İzmirli Ertuğrul Özkök, Ertuğrul Özkök hâlâ yazıyor. Hâlâ okunuyor. Hâlâ davet ediliyor. Hâlâ tartışılıyor. Türkiye’de bu başlı başına bir başarıdır. Çünkü bu ülkede zirveye çıkanların çoğu, zirveden indikten sonra hızla unutulur. Özkök ise unutulmadı. Sadece bir gazeteci olarak değil; bir dönem, bir zihniyet ve bir tartışma alanı olarak yaşamaya devam ediyor.
Bu süreklilik tesadüf değil. Bu, yalnızca bir kariyerin değil, bir etki alanının kalıcılığıdır. Ve bu hikâyeyi anlamak için en başa dönmek gerekir. O bir İzmirli. İzmir Refleksi: Açıklık, Esneklik ve Mesafe.
İzmir Türkiye’de sadece bir şehir değildir. Bir karakterdir. Bir zihniyet biçimidir. Daha açık, daha rahat, daha dışa dönük… Ama aynı zamanda daha mesafeli, daha seçici ve gerektiğinde yalnız. Özkök’ün yazılarında ve yaşam tarzında bu İzmirli damar hep hissedildi. Renkli, açık sözlü, yüksek kültürel birikime sahip… Batı ile yerel arasında rahat hareket edebilen, değişen güç dengelerinde konum alabilen bir profil. Bu özellikler onu hem çekici hem de tartışmalı yaptı. Çünkü Türkiye’de bu kadar esnek olmak, çoğu zaman güven üretmez, şüphe üretir.
Tek boyutlu okuma yanılgısı
Özkök’e dair en büyük hata, onu tek boyutlu okumaktır. Bir kesim onu hâlâ “usta gazeteci” olarak görür. Bir kesim ise güçle iç içe geçmiş bir medya aktörü olarak eleştirir. Gerçek daha rahatsız edicidir: İkisi de aynı anda doğru olabilir.
Çünkü Özkök, bu ülkenin alışık olduğu sade karakterlerden biri değil. O, çelişkileriyle var olan bir figür. Ama Türkiye’nin asıl sorunu da burada başlar: Biz karmaşıklığı anlamak yerine basitleştirmeyi tercih ederiz. İnsanları ya kahraman ya suçlu olarak görmek isteriz. Oysa aynı hayatın içinde hem isabet hem hata birlikte var olabilir.
Bir dönemin yükü: Silinmeyen başlıklar
Özkök’e yönelik eleştiriler hâlâ canlıysa, bunun nedeni sadece bugünkü yazıları değil. Bir dönemin hafızasıdır bu. Ve o hafızada bazı başlıklar silinmez. “411 el kaosa kalktı” gibi manşetler, sadece gazetecilik tercihi değil, bir zihniyetin sembolü olarak hatırlanır. Bu tür kırılmalar, özellikle sol kesimde derin iz bıraktı. O iz silinmedi, sadece şekil değiştirdi. Bu yüzden Özkök’e yönelen tepki çoğu zaman kişisel değil, tarihsel bir hesaplaşmadır.
Güç, medya ve sistem gerçeği
Hürriyet’in başında olduğu yıllar sıradan değildi. Bu, medyanın oyunu izleyen değil, oyunu kuran olduğu bir dönemdi. Siyasetle mesafe kısaydı. Ekonomiyle bağlar güçlüydü. Medya:
• Gündem belirliyordu
• Siyaseti etkiliyordu
• Ekonomik dengelere dokunuyordu
Bu yapı eleştirildi. Hâlâ eleştiriliyor. Ama şu gerçek göz ardı edilemez: Bu sadece bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bu bir sistemdi. Ve Özkök o sistemin aktörlerinden biriydi.
Aydın Doğan ve medya ekonomisi
Bu hikâyede Aydın Doğan gerçeğini atlamak mümkün değil. Bir medya imparatorluğu kuruldu. Genişletildi. Zaman zaman farklı işlerde kaldıraç olarak kullanıldı. Ve sonunda yüksek değerlerle el değiştirdi. Bu süreçte medya sadece içerik üretmedi; aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir güç olarak konumlandı. Bugün geriye dönüp bakıldığında şu sorular kaçınılmaz:
• Medya ne kadar bağımsızdı?
• Ne kadar araçsallaştı?
• Ne kadar yön verdi?
Ama asıl soru şu: Bugün daha mı iyiyiz?
Az konuşulan gerçek: İnsan yönetimi
Eleştirilerin gölgesinde kalan önemli bir gerçek var: Özkök’ün insan yönetimi ve yetenek keşfi.
• Yeni gazetecileri sisteme kazandırması
• Farklı seslere alan açması
• Tabuları zorlaması
•Meslektaşlarına karşı kıskançlık üretmemesi
Bunlar Türkiye’de nadir görülen özellikler. Daha da önemlisi: Kendisine zarar verenlere karşı bile intikam refleksiyle hareket etmemesi. Bu, gücü olan ama gücünü kontrol edebilen bir karakterdir.
Kendini ifşa edebilmek
Özkök’ü farklı kılan bir başka unsur: Kendi zaaflarını saklamaması. Türkiye’de insanlar ya kendini yüceltir ya da savunmaya geçer. Özkök ise kendini olduğu gibi göstermeyi seçti. Bu cesaret midir, strateji midir? Muhtemelen ikisi de. Ama sonuç açık: Bu onu daha sahici yaptı. Ve aynı ölçüde daha kırılgan.
Yaşam tarzı: Sessiz bir ayrışma
Şarap, müzik, seyahat, estetik… Bunlar sadece tercihler değil, bir duruştu. Özkök bu duruşu saklamadı. Lüksü sevdiğini gizlemedi. Ama Türkiye’de yaşam tarzı hiçbir zaman nötr değildir. Her tercih bir pozisyon olarak okunur. Bu yüzden Özkök sadece yazdıklarıyla değil, nasıl yaşadığıyla da tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor.
Düşmeyenler değil, dönüşenler kalır
Hürriyet sonrası birçok kişi onun biteceğini düşündü. Ama olmadı. Çünkü Özkök düşmedi. Dönüştü. Alan değiştirdi. Dilini yeniledi. Kendini yeniden konumladı. Bugün hâlâ yazıyor. Hâlâ konuşuluyor. Hâlâ merak ediliyor. Bu, tesadüf değil.
Asıl mesele: Özkök değil, biziz
Belki de en kritik soru şu: Biz Özkök’ten ne bekledik? Onu bir gazeteci olarak mı okuduk, yoksa ona bir rol mü yükledik? Bu ülkede insanlar hâlâ birilerini “vatan kurtaran” olarak görmek ister. Beklenti yükselir. Gerçeklik karşılamaz. Hayal kırıklığı büyür. Ve aynı döngü tekrar eder.
Bir figürden fazlası
Ertuğrul Özkök: Sadece bir gazeteci değil ve sadece bir medya figürü değil. Bir dönemdir. Bir sistemdir. Bir aynadır. Ve belki de en rahatsız edici gerçek şu: O aynaya baktığımızda sadece onu değil, kendimizi de görüyoruz. Bence asıl mesele de bu.
Bir medya fenomeninin anatomisi
Bir medya fenomeninin anatomisi
Paylaş: