.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Ege’nin iki yakası, tek kalbi: Rebetiko’dan geleceğin barış diline

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Ege’nin iki yakası, tek kalbi: Rebetiko’dan geleceğin barış diline
Ege’nin iki yakası, tek kalbi: Rebetiko’dan geleceğin barış diline
Paylaş:
EMRAH YILMAZ
Türkiye ile Yunanistan arasında 100 yıllardır süren tarihsel, siyasal ve güvenlik temelli sorunlar, çoğu zaman diplomasi masalarında sert başlıklar ve soğuk kavramlarla ele alınıyor. Oysa kalıcı barışın yolu yalnızca haritalardan, anlaşmalardan ya da askerî dengelerden değil; ortak hafızadan, kültürden ve insanî bağlardan geçiyor. Kalıcı barışın önce kalpte kurulması gerektiğine dikkat çeken eski diplomat, enerji ve dış politika uzmanı Mehmet Öğütçü, İzmir’den Pire’ye uzanan ortak bir kültürel hafızanın melodik tanığı olan Rebetiko üzerinden mübadeleyi, ortak acıları, kültürel sürekliliği ve geleceğe dair umutları Gözlem Gazetesine anlattı. Bu söyleşi, siyasetin sert dilinden yorulanlara; Ege’nin rüzgârında hâlâ ortak bir makamın dolaştığını hatırlatıyor.
  • Sayın Öğütçü, Türkiye ile Yunanistan arasında tarih, siyaset ve güvenlik alanında ciddi sorunlar varken siz müziği, özellikle de Rebetiko’yu, bir “barış dili” olarak tanımlıyorsunuz. Bu bakış nereden geliyor?
Çünkü müzik, devletlerin ve orduların başaramadığını başarabiliyor. İki ülke arasında elbette çözülememiş birçok dosya var: Kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, FIR hattı, karasuları, adaların silahlandırılması, 6-7 Eylül’ün bıraktığı travmalar, Batı Trakya Türklerinin durumu, Avrupa Birliği içinde Türkiye’nin önüne çıkarılan siyasi vetolar… Üstelik nüfus, ekonomik ve askerî güç bakımından da ciddi bir dengesizlik söz konusu; biri 10 milyon, diğeri 90 milyonluk bir ülke.
Bunların hepsini kısa vadede, pürüzsüz biçimde çözmek gerçekçi değil. Ama halklar arasında kalıcı barış, sadece anlaşmalarla değil, kalplerle kurulur. İşte burada müzik, dans, mutfak, sanat ve turizm; klasik diplomasiden ve hatta askerî caydırıcılıktan bile daha güçlü bir rol oynar. Ben eski bir diplomat olarak şuna yürekten inanıyorum: Güven önce kalpte kurulur. Kalpte kurulmadan haritalarda kalıcı barış olmaz.
  • Rebetiko’yu bu bağlamda özel kılan nedir?
Rebetiko iki ulusun da müziğidir. Ne sadece Yunan’a aittir, ne yalnız Türk’e. Tıpkı Ege Denizi gibi iki yakalı, tek yüreklidir. İzmir’de, Smyrna’da doğmuş; mübadeleyle Pire’ye, Selanik’e taşınmış; orada adını bulmuş ama ruhunu hiç kaybetmemiştir.
1850’lerde İzmir’in Café Aman’larında yükselen Smyrneika geleneği olmasaydı, bugün bildiğimiz Rebetiko da olmazdı. Panayotis Toundas’ın notalarını koltuğunun altına alıp İzmir’den Pire’ye götürmesi, aslında bir kültürün, bir hafızanın göçüdür. Bu yüzden Rebetiko, bavula sığmayan acıların sesidir.
Yaşar Ürük, İbrahim Yüncü ve Ali Naili Kübalı gibi değerlerimize sormak lazım, onların Yunanistan’daki dosyalarına da.
  • Mübadele ve ortak acılar bu müziğin ruhunu nasıl şekillendirdi?
Mübadele sadece insanları değil, hayatları yerinden etti. Savaş sonrası dönemin realitesi. Çok acı çekildi karşılıklı. Diller, kokular, mutfaklar, dualar, şarkılar göç etti. Anadolu’da yüzyıllarca birlikte yaşamış insanlar bir gecede “öteki” oldu, aynı şekilde Girit’te, Rodos’ta, Selanik’te, Atina’da yaşayan Türkler de öyle. Gidenler de kalanlar da yaralıydı. Kopan sadece nüfus değildi; birlikte yaşama hafızasıydı.
