Geçen hafta hem içte hem de dışta önemli ekonomik ve siyasi gelişmelere tanık olduk. Öncelikle belirtmeliyiz ki ABD-İsrail ile İran savaşı gerek insani yönden gerekse ekonomik yönden hem dünya hem de ülkemiz açısından oldukça olumsuzluklar doğuracak bir olay. Trump ve Netenyahu gibi iki çılgın lider dünyayı kaosa sürüklemek açısından birbirleriyle yarışıyorlar. Bu yarışta bizi en çok yaralayan ise İRAN'da 170 kız öğrencinin eğitim gördüğü bir okulun bombalanması ile ilgili görüntüler oldu. Savaş daima çok kötü. Her yönden üzüntü ve ızdıraplar doğuran bir olgu. Savaşın ne kadar süreceği belirsiz. Savaşla ilgili IMF’nin ilk değerlendirmelerinin özeti öyle: “Şu ana kadar ticari ve ekonomik faaliyetlerde aksaklıklar, enerji fiyatlarında artışlar ve finansal piyasalarda dalgalanmalar gözlemlendi. Dünya ekonomisinde zaten mevcut olan belirsizliklere yeni belirsizlikler eklendi. Ekonomik etkiyi net olarak değerlendirmek için henüz çok erken. Ancak Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması Asya rafineri marjları ve navlun fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açabilecektir. (Küresel üre ihracatının %35’i, sülfür ihracatının %45’i Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Ülkemiz tarımda kullanılan gübrenin bu hammaddelerini Umman, Türkmenistan, Mısır ve Rusya’dan ithal ediyor. Dolayısıyla bu senenin tarım ürünlerinde gübrenin savaş nedeniyle kullanılamaması gıda enflasyonunun daha yüksek olmasına neden olabilir. İris Cibre twiti ) Petrol rezervleri yetersiz kalabilir. Japonya, Güney Kore, Çin ve Hindistan Hürmüz Boğazı kesintilerinden etkilenecek başlıca ekonomiler. Petrol ve doğalgazda %90'ın üzerinde dışa bağımlı olan Türkiye'de enerji fiyatlarından etkilenecek ülkelerin başında geliyor. İran'ın zaten çok zayıflayan ekonomisinin daha olumsuz seyre gideceği kesin.”
Yaklaşık 3 yıldır dezenflasyon mücadelesi veren ülkemizin bu savaş nedeniyle yaşanacak gelişmelerden olumsuz etkileneceğini söylemek kehanet olmayacaktır. Enflasyon ve cari açık ile faizler artacak, kur baskısı oluşabilecek ve büyüme zayıflayacaktır. İran'dan boru hattı ile aldığımız doğalgaz kesintiye uğrayabilir. Ortadoğu’da yeni dengeler oluşabilir. Türkiye'nin CDS primi bir miktar düşmüşken (215) tekrar yükselerek 246'lara geldi.
Büyüme
2025 yılı büyüme rakamlar açıklandı. Türkiye ekonomisi TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre 2025 yılında %3.6 büyüdü. 2025 yılı son çeyreği büyümesi %3.4 oldu. Böylece büyüme trendi 21 çeyreğe taşınmış oldu. Uzun süredir yazıyoruz, ülkemizin büyüme potansiyeli olan %5 büyüme oranı son iki yıldır %3’lere düştü. Maalesef bunun en büyük nedeni 2018-2023 arası uygulanan negatif reel faizli irrasyonel ekonomi politikaları. 2022- 2023 yıllarında %5’ler civarında büyüyen ekonomimiz 2024 yılında %3.2, 2025 yılında %3.6 büyüdü. Türkiye ekonomisi %3.6 büyürken tarım %8.8 küçüldü.İnşaatın büyümesi %10.8, sanayi ise %2.9 ile ekonomik büyümenin altında kaldı.Net dış ticaret büyümeye negatif katkı verdi. Hane halkı tüketimi harcamaları 2025 yılında %4,1 arttı. Gayrı Safi Katma Değer içerisinde iş gücü ödemelerinin payı az da olsa azalırken, net işletme artığı/karma gelirin payı arttı. Milli gelir yaklaşık 1.6 trilyon dolara, kişi başı gelirse 18.040 dolara geldi.
2025 büyümesinde deprem bölgesindeki inşaat harcamaları ile kentsel dönüşümler etkili oldu. Teknolojik odaklı hizmet büyümeleri de hizmetlerin büyümesini arttırdı. Sanayi maalesef son yıllardaki negatif gelişmesini devam ettiriyor. Ancak tarımdaki küçülme yapısal bir sorun haline çoktan geldi. Enflasyondaki en büyük handikabımız olan gıda enflasyonunun nedenleri konusunda daha radikal önlemlere ihtiyaç var. Büyümeye süreklilik kazandırmanın yolu tarımı, sanayi ve ihracatın yapısal sorunlarına radikal bir şekilde el atmamızdan geçiyor. Katma değeri artan yüksek teknoloji üretim yapısını kazandırmada geç kalıyoruz. Büyümenin kapsayıcılığı da oldukça negatif. 2025 gelir dağılımına ilişkin TÜİK verileri bunu açıkça gösteriyor. Adil gelir ve servet dağılımı yaratmayan büyüme kompozisyonu sürdürülemez.
Enflasyon
Hafta içinde Şubat/2026 enflasyon rakamları da açıklandı. TÜFE tüketici fiyat endeksi yıllık %31.53 arttı. ENAG enflasyonu ise %54.14 olarak açıklandı. On iki aylık ortalamalara göre artış%33,39 oldu. Ana harcama grupları itibarıyla enflasyon 3 yıllık mücadeleye rağmen hala yüksek seyrediyor. Temel mallardaki yıllık enflasyonun %16.6 olmasına karşın hizmetlerde %39.7, enerjide %28.2 (savaş sonrası bu harcama daha yüksek olacaktı, ancak yönetim eşel mobil sistemini getirerek maliyet artışının %75'ini ÖTV'den karşılanması kararını aldı. Bizce de bu karar isabetli olmuştur.) gıda %36,5, alkol, tütün ve altın harcamalarındaki artış %40 olduğuna göre fiyat istikrarı mücadelemiz uzun soluklu olmaya devam ediyor.
Enflasyonda mart ayından sonra ana eğilim düşme yönünde. Zira son 3 aylık ortalama %2.1, yıllığı %28.1 görünüyor. Ancak savaşın süresi küresel ekonomiyi etkilediği gibi bulunduğumuz yerin jeopolitik görünümü itibarıyla bizi daha çok etkileyecek. TCMB’nin savaş nedeniyle aldığı likidite önemleri ile faizler %37'den %40 bandına doğru hareket etti. Kanaatimizce mart ayındaki faiz indirimi ihtimali rafa kalktı. Daha sonra politika faizinde %37'lere doğru bir yönlenme beklenebilir. Halen TL referans faizi ise %39.4. Bütün bunlara rağmen enseyi de karartmamak gerekiyor. Kur artışı sınırlı olmaya, enflasyonun altında kalmaya devam ediyor. Yurtiçi talep güçlü ancak net ithalat büyümeyi aşağı çekiyor. İç talep ve kredi artışlarının iyi izlenmesi dezenflasyon için önemli. Gıda enflasyonu konusunu TCMB’nin daha çok önemsemesi gerekiyor. Olay iddia edildiği gibi mevsimsel değil. Mevsimsellikten arındırıldığında bile hala çok yüksek. Yapısal önlemlere şiddetle ihtiyaç var.
Büyüme, enflasyon, savaş
Büyüme, enflasyon, savaş
Paylaş: