.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Bir kentin değeri nereden gelir?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Bir kentin değeri nereden gelir?
Bir kentin değeri nereden gelir?
Paylaş:
Hepimiz rahat ve huzurlu bir yaşam istiyoruz. Bunun için çalışıyor, birikim yapıyor ve çoğu zaman en önemli yatırımımızı bir eve yönlendiriyoruz.  En temel ihtiyacımız olan “barınma”nın güvenli ve nitelikli karşılanması, yaşam kalitemizin zeminini oluşturuyor. Üstelik gayrimenkulümüzün değer kazanması, sadece ekonomik değil, psikolojik olarak da bizi güçlendiriyor.

Peki bu değer nereden geliyor?

Bir yapının değeri yalnızca kendisiyle sınırlı değil. Asıl belirleyici olan, içinde bulunduğu çevre; yani lokasyon. Ama lokasyon dediğimiz şey sadece bir adres olmanın ötesinde, semtin hatta kentin bütünü. Bir kentin coğrafi unsurlarının yanı sıra düzeni, ulaşımı, sosyal olanakları, tarihini-kültürünü koruma biçimi ve estetik anlayışı o değeri doğrudan belirliyor. Başka bir ifadeyle, kentin kalitesi, içindeki yapıların değerini belirliyor.

Bir kenti değerli kılan nedir?

Bu kalite kendiliğinden oluşmuyor. Planlama ile kuruluyor, ama ancak o kentte yaşayanların bu değerleri benimsemesiyle korunuyor. İzmir’de bunun geçmişten gelen çok çarpıