.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Bu yaz yine ormanlarımız yanacak mı?

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Bu yaz yine ormanlarımız yanacak mı?
Bu yaz yine ormanlarımız yanacak mı?
Paylaş:
Yaz geliyor… İçimizi ısıtan güneşin tadını çıkarırken bir yandan da “Ne kadar sıcak oldu” diye yakınacağımız günler yaklaşıyor. Esintili bir deniz kenarında ya da serin bir yaylada nefes almak için çoğunluk şimdiden planlarını yapmıştır bile. Ama yaz mevsimi yalnızca tatili, güneşi ve denizi değil; içimizi yakan orman yangınlarını da beraberinde getiriyor. Geçtiğimiz yazları hatırlayalım. Bir anda farklı noktalarda başlayan yangınların haritalarına şaşkınlıkla baktık. Çoğu zaman suçlu aradık, müdahaleleri eleştirdik, “Neden önlenemedi, neden hızla söndürülemedi?” diye sorduk.
Resmi istatistikler, orman yangınlarının yaklaşık yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğunu gösteriyor. Yani maalesef pek çok çevre sorununda olduğu gibi burada da sorunun temelinde insan davranışı var. Bu nedenle son yıllarda valilikler tarafından yaz aylarında ormanlara giriş yasakları uygulanıyor. Örneğin İzmir Valiliği bu yıl da, 1 Haziran–31 Ekim tarihleri arasında ormanlara giriş yapılmasını, hatta orman kenarlarında mola verilmesini, piknik yapılmasını ve anız yakılmasını yasakladı. Akıllı kamera sistemleri, kuleler, dronlar ve saha ekipleriyle denetimler gerçekleştirilecek. İnsan kaynaklı riskin azaltılması açısından bu tedbirler son derece önemli.

Ormanlar neden yanar?

Ormanlar tarih boyunca sadece insan eliyle yanmadı. Yıldırım düşmesi, volkanik faaliyetler ya da bazı doğal süreçler sonucu da yangınlar meydana geldi. Hatta doğadaki izler incelendiğinde, Akdeniz ormanlarının yaklaşık 3–3,5 milyon yıldır yangınlarla şekillendiğine ilişkin bilimsel çalışmalar bulunuyor. Ancak günümüzde yangınların önemli bir kısmı doğal nedenlerden değil; elektrik hatlarından, karayollarında başlayan araç yangınlarından, bazı çalışmalar sırasında oluşan kıvılcımlardan, kontrolsüz bırakılan ateşlerden, havai fişeklerden, sigara izmaritlerinden, sıcak küllerden, çöplerden ve ne yazık ki kasıtlı davranışlardan kaynaklanıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Orman yangınlarının büyük bir bölümü aslında önlenebilir nitelikte.

Doğa ise yangınla birlikte yaşamayı insandan çok önce öğrenmiş durumda. Bunun en ilginç örneklerinden biri “kara ateş böceği” olarak bilinen tür. Bu böcek, bacaklarının hemen arkasında bulunan kızılötesi algılayıcılar sayesinde yangınları kilometrelerce uzaktan tespit edebiliyor.
Kara ateş böceği dumanı, kül kokusunu ve yangının yaydığı ısıyı algıladığında yanan ormana doğru hareket eder. Çünkü bu böceğin çoğalabilmesi için yanmış ortama ihtiyacı var. Yumurtalarını sıcak odunların üzerine bırakır. Yangında ölmüş ya da zayıflamış ağaçlar, bu türler için uygun yaşam alanı oluşturur.Bu yönüyle kara ateş böceklerine “doğanın geri dönüşüm işçileri” demek yanlış olmaz. Ağaçların içinde açtıkları delikler, mantarların ve mikroorganizmaların odunu daha kolay ayrıştırmasını sağlar. Böylece yangında zarar gören odunsu yapı zamanla toprağa karışır, toprak mineral açısından zenginleşir ve yeni bitkilerin gelişimi için uygun ortam oluşur.
Yani doğa, yarasını sarmak için kendi mekanizmalarını da içinde barındırıyor. Ancak bu doğal yenilenme kapasitesi, özellikle sıklaşan, şiddeti artan yangınların yıkıcı etkisini azaltmaya yetmiyor Yine de yangın sonrası her alanda hemen ağaçlandırma yapılması gerektiği düşüncesi uzmanlar tarafından her zaman doğru bulunmaz. Bazı ekosistemlerde doğal yenilenme sürecine izin verilmesi gerekir. Aksi halde iyi niyetli görünen müdahaleler bile sistemin kendi onarım sürecine ikinci bir baskı yaratabilir.

Yangını büyüten asıl etkenler nelerdir?

