘Ulusal Deprem Strateji ve Eylem Planı’ kapsamında 2017 yılına kadar ülkemizdeki yapı stokunun envanterinin yani dökümünün hazırlanıp gereken önlemlerin alınması gerekiyordu. Yapıldı mı? Ne yazık ki hayır!
Bildiğim kadarıyla 2011-2013 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediyesi-İMO-Dokuz Eylül Üniversitesi işbirliğiyle Balçova ve Seferihisar ilçelerinde 100 bin yapıyı kapsayan bir envanter çalışması yapıldı. 2020 Samos depreminden sonra İzBB-İMO-ODTÜ işbirliğiyle Bayraklı-Bornova-Karşıyaka ilçelerindeki 120 bine yakın yapı stoku incelendi. İstanbul’da da İBB-İMO işbirliğiyle hızlı tarama yöntemiyle binlerce yapının envanteri çıkarıldı. Ankara, Kocaeli, Sakarya illerinde de bazı çalışmalar yapıldığını biliyorum. Ama bunların hiçbirisi AFAD tarafından yürütülmedi.
Afetlerde riski en aza indirmek için üniversitelerde düzgün bir eğitim düzeni kurmak, mühendislerin emeğine hak ettikleri değeri vermek, yapı denetimlerini kamucu yaklaşımla gerektiği gibi yürütmek, en tehlikeli kentlerden başlayarak yapı envanterleri gerçekleştirerek en kritik yapıları saptamak, gerekli yönetimsel ve mali kaynaklarla destekleyerek bunların yenilenmesini sağlamak… Gerek merkezi gerekse yerel yönetimlerin en acil PROJESİ bu olmalı!
En acil proje!
En acil proje!
Paylaş: