.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Canavarlar zamanı

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Canavarlar zamanı
Canavarlar zamanı
Paylaş:
Yeni yıla girerken 2025’de yaşanan olumlu gelişmelerden söz etmekti niyetim. Ancak yeni yılın ilk günlerinde, 3 Ocak 2026 günü tarihe kara harflerle geçecek bir haydutluk yaşandı. Trump, tıpkı bir mafya operasyonu gibi Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro ve eşi CiliaFlores çiftini ABD’ye kaçırdı. Bu, uluslararası hukuku, ülkelerin egemenlik hakkını ayaklar altına alan eşi benzeri görülmemiş bir zorbalıktı.
Bu olay bana e. Amiral Cem Gürdeniz’in bir yazısında gördüğüm şu sözleri anımsattı: "Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için çabalıyor: şimdi canavarların zamanı."
Bu sözler, İtalyan Komünist Partisi kurucularından Antonio Gramsci’nin faşist Mussolini döneminde hapishanedeki hücresinde kaleme aldığı iki dünya savaşı arasındaki karmakarışık zamanlarda yazılmış ‘Hapishane Notları’ndan…

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi
ABD yönetimlerinin her yıl yayınladığı National Security Strategy (NSS - Ulusal Güvenlik Stratejisi – UGS) 2025 yılında biraz gecikmiş olarak Aralık ayında yayınlandı. Bu belge dünyadaki gelişmelere Atlantik gözlükleriyle bakmaya alışmış siyasi gözlemciler tarafından ayrıntılı bir şekilde incelenmedi denebilir. Oysa belgenin içeriği bir itirafı, ABD’nin artık Atlantik dünyasının yükünü tek başına taşıyamayacağını gizliyordu satır aralarında. Kendisi 40 trilyon dolara kadar borca batmış bir ülke olarak ‘kapitalist-emperyalist’ dünyanın yükünü kendi gibi müttefikleriyle paylaşmak istiyordu.
Borçlar için ödenecek faiz tutarının ilk kez ABD bütçesindeki savunma harcamalarını geçmesi de dikkat çekiciydi. Belgede NATO genişlemesinden söz edilmezken ‘stratejik rakip’ olarak yalnızca Çin Halk Cumhuriyeti’nin vurgulanması da gelecek için önemli bir tespit.
UGS belgesinin satır aralarında Kuzey-Orta-Güney Amerika’nın ‘efesi’ benim anlayışı da görülüyor. Almanya’nın ünlü ‘Der Spiegel’ dergisinde yayınlanan bir makalede ifade edildiği gibi “Washington’un Venezuela hamlesi sadece bir operasyon değil, Monroe Doktrinini yeniden sahaya süren açık bir rejim değiştirme girişimi.”
Trump Mafyavari operasyonun arkasından düzenlediği basın toplantısında 1823 tarihli Monroe Doktrinini hatırlatarak “Monroe Doktrini çok önemli bir şey. Ama biz onu çok daha ileriye taşıdık. Şimdi buna Donroe Doktrini diyorlar” dedi. (Trump kendi adına uyarlayarak Donroe Doktrini demiş)

Nedir Monroe Doktrini?
19. yüzyılda özellikle Latin Amerika ülkelerinde sömürgeci faaliyetleri yürüten İspanya, Fransa, İngiltere gibi Avrupa ülkelerine karşı ABD’nin tek taraflı nüfuz oluşturması anlamına geliyordu. Bu bölgede yalnızca ABD’nin çıkarları geçerlidir demeye getiriyordu bu söylem. Şimdi de Donald Trump bu anlayışa dayanarak Meksika Körfezini Amerika körfezine çeviriyor; Kanada’yı 51. eyaleti ilan ediyor; NATO üyesi Danimarka’nın vesayetindeki Grönland’a sözde sahip çıkıyor! Kısacası Avrupa Birliği dışlanıyor, Latin ülkeleri etkisizleştiriliyor. Bu sözde doktrin, “ABD’nin bölge ülkelerinin egemenliğini koşullu kabul etmesine; kendi güvenlik, enerji veya jeopolitik çıkarlarını ise öncelikli ve tartışılmaz görmesine hizmet ediyor.” Bu anlayıştan hareketle ABD, finans-kapital açgözlülüğüne boyun eğmeyen ülkelere karşı, ambargo uygulamayı, adam kaçırma ya da öldürmeyi, darbe yapmayı, onların egemenlik hakkını çiğnemeyi kendine hak görüyor.