Rebetiko işte bu hafızanın melodik arşividir. Tarih kitaplarının yazmadığını o yazar. İzmir’de işgale karşı çıktığı için idam edilen yerli Rumları resmi tarih belki anlatmaz ama Rebetiko’nun dizelerinde onların gölgesi dolaşır. Çünkü bu müzik, devletlerin değil, kalplerin yazdığı tarihtir.
  • Rebetiko’nun uzun süre Yunanistan’da “serseri müziği” olarak dışlanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Hakikat çoğu zaman kenarlarda doğar. Rebetiko saraylarda değil, limanlarda, tütün depolarında, arka sokaklarda, hapishane avlularında doğdu. Bu yüzden hor görüldü, yasaklandı. Ama susturulamadı. Çünkü kuramdan değil, hayattan doğmuştu.
Markos Vamvakaris’in bouzouki’sinde kader konuşur. Roza Eskenazi, İzmirli bir kadın olarak Yunanca da söyler, Türkçe de… Ege’nin iki dilli kalbini tek nefeste taşır. Tsitsanis, acıyı şiire dönüştürür. Bu sesler iki halkın ortak vicdanıdır.
  • Bugün Ege ve Doğu Akdeniz’de tansiyon yükselirken Rebetiko bize ne söylüyor?
 “Hatırla” diyor. Aynı denizi paylaştığını, aynı rüzgârı soluduğunu, aynı sofraya oturduğunu, aynı gözyaşını döktüğünü hatırla… Rebetiko çaldığında sloganlar susar, bayraklar biraz ağırlaşır, sesler yumuşar. Ben buna “sessiz diplomasi” diyorum. Devletlerden önce konuşan bir diplomasi. Tartışmaz, silahsızlandırır. İnsana insan olduğunu hatırlatır.
  • Danslarımızın, makamlarımızın, mutfağımızın bu kadar benzemesi sizce neyi anlatıyor?
Kültürün pasaportu olmadığını… Zeybek ile hasapikonun, sirtaki ile halk oyunlarımızın akrabalığı tesadüf değil. Aynı beden hafızası, aynı ritim, aynı coğrafya. Rakı ile uzo arasındaki akrabalık da öyle; meze masasında siyaset susar, insan konuşur. Müzik ve dans milliyetin değil, insanlığın dilidir. Rebetiko bunu en yalın haliyle anlatır.
  • Genç kuşaklar bu mirası nasıl taşıyor?
Bu beni en umutlandıran kısım. Bugün Berlin’de, Londra’da, Paris’te; İzmir’de, Selanik’te gençler bağlama ile bouzouki’yi yan yana çalıyor. Türkçe bir ağıt Yunanca bir mırıldanmaya karışıyor. Rebetiko bir müze vitrini değil, yaşayan bir hafıza. Yeni kuşaklar geçmişin travmasını değil, ortaklığını sahipleniyor. Onlar bizden daha cesur be önyargısız. Korkuyla değil merakla bakıyor birbirine. Bu çok kıymetli.
  • Son olarak, geleceğe dair umutlu musunuz?
Evet, temkinli ama derinden umutluyum. Sınır sorunları, tarihsel bagajlar, güç dengesizlikleri elbette bir gecede yok olmayacak. Ama zamanla yeni kuşaklar birbirinden korkmadan, kaygı duymadan, güvenerek ilişki kurmayı öğrenebilir.
Ve bu süreçte müzik, dans, sanat, gastronomi ve turizm; diplomatların masasında yazılan metinlerden bile daha güçlü bağlar kurabilir. Rebetiko bunun yaşayan kanıtıdır. Ben Rebetiko’yu Ege’nin ahlaki pusulası olarak görüyorum. Her duyduğumda içimden şu geçer: “Biz aslında sandığımız kadar ayrı değildik.”
Belki de bu yüzden Rebetiko çaldığında, Ege biraz daha sakinleşiyor benim gözümde.
Çünkü deniz kendi müziğini tanır.
Çünkü iki ulusun kalbi hâlâ aynı makamda atmayı hatırlar.