Denizler sınır tanımaz. Denizdeki kirlilik de öyle. Bir noktada başlayan bir etki, akıntılarla, rüzgarla ve zamanla başka kıyılara taşınır. Bugün denizlerin en kırılgan olduğu alanlar, en yoğun insan faaliyetinin gerçekleştiği, aynı zamanda yaşamın, üretimin, ticaretin, taşımacılığın merkezi olan noktalardır. Özellikle limanlar, iskeleler, marinalar, balıkçı barınakları, tersaneler daha genel ifade ile kıyı tesisleri; denizle en fazla temas eden yapılar olarak denizi koruma sorumluluğunun doğal taşıyıcılarıdır. Denizlerimizin sürdürülebilirliği, mavi ekonominin ve yaşamın sürdürülebilirliği ile karşılıklı etkileşim içindedir. Deniz zarar gördüğünde, bedelini yalnızca doğa değil, ekonomi ve toplum da öder. Üstelik denizyolu taşımacılığı, karbon salımlarının azaltılmasının kaçınılmaz olduğu günümüzde, birim yük başına kara ve havayoluna göre daha düşük emisyon düzeyindedir.
Bu çerçevede üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz önemli bir avantaja sahip. 8 bin kilometreyi aşan kıyı uzunluğu ve stratejik konumuyla denizyolu taşımacılığında doğal bir merkez. Dış ticaretimizin yaklaşık yüzde 85’inin denizyolu ile yapılması, denizlerin ekonomik hayatımızdaki yerini açıkça ortaya koyar. Bugün Türkiye’de çoğunluğu özel sektör tarafından işletilen, yaklaşık 70 civarında ticari liman ile 180’i aşkın kıyı tesisi faaliyet gösteriyor. Bu durum, denizle kurduğumuz ilişkinin boyutunu ve beraberinde gelen sorumluluğun büyüklüğünü açıkça gösteriyor.
Limanlar: Denizle en yakın temas noktası
Denizyolu taşımacılığının omurgası olan limanlar, doğru planlandığında ve iyi yönetildiğinde yalnızca bir ticaret kapısı değil; ekonomik canlılığın, istihdamın ve bilgi birikiminin de önemli bir kaynağı. Liman faaliyetleri; lojistikten sanayiye, hizmet sektöründen yan sanayilere kadar geniş bir ekosistemi besler, nitelikli istihdam yaratır ve kentin ulusal ve uluslararası ağlara entegre olmasını sağlar. Aynı zamanda altyapı yatırımlarını hızlandırır, ulaşım ve tedarik zinciri kapasitesini güçlendirir, bölgenin rekabetçiliğini artırır. Bu katkının kalıcı olmasında ise, limanların deniz korumaya yönelik kapasitelerini güçlendirmelerinin, çevresel etkilerini ölçerek doğru biçimde yönetmelerinin rolü büyük.
Denizlerin korunmasında kritik başlıklardan biri, gemi atıklarının nasıl yönetildiği. Bu alandaki temel çerçeve, MARPOL Sözleşmesi ile belirlenmiş durumda. MARPOL, gemilerin atıklarını denize bırakmasını yasaklayan ve bu atıkların limanlarda güvenli şekilde teslim edilmesini zorunlu kılan uluslararası bir düzenleme. Bu sistemin önemli bir parçası olarak, gemiler limana yanaşmadan önce sahip oldukları atıkları ve miktarlarını ön bildirimle liman otoritesine iletir. Bu ön bildirim, atıkların planlı ve kontrollü şekilde yönetilmesini sağlar; hem limanın gerekli hazırlıkları yapmasına imkan tanır hem de atıkların denize verilmesi riskini ortadan kaldırır. Limanlarda gemilerden alınan atıklar türlerine göre ayrılır; yağlı atıklar ve sintine suları lisanslı tesislerde arıtılır ya da geri kazanıma yönlendirilir, evsel atık sular arıtma tesislerinde temizlenir, katı atıklar ayrıştırılarak geri dönüşüme kazandırılır.
