.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Dünyayı tıkayan ABD finans hukukudur

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Dünyayı tıkayan ABD finans hukukudur
Dünyayı tıkayan ABD finans hukukudur
Paylaş:
İki haftadır; günümüzde dünya değer sisteminin ikiye ayrıldığını ve dünyadaki reel değerlerin bir yıllık toplamının(yani dünya Gayri Safi Milli Hasılasının) 125 trilyon dolar olduğunu ama buna karşılık dünya yıllık finansal değer sisteminin 800 trilyon dolara ulaştığını ve bu büyük balonun dünyayı tıkadığını ve yönetilemez hale getirdiğini yazmıştım.
Bu tıkanıklığın; sömürgeciliğin ve onun doğurduğu Yahudi Bankerlerin Tevrat kökenli diyalektik aklına dayanan ABD finansal hukukundan doğduğunu söylemiştim. Bugün ise bu finansal anomali çağının tesadüfen oluşmadığını, bu çağın ekonomik bir evrim değil, ABD’de yapılan hukuki düzenlemeler aracılığıyla inşa edilmiş kasıtlı bir sistem olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Geçmişte ekonomik hukukun tarihsel evrimine baktığımızda hukukun;
• Ekonomik faaliyetleri düzenleyen,
• Finansmanı reel ekonominin emrine veren,
• Mülkiyetle sorumluluk arasında denge kuran,
• Toplumsal refahı gözeten bir sistem olduğunu görürüz.
Ancak 20.yüzyılın son çeyreğinden itibaren hukukla ekonomi arasındaki bu ilişki köklü biçimde değişmiştir.
Hukuk; ekonomiyi düzenleyen bir sistem olmaktan çıkarak, finansal yapının işleyişini kolaylaştıran bir alt yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşüm piyasanın kendiliğinden gelişimi değil; belirli hukuki düzenlemeler ve kurumsal tercihlerle inşa edilmiş bir süreçtir. Finansal yapının reel üretimin önüne geçmesi ve üstüne çıkması çok kritik hukuki düzenlemelerle oluşmuştur. Bu dönemdeki kritik düzenlemeleri aşağıda sıralıyorum:

1. Glass-Steagall act’ın kaldırılması
Resmi adı; “Banking Act of 1933”’ olan,16 Haziran 1933’de yasalaşan bu yasanın temel amacı 1929 büyük buhranının ardından finansal sistemi “ahlaki sınırlar içine almak”tır. Bu yasa ticari bankacılıkla yatırım bankacılığını kesin biçimde ayırdı. Mevduat toplayan bankaların; hisse senedi, türev ve spekülatif işlemler yapması yasaklandı. Kısaca bu yasa; “paranın güvenliğiyle riskli kazanç arayışı aynı çatı altında olamaz” diyordu.
Ancak 1999 yılında çıkarılan ve 12 Kasım 1999’da yürürlüğe giren Financial Services Modernization Act, Glass-Steagall’ın getirdiği ayrımı kaldırarak, finansal sektörleri birleştirdi. Böylece banka+sigorta+yatırım şirketi aynı çatı altında toplanabilir hale geldi. Financial Holding Company modeli oluşturuldu.
Yani bu yasa ile finansal sınırlar kaldırıldı, risk ile mevzuat yeniden iç içe geçti, Batamayacak Kadar Büyük (TooBigTo Fail) kurumlar ortaya çıktı. Bu finans kapitalin kurumsal olarak serbest bırakılmasıdır.

2. Türev piyasalar ve hukuki serbestleşme
Finansal çağın inşasında ikinci büyük hukuki adım, türev piyasaların genişletilmesidir. Bu süreçte en kritik düzenleme 21 Aralık 2000’de yasalaşan Commodity Futurest Modernization Act olmuştur.
Bu yasa ile;
• Türev işlemler düzenleme dışına çıkarılmış,
• Finansal inovasyon adı altında sınırsız işlem alanı açılmıştır.
Bu durum;
• Finansal büyüklüklerin reel ekonomiden kopmasına,
• Sistemik riskin artmasına,
• 2008 küresel finans krizine zemin hazırlamıştır.
Bu düzenleme ile hukuk; ekonomiyi denetleyen değil, finansal gelişmeyi mümkün kılan bir araç haline gelmiştir.