Orman yangınlarının davranışını belirleyen üç temel unsur vardır: Yanıcı madde, arazi yapısı ve hava koşulları. Yangının başladığı bölgedeki bitki örtüsünü bilmek, başarılı müdahale için son derece önemlidir. Yalnızca ağaç türünü değil, zemindeki kuru otları, çalı formasyonunu, yaprak döküntüsünü de değerlendirmek gerekir. Özellikle yaz aylarında nemini hızla kaybeden, reçineli ve yağlı yapıya sahip türler çok daha kolay tutuşur. Bu türler yangının kısa sürede büyümesine ve geniş alana yayılmasına neden olabilir. Arazi yapısı ise çoğu zaman yangının hızını tahmin ettiğimizden daha fazla etkiler. Yangın yamaç yukarı, yamaç aşağı olan yangınlara göre çok daha hızlı ilerler. Çünkü basit bir fizik kuralı burada doğrudan çalışır: Isınan hava yükselir. Alevin ısısı üst taraftaki kuru otları, çalıları ve ağaçların alt dallarını önceden kurutur; ardından küçük bir kıvılcım ya da alev temasıyla tutuşma kolaylaşır. Yani yangın daha aşağılardayken, yukarıdaki bitkileri adeta yanmaya hazır hale getirir.
Eğim arttıkça bu etki daha da güçlenir. Bu yüzden yangının yönünü, hızını ve müdahale stratejisini belirlerken arazinin eğimi, bakı yönü, yükseltisi ve bitki karakteri birlikte değerlendirilmelidir.

Yangın sezonunun süresini etkileyen bir faktör de “Yükselti”dir. Ülkemiz orman yangınlarının büyük bölümünün 0–400 metre rakım aralığında çıktığı görülmektedir.
Bütün bunlara meteorolojik koşulları da eklemek gerekir. Özellikle rüzgar, yangının kaderini dakikalar içinde değiştirebilir. Rüzgârın yönü, hızı ve ani değişimleri yalnızca yangının yayılmasını değil, müdahale ekiplerinin güvenliğini de doğrudan etkiler. İklim değişikliği, uzun süren kuraklık dönemleri, düşük nem ve sıcak hava dalgaları yangının çıkma ihtimalinin yanı sıra, çıkan bir yangının çok daha hızlı büyümesine ve kontrol altına alınmasının zorlaşmasına neden olmaktadır

Yangına müdahale yalnızca doğru noktaya su sıkmak mıdır? Elbette hayır. Ülkemizde yangınlarla mücadelede iki temel güç bulunuyor: Belediye itfaiyeleri ve orman teşkilatı. Orman yangınlarında ana operasyonel sorumluluk Orman Genel Müdürlüğü’ndedir. Belediye itfaiyeleri ise özellikle yerleşim alanlarının, sanayi tesislerinin, tarım alanlarının ve orman-kent arayüzündeki yapıların korunmasında kritik görev üstlenir; büyük yangınlarda bu iki kurumun yanı sıra ilgili tüm kurumlar çalışmalara destek verir Bir yangın anında en kıymetli unsur başarılı olay yeri yönetimidir. Personelin, araçların, su kaynaklarının, iş makinelerinin, hava araçlarının ve lojistiğin aynı anda yönetilmesi gerekir. Fazla iyi niyetli ama plansız yardım çabaları bazen müdahaleyi kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir. En basiti yaratılan kalabalık asıl müdahale araçlarının bölgeye ulaşmasında gecikmelere neden olabilir.
Bir yangına müdahale, komuta-kontrol yapısı, karar alma süreçleri, operasyon planlaması, hava ve kara unsurlarının koordinasyonu, mühendislik bilgisi ve saha deneyimi gerektiren çok yönlü bir mücadeledir.

Orman yangınlarında havadan müdahale bu mücadelenin en önemli araçlarından biridir. Uçaklar ve helikopterler yalnızca su bırakmaz; aynı zamanda keşif yapar, yangının yönü hakkında anlık bilgi sağlar ve kara ekiplerinin stratejisini destekler. Ancak hava araçlarının etkin çalışabilmesi için bölgedeki yükseltilerin, su alma noktalarının ve müdahale güzergahlarının iyi bilinmesi gerekir.
Özellikle gece yapılacak hava operasyonları özel donanım, eğitim, uygun arazi koşulları ve ciddi risk değerlendirmesi gerektirir.

Peki bizler ne yapmalıyız?

Sonuç olarak asıl başarı, yangın çıktıktan sonra onu söndürmekten önce, yangının çıkmasını önleyebilmektir. Bunun için alınacak önlemlerin bazıları çok basit görünür ama etkisi büyüktür. Kurumuş otların temizlenmesi, anız yakılmaması, ormanlık alanlarda ateş yakılmaması, sigara izmaritlerinin doğaya atılmaması, havai fişek kullanımından kaçınılması, sıcak kül ve cam atıklarının gelişi güzel bırakılmaması binlerce hektarlık ormanı koruyabilir.
Çünkü yanan yalnızca ağaçlar değildir. Bir orman yandığında aslında gelecekten de bir parça eksilir. Yüzlerce yılda oluşan doğal denge, birkaç saat içinde geri dönülmesi zor şekilde zarar görebilir. Doğa, milyonlarca yıldır kendini yenilemenin yollarını bulmuştur. Sorulması gereken soru, doğanın bu yaraları sarıp saramayacağı değildir. Asıl soru, insanın aynı hataları tekrar edip etmeyeceğidir. Belki de her yaz sonunda değerlendirmemiz gereken konu kaç hektarın yandığı değil, kaç yangının hiç çıkmadan önlenebildiğidir.