Hazır olma, müdahale ve koruma:
Operasyonlar olağan şekilde devam ettiğinde işleyiş bu çerçevede yürür. Ancak deniz ortamında, bazı ihmaller ya da dikkatsizlikler zaman zaman güç durumlara yol açabilmektedir. Deneyimler, denizde yaşanan çevresel sorunların büyük bölümünün öngörülebilir ve yönetilebilir risklerden kaynaklandığını gösteriyor. 2024 yılında İspanya’nın Ceuta Limanı’nda bağlı olan bir geminin gövde çatlağından kaynaklanan yakıt sızıntısı, liman içi denetimlerinin ne kadar sıkı olması gerektiğini ortaya koydu. Benzer şekilde 2019 yılında Rotterdam Limanı’nda meydana gelen kimyasal madde sızıntısı, acil durum planlarının ve personel eğitimlerinin çevresel etkileri sınırlamadaki rolünü gündeme getirdi. Her iki olayda da sorun, tek başına kazanın kendisi değil; erken müdahale ve risk yönetimi mekanizmalarının yetersizliğiydi. Bu örnekler, limanlarda düzenli risk analizlerinin yapılması, operasyonel süreçlerin çevresel açıdan izlenmesi ve acil müdahale senaryolarının güncel tutulmasının ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
Ülkemizin artan liman kapasitesi ve yoğunlaşan deniz trafiği dikkate alındığında, benzer risklerin yaşanmaması için önleyici çevre yönetimi ve hızlı müdahale yaklaşımının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Zira bizzat temizlik çalışmalarının koordinasyonunda yer aldığım İzmir–Çeşme’de Mayıs 2017’de, bir geminin kayalıklara oturması sonucu denize petrol dökülmesi olayında ve Eylül 2018’de Foça–Çakmaklı sahillerinin petrolle kaplandığı vakada, şunu çok net biçimde yaşadım: Döküntü olduktan sonra hemen müdahale edilmediğinde yayılan kirliliğin temizlenebilmesi oldukça güç.
Üstelik mesele sadece gözle görülen petrolü, kimyasalı ya da dökülen her ne ise onu temizlemek değil. Önce kirliliğin hangi alanlara yayıldığını doğru tespit etmek, ardından denizde ve kıyıda yürütülecek temizlik çalışmalarını eşgüdüm içinde planlamak gerekiyor. En zor ve insanı en çok düşündüren kısım ise, dökülen yakıtın deniz suyunda, deniz dibinde ve canlı yaşamı üzerinde bıraktığı izler. Bu etkilerin bugün yarattıkları kadar, yıllar sonra neye dönüşebileceğini anlamak ve ortaya koymak, yüksek hassasiyet, deneyim ve ciddi bir sorumluluk duygusu gerektiriyor. Bu nedenle tüm çalışmaların bilim insanlarının danışmanlığında yürütülmesi son derece önemli.
Limanlarda oluşturulan güçlü çevresel tedbirler, yalnızca işletme sınırları içinde değil; deniz ortamının tamamında etkili olan bir müdahale kapasitesi yaratır. Açık denizde veya kıyıya yakın sularda meydana gelen yakıt sızıntıları, gemi kazaları ve benzeri çevresel olaylarda, limanlar sahip oldukları ekipman, personel ve organizasyon yapılarıyla müdahale sürecinin önemli bileşenlerinden biri haline gelir. Liman işletmeleri; Sahil Güvenlik Komutanlığı, liman başkanlıkları ve ilgili kamu kurumlarıyla eşgüdüm içinde hareket ederek saha deneyimlerini ve teknik imkanlarını paylaşır. Bu iş birliğinin teorik bir sorumluluk olmaktan çıkıp fiilen çalışan bir yapıya dönüşmesi ise hazır ve güçlü müdahale sistemleri ile düzenli tatbikatlara bağlıdır.
Sonuç
Deniz, en çok kullanılan yerde korunur ve kıyıda alınan her doğru karar, açık denizdeki riski daha doğmadan azaltır. Şimdi ilk cümlemize dönerek soralım; “Denizler sınır tanımaz, denizdeki kirlilik de öyle. Peki olur ya bugün gördüğünüz bir kirlilik, yarın sizce nerede olacak, yolculuğunda ne etkiler yaratacak?
Denizler sınır tanımaz
Denizler sınır tanımaz
Paylaş: