Türkiye ile Yunanistan arasında 100 yıllardır süren tarihsel, siyasal ve güvenlik temelli sorunlar, çoğu zaman diplomasi masalarında sert başlıklar ve soğuk kavramlarla ele alınıyor. Oysa kalıcı barışın yolu yalnızca haritalardan, anlaşmalardan ya da askerî dengelerden değil; ortak hafızadan, kültürden ve insanî bağlardan geçiyor. Kalıcı barışın önce kalpte kurulması gerektiğine dikkat çeken eski diplomat, enerji ve dış politika uzmanı Mehmet Öğütçü, İzmir’den Pire’ye uzanan ortak bir kültürel hafızanın melodik tanığı olan Rebetiko üzerinden mübadeleyi, ortak acıları, kültürel sürekliliği ve geleceğe dair umutları Gözlem Gazetesine anlattı. Bu söyleşi, siyasetin sert dilinden yorulanlara; Ege’nin rüzgârında hâlâ ortak bir makamın dolaştığını hatırlatıyor.
- Sayın Öğütçü, Türkiye ile Yunanistan arasında tarih, siyaset ve güvenlik alanında ciddi sorunlar varken siz müziği, özellikle de Rebetiko’yu, bir “barış dili” olarak tanımlıyorsunuz. Bu bakış nereden geliyor?
Bunların hepsini kısa vadede, pürüzsüz biçimde çözmek gerçekçi değil. Ama halklar arasında kalıcı barış, sadece anlaşmalarla değil, kalplerle kurulur. İşte burada müzik, dans, mutfak, sanat ve turizm; klasik diplomasiden ve hatta askerî caydırıcılıktan bile daha güçlü bir rol oynar. Ben eski bir diplomat olarak şuna yürekten inanıyorum: Güven önce kalpte kurulur. Kalpte kurulmadan haritalarda kalıcı barış olmaz.
- Rebetiko’yu bu bağlamda özel kılan nedir?
1850’lerde İzmir’in Café Aman’larında yükselen Smyrneika geleneği olmasaydı, bugün bildiğimiz Rebetiko da olmazdı. Panayotis Toundas’ın notalarını koltuğunun altına alıp İzmir’den Pire’ye götürmesi, aslında bir kültürün, bir hafızanın göçüdür. Bu yüzden Rebetiko, bavula sığmayan acıların sesidir.
Yaşar Ürük, İbrahim Yüncü ve Ali Naili Kübalı gibi değerlerimize sormak lazım, onların Yunanistan’daki dosyalarına da.
- Mübadele ve ortak acılar bu müziğin ruhunu nasıl şekillendirdi?
Rebetiko işte bu hafızanın melodik arşividir. Tarih kitaplarının yazmadığını o yazar. İzmir’de işgale karşı çıktığı için idam edilen yerli Rumları resmi tarih belki anlatmaz ama Rebetiko’nun dizelerinde onların gölgesi dolaşır. Çünkü bu müzik, devletlerin değil, kalplerin yazdığı tarihtir.
- Rebetiko’nun uzun süre Yunanistan’da “serseri müziği” olarak dışlanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Markos Vamvakaris’in bouzouki’sinde kader konuşur. Roza Eskenazi, İzmirli bir kadın olarak Yunanca da söyler, Türkçe de… Ege’nin iki dilli kalbini tek nefeste taşır. Tsitsanis, acıyı şiire dönüştürür. Bu sesler iki halkın ortak vicdanıdır.
- Bugün Ege ve Doğu Akdeniz’de tansiyon yükselirken Rebetiko bize ne söylüyor?
- Danslarımızın, makamlarımızın, mutfağımızın bu kadar benzemesi sizce neyi anlatıyor?
- Genç kuşaklar bu mirası nasıl taşıyor?
- Son olarak, geleceğe dair umutlu musunuz?
Ve bu süreçte müzik, dans, sanat, gastronomi ve turizm; diplomatların masasında yazılan metinlerden bile daha güçlü bağlar kurabilir. Rebetiko bunun yaşayan kanıtıdır. Ben Rebetiko’yu Ege’nin ahlaki pusulası olarak görüyorum. Her duyduğumda içimden şu geçer: “Biz aslında sandığımız kadar ayrı değildik.”
Belki de bu yüzden Rebetiko çaldığında, Ege biraz daha sakinleşiyor benim gözümde.
Çünkü deniz kendi müziğini tanır.
Çünkü iki ulusun kalbi hâlâ aynı makamda atmayı hatırlar.