3. Sermaye piyasası hukuku ve spekülasyonun kurumsallaşması
Modern sermaye piyasası hukuku; başlangıçta yatırımcıyı koruma amacıyla geliştirilmiştir. Ancak zaman içinde bu alan; kısa vadeli spekülasyonu teşvik eden, algoritmik işlemleri destekleyen, reel üretimden kopuk bir yapıya dönüşmüştür. Özellikle yüksek frekanslı işlem (HFT), türev tabanlı yatırım araçları, algoritmik ticaret hukuki olarak meşrulaştırılmıştır.
Bu durum; borsayı üretim finansmanı alanından çıkarıp, fiyat hareketlerinden kazanç elde edilen bir spekülasyon aracına dönüştürmüştür.

4. Yeni egemenlik biçimi, büyük varlık yönetim şirketleri
Bugünkü finans sisteminin merkezinde Büyük Varlık Yönetim Şirketleri yer almaktadır. Bu yapılar; Black Rock, Vanguard Group gibi aktörler aracılığıyla küresel ekonomiyi yönlendirmektedir. Büyük Varlık Yönetim Şirketlerinin hukuki temelleri; sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, kurumsal yatırımın teşvik edilmesi, uluslararası yatırım anlaşmaları ile oluşturulmuştur.
Bu yapı sonucunda; ekonomik egemenlik devletlerden finansal yapılara doğru kaymaktadır. Bu durumda gösteriyor ki, hukuk; ulusal egemenliği güçlendiren değil, sınırlayan bir araç haline gelmiştir.

5. Rezerv para sistemi ve hukuki üstünlük
Finansal çağın bütün bu hukuki alt yapısını kuran, kurumlarını oluşturan ve dünyaya dayatarak yaygınlaştıran ülke ABD’dir. ABD; bu düzeni ABD dolarının rezerv para olmasına dayandırmaktadır. Rezerv para sistemi;
• Küresel ticareti tek para üzerinden yürütmekte,
• ABD finans hukukunu diğer ülkelere dayatmakta
• Ve diğer ülkelerin ekonomik bağımsızlığını sınırlamaktadır.
Bu yapı hukukun evrensel değil, güç merkezli bir araç haline gelmesine yol açmaktadır.
Bütün bu hukuki düzenlemeler sonucunda sermaye getirileri; emek gelirlerini katbekat aşmakta, servet yoğunlaşması artmakta, eşitsizlik sistematik hale gelmektedir. Bu durum; finansal çağ hukukunun eşitlik üretmek yerine eşitsizliği kurumsallaştırdığını göstermektedir.
Sonuç olarak; dünyayı yönetilemez hale getiren bu ABD temelli diyalektik finansal hukuk ve bu hukukun temelleri değiştirilmeden dünyanın yönetilebilmesi ve dünya düzeninin sürdürülebilmesi mümkün değildir.

6. Diyalektik hukuk yoluyla tıkanan dünyanın önünü açmak
Bugünkü dünyayı tıkayan bu hukuk sistemi defalarca söylediğimiz gibi diyalektik akla dayalıdır. Diyalektik hukuk; varlığı karşıtlıklar üzerinden kavramış, hukuku çatışma yönetimi üzerine kurmuştur.
Bu yaklaşım; parçalanmayı derinleştiren, çatışmayı kalıcı hale getiren ve bütüncül çözümleri engelleyen bir yapıya dönüşmüştür. Dünyayı tıkayan bu yapı; iyileştirilerek düzelmez. Diyalektik aklı değiştirmek, onun yerine “holistik akla” dayalı, varlığı bütünlük içinde kavrayan, ilişkileri karşıtlıklardan üstün tutan, dengeyi sistemin merkezine yerleştiren bir holistik hukuk yerleştirmeliyiz.
Holistik hukuk; modern bilimde sistem teorisiyle yeniden ortaya konulmuştur. Ancak holistik hukukun kökleri taa Türk Düşünce Sistemine dayanmaktadır.
Bu anlamda holistik hukuk; yeni bir hukuk icat etmek değil, unutulmuş bir düşünceyi yeniden bilimsel bir yaklaşımla sistemleştirmeyi hedeflemektir. Bu konuyu bir başka yazıda ele alacağız…