.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Devlet mi, parti mi? Çin'in görünmeyen güç merkezi

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Devlet mi, parti mi? Çin'in görünmeyen güç merkezi
Devlet mi, parti mi? Çin'in görünmeyen güç merkezi
Paylaş:
Batılı gözlemcilerin Çin hakkında yaptığı en yaygın hata, ülkeyi kendi alışık oldukları siyasi kalıplarla değerlendirmeleridir. Cumhurbaşkanı vardır. Hükümet vardır. Bakanlıklar vardır. Parlamento benzeri kurumlar vardır. Bu nedenle ilk bakışta Çin de diğer devletler gibi görünür. Ama gerçekte değildir.
Çin'i anlamaya çalışan herkesin er ya da geç fark ettiği bir gerçek vardır: Çin'de devlet görünen yapıdır. Asıl güç ise partidedir. Bu nedenle Pekin'deki gerçek karar alma mekanizmasını anlamak isteyenlerin gözünü hükümet binalarından çok Çin Komünist Partisi'nin içine çevirmesi gerekir. Çünkü Çin'de devlet yönetmez. Devleti yöneten partidir. Ve parti yalnızca siyasi bir örgüt değildir. Parti aynı zamanda devletin kendisidir.
Batı dünyasında devlet ve iktidar birbirinden ayrılır. Hükümetler gelir gider. Partiler değişir. Seçimler olur. Devlet ise kalır.
Çin'de bu ayrım çok daha farklıdır. Çünkü Çin Komünist Partisi kendisini yalnızca iktidardaki bir parti olarak görmez. Ülkenin tarihsel devamlılığının taşıyıcısı olarak görür. Pekin'de sıkça duyduğum bir yaklaşım şudur: “Devlet Çin'i yönetmez. Parti Çin'i yönlendirir.”
Bu ifade ilk bakışta teorik görünebilir. Ama pratikte son derece somut sonuçlar üretir.
Bugün Çin Komünist Partisi'nin üye sayısı yüz milyonu aşmış durumdadır. Bu sayı Avrupa'nın birçok ülkesinin toplam nüfusundan fazladır. Parti yalnızca siyasetin içinde değildir. Devlet kurumlarında vardır. Orduda vardır. Üniversitelerde vardır. Şirketlerde vardır. Mahallelerde vardır. Teknoloji firmalarında vardır. Finans sisteminde vardır. Kısacası parti yalnızca yönetimin bir parçası değildir. Yönetimin omurgasıdır.
Pek çok yabancı yatırımcı Çin'e ilk geldiğinde aynı yanılgıya düşer. Kararların bakanlıklarda alındığını düşünür. Oysa çoğu zaman kritik kararların gerçek kaynağı farklıdır. Çin'de birçok kurumun görünen yöneticileri vardır. Ama aynı zamanda parti sekreterleri de vardır. Çoğu zaman en önemli karar verici kişi genel müdür değil; parti sekreteridir.
Bu durum Batılı zihin için alışılmadık olabilir. Ama Çin açısından son derece doğal kabul edilir. Çünkü sistemin amacı rekabet değil; uyumdur. Çatışma değil; eşgüdümdür.
Bu yapının merkezinde Politbüro bulunur. Daha da merkezinde Politbüro Daimi Komitesi. Ve onun merkezinde Genel Sekreter.
Bugün bu görev Xi Jinping tarafından yürütülüyor. Batı'da çoğu zaman Xi'nin devlet başkanlığı öne çıkarılır. Oysa Çin'de en önemli unvan devlet başkanlığı değildir. Parti Genel Sekreterliği'dir. Çünkü meşruiyetin kaynağı devlet değil; partidir.
Peki bu sistem neden çökmüyor? Bu soru Batı'da sık sık soruluyor. Bana göre cevabın önemli kısmı performans meselesinde yatıyor.
Batı demokrasileri meşruiyetlerini seçimlerden alır. Çin sistemi ise büyük ölçüde performanstan alır. Ekonomik büyüme. İstikrar. Yoksulluğun azaltılması. Altyapı yatırımları. Kriz yönetimi. Toplumsal düzen.
Uzun yıllar boyunca bu alanlarda elde edilen sonuçlar sistemin meşruiyetini güçlendirdi. Dolayısıyla Çin'de insanlar yalnızca ideolojiye değil; çıktılara da bakıyor.
Bu modelin güçlü yanları olduğu kadar zayıf yanları da vardır.
Avantajı hızdır. Uzun vadeli planlama kapasitesidir. Karar alma sürekliliğidir. On yıllar boyunca aynı hedefe odaklanabilme becerisidir.
Ama riskleri de vardır. Geri bildirim mekanizmalarının zayıflaması. Aşırı merkezileşme. Yanlış kararların uzun süre devam edebilmesi. Yenilik ile kontrol arasındaki gerilim. Bu sorunlar bugün Çin'in önündeki en önemli sınavlardan bazılarını oluşturuyor.
Ancak hangi açıdan bakılırsa bakılsın şu gerçek değişmiyor:
Çin'i yalnızca Xi Jinping üzerinden okumak eksik kalır. Çin'i yalnızca hükümet üzerinden okumak da eksik kalır. Asıl anlaşılması gereken şey devlet aklıdır. Ve bu devlet aklı yalnızca birkaç yıllık değil; binlerce yıllık yönetim geleneğinin modern biçimidir.

Hanedanlar değişti. İdeolojiler değişti. Liderler değişti. Ama Çin'in merkezî devlet refleksi büyük ölçüde varlığını korudu.
Bugünkü Komünist Parti de aslında bu uzun tarihsel sürekliliğin son halkasıdır. Bu nedenle Çin'i anlamaya çalışırken şu soruyu sormak gerekir: Karşımızda gerçekten komünist bir parti mi var? Yoksa modern çağın araçlarını kullanan kadim bir devlet geleneği mi?
Benim cevabım nettir: Çin Komünist Partisi yalnızca bir siyasi örgüt değildir. O, Çin devlet aklının günümüzdeki kurumsal taşıyıcısıdır. Ve Çin'in geleceğini anlamak isteyen herkes önce bu gerçeği kavramak zorundadır. Çünkü Pekin'de kararlar yalnızca bugünü düşünerek alınmaz. On yıllar sonrasını düşünerek alınır.
İşte Çin'in asıl gücü de tam burada yatar: Kısa vadeli siyaset ile uzun vadeli strateji arasındaki farkı kurumsallaştırabilmiş olmasında.