.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Eğitim çökerse her şey çöker

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Eğitim çökerse her şey çöker
Eğitim çökerse her şey çöker
Paylaş:
“Bir ülkenin gerçek kredi notunu derecelendirme kuruluşları değil, sınıflarındaki çocukların merakı, öğretmenlerinin niteliği ve üniversitelerinin özgürlüğü belirler.”

Bir ülkenin çöküşü her zaman gürültüyle başlamaz. Döviz kuru patlamaz, bankalar batmaz, fabrikalar kapanmaz. Bazen çok daha sessiz başlar. Bir çocuğun sorduğu soruya “müfredatta yok” denildiğinde… Bir öğretmen geçim derdi yüzünden mesleğine yoğunlaşamadığında… Başarılı bir akademisyen bavulunu toplayıp gittiğinde… Üniversitede liyakatin önüne başka ölçüler geçtiğinde… Gençler öğrenmek için değil, sınavı geçmek için çalışmaya başladığında… Ve ülkenin en parlak çocukları geleceklerini İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de değil Londra’da, Berlin’de, Boston’da kurmaya başladığında… Asıl alarm o zaman çalmalıdır. Çünkü ekonomiyi yeniden ayağa kaldırabilirsiniz. Yanlış para politikasını değiştirir, rezervleri yeniden biriktirir, batan şirketlerin yerine yenilerini kurarsınız. Köprüler, fabrikalar, şehirler yeniden yapılabilir. Ama on yaşındaki bir çocuğa yirmi yaşına geldiğinde, “Sana yanlış eğitim verdik, çocukluğuna dönelim” diyemezsiniz. Eğitimde kaybedilen zaman geri gelmez.

Türkiye başarısız değil, ama potansiyelinin altında

Hakkaniyetli olalım. Türkiye eğitimde yerinde saymış bir ülke değil. PISA 2022 sonuçlarında uzun dönemli ilerlemelerimiz var. Matematikte 453, okumada 456, fende 476 puan aldık. Ancak üç alanda da OECD ortalamasının altındayız. Matematikte öğrencilerimizin yüzde 61’i temel yeterlilik düzeyine ulaşırken OECD ortalaması yüzde 69. En yüksek matematik performans grubuna çıkanların oranı ise Türkiye’de yalnızca yüzde 5. Sorun çocuklarımızın zekâsı değil. Sorun, onların potansiyelini yeterince açığa çıkaramayan sistem. Millî Eğitim Bakanlığı’nın rakamları devasa bir yapıyı gösteriyor: milyonlarca öğrenci, yüz binlerce öğretmen, on binlerce okul ve derslik. Artık başarıyı yalnızca “kaç okul yaptık, kaç öğretmen atadık?” diye ölçmemeliyiz. Esas soru şu olmalı: Çocuk okuldan çıktığında ne biliyor, ne yapabiliyor ve nasıl düşünüyor?

Eğitimsizliğin ekonomik faturası

Dünya Bankası’nın insan sermayesi çalışmaları çok daha çarpıcı bir gerçeğe işaret ediyor. Türkiye’de sağlık, eğitim ve işbaşında beceri kazanımındaki eksikliklerin, gelecekte elde edilebilecek çalışma gelirlerinin yaklaşık yüzde 42’sine mal olabileceği hesaplanıyor. Bu oran eğitim meselesini sosyal politikanın ötesine taşıyor. Eğitim, milli servet meselesidir. İyi yetiştiremediğiniz çocuğun yalnızca kendi geleceğini sınırlamıyorsunuz. Kurabileceği şirketi, yapabileceği icadı, yaratabileceği istihdamı, ödeyeceği vergiyi ve geliştirebileceği teknolojiyi de kaybediyorsunuz. Sonra neden yüksek katma değerli üretime geçemediğimizi tartışıyoruz. Cevabın önemli bir kısmı fabrikalarda değil, sınıflarda yatıyor.