Çöküşün İfadesi
Ne var ki bu savlara karşın ABD yönetimi için her şeyin iyi gittiği anlamı çıkarılmamalı! Ülkede büyük bir bölünme yaşanıyor. Bölünme yalnızca Demokratlar ya da Cumhuriyetçiler arasında değil, Trump’ı iktidara getiren MAGA (Make America Great Again – Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) taraftarları arasında da yaşanıyor.
Örneğin 2021 yılında Georgia Eyaletinden Temsilciler Meclisine seçilen ve Trump kampanyasının en etkin destekçilerinden birisi olan bayan Marjorie Taylor Green, başta Madura’nın kaçırılması olayı olmak üzere Trump’ın son zamanlardaki siyasetlerine karşı tavır alarak Temsilciler Meclisi üyeliğinden istifa etti. Green, CNN ve ABC televizyonlarındaki söyleşilerinde “hani her şeyden önce Amerika diyorduk? Ne işimiz var Venezuela’da? Petrolden başka bir şeyden söz etmiyor Trump” diyor. Sıkı bir MAGA’cı olan Başkan Yardımcısı Vance’in bu saldırganlıklar olurken ortalıkta pek görülmeyip daha çok Küba kaçkını bir aileden gelme Dışişleri Bakanı Mario Rubio’nun ön plana çıkması da dikkat çekici.
Dikkat çeken başka bir rezil durum da içte ve dışta sözüm ona ünlü haber ajanslarının, gazetelerin, televizyonların, sosyal medya mecralarının gerçekler karşısındaki kayıtsızlığı, haber çarpıtmaları, ABD ve AB aleyhine haberleri gizlemeleri.
Yazımı Can Ertuna’nın “Venezuela rejimi nasıl ‘şeytanlaştırıldı?’” başlıklı yazısından bir alıntıyla sonlandırayım. (Birgün, 07.01.2026)İngiliz BBC televizyonunun çalışanlarına “Maduro kaçırıldı” yerine “Maduro ele geçirildi” denmesinin söylendiğini aktaran Ertuna şunları yazıyor:
“Doğru dürüst seçimlerin bile yapılmadığı, muhalefetin ezildiği, diktatörlük, krallık ve emirlikler Batı hegemonyasına uyum sağladıkları ölçüde demokratik performans üzerinden pek sorgulanmıyor. Oysa Venezuela gibi ülkeler söz konusu olunca demokratik değerler müdahaleci tutumun ahlaki zeminini oluşturuyor. Dış politika ve medya eleştirisi üzerine çalışan araştırmacı Alan MacLeod “Venezuela’dan kötü haberler: 20 yıllık sahte haber ve yanlış aktarımlar” adlı kitabında bir “haydut devlet” imajının nasıl oluşturulduğunu incelemişti… Alan MacLeod’un incelediği medya kuruluşları genellikle büyük şirketler veya zengin hissedarların kontrolündeydi ve bu sahipler kendi dünya görüşlerini yansıtan yöneticileri işe alıyorlardı. Onlar da kendilerine “sorun çıkarmayacak” muhabir ve temsilcileri seçiyordu. Gelirleri reklama dayanan medya, küresel şirket çıkarları veya neoliberal ideolojiyi sorgulayan içeriklerden kaçınıyordu… McLeod’un ortaya koyduğu bu sistem, sadece Batı medyasındaki söylemi değil, onu standart olarak kabul eden ve kendi haber kaynaklarını geliştiremeyen kuruluş ve habercilerin anlatılarını da etkiliyor. Bu çark salt Venezuela ya da Latin Amerika’ya yönelik haber ve yorumculuk faaliyetinde işlemiyor elbette. Son yıllarda tüm kriz bölgelerinde; Suriye’den Ukrayna’ya, Yemen’den Gazze’ye bu filtreleme mekanizmalarının varlığından bahsetmek mümkün.”
Kısacası başlıkta da vurguladığımız gibi “Canavarlar Zamanında” yaşıyoruz. Bunu akıldan çıkarmayalım.