En tehlikeli açığımız

Yıllardır cari açığı, bütçe açığını, dış ticaret açığını konuşuyoruz. Oysa Türkiye’nin uzun vadede hepsinden tehlikeli bir açığı var: Nitelikli insan ve düşünce açığı. Çünkü diğer açıkları kapatacak olan da insan. Türkiye kişi başına gelirini kalıcı biçimde 30–40 bin doların üzerine çıkarmak istiyorsa bunu daha fazla beton dökerek, daha uzun saatler çalışarak ya da ucuz işgücüne dayanarak gerçekleştiremez. Daha akıllı üretmek, teknoloji geliştirmek, dünya markaları yaratmak zorundayız. Bunun hammaddesi petrolden, doğal gazdan ve altından önce iyi yetişmiş insandır. Merakı öldürürseniz inovasyonu da öldürürsünüz. Yıllardır farklı ülkelerde gençlerle, üniversitelerle, şirketlerle ve hükümetlerle çalışırken gördüğüm temel farklardan biri şu: Başarılı toplumlar çocuklarına yalnızca cevapları öğretmiyor. Soru sormayı öğretiyor. “Merak” kitabını yazmamın nedenlerinden biri de buydu. “Neden?” “Neden olmasın?” “Başka türlü yapılabilir mi?” İnsanlığın büyük sıçramaları bu basit sorularla başladı. Bilim de girişimcilik de teknoloji de buradan doğuyor. Çocuğa sürekli “sus, dinle, ezberle, sınavda bunu yaz” dediğinizde yüksek puan alan öğrenciler yetiştirebilirsiniz. Ama mucit, girişimci ve bağımsız düşünen insan yetiştirmekte zorlanırsınız.

Yapay zekâ çağında ezber eğitimi

Üstelik artık yapay zekâ çağındayız. Bilginin kendisi kıt değil. Dün öğrencinin saatlerce araştırarak ulaşacağı bilgi bugün saniyeler içinde önünde. O halde çocuğun beynini bilgi deposuna çevirmek eğitim olamaz. Yeni dünyanın ihtiyacı; doğru soruyu sorabilen, yapay zekânın verdiği cevabı sorgulayabilen, doğruyla yanlışı ayıran, farklı disiplinleri birleştiren ve bilgiyi ekonomik ya da toplumsal değere dönüştüren insan. Biz çocuklarımızı dünün sınavlarına hazırlarken dünya yarının mesleklerini tasarlıyorsa, yarışın gerisinde kalırız.

Üç şeyi değiştirelim

Türkiye’nin eğitimde yeni bir zihniyet sıçramasına ihtiyacı var. Birincisi öğretmen. Öğretmenliği ekonomik ve toplumsal açıdan yeniden ülkenin en itibarlı mesleklerinden biri haline getirmeliyiz. İyi öğretmen olmadan iyi eğitim reformu olmaz. İkincisi merak. Ezber ve sınav merkezli sistemden düşünme, sorgulama ve problem çözme merkezli sisteme geçmeliyiz. Çocuğun doğru cevabı bilmesi kadar doğru soruyu sorabilmesi de değerli olmalı. Üçüncüsü üniversite. Liyakat, akademik özgürlük, uluslararasılaşma ve araştırma kalitesini pazarlık konusu olmaktan çıkarmalıyız. Üniversiteyi idari kurum gibi yönetirseniz diploma; özgür düşünce ortamına dönüştürürseniz bilgi üretirsiniz.

Bir ülkenin geleceğini görmek istiyorsanız sınıfa girin

Bir ülkenin geleceğini anlamak için yalnızca merkez bankası rezervlerine, borsasına, savunma bütçesine, otoyollarına ve gökdelenlerine bakmayın. Bir ilkokul sınıfına girin. Çocukların gözlerine bakın. Merak ediyorlar mı? Soru soruyorlar mı? Yanlış cevap vermekten korkuyorlar mı? Öğretmenleri heyecanlı mı? Kendilerine güveniyorlar mı? Ve en önemlisi: Geleceklerini kendi ülkelerinde kurabileceklerine inanıyorlar mı? Gerçek kalkınma göstergeleri bunlardır. Ekonomi kasadır. Hukuk terazidir. Siyaset sahnedir. Teknoloji araçtır. Ama bunların hepsini kuran, işleten, bozan ve yeniden inşa eden insandır. İnsanı da eğitim şekillendirir. Bu yüzden Türkiye’nin en büyük projesi yeni bir otoyol, enerji santrali, finans merkezi ya da mega altyapı yatırımı değildir.

En büyük projemiz insan olmalıdır. Eğitimde başarılı olursak ekonomiyi düzeltir, teknolojiyi geliştirir, kurumları güçlendirir, dünyayla rekabet ederiz. Ama eğitim çökerse, diğer sütunların ayakta kalmasını uzun süre bekleyemeyiz. Bir ülkenin gerçek kredi notunu derecelendirme kuruluşları değil, sınıflarındaki çocukların merakı belirler. Sınıfta ışık sönerse, gelecekte de ışık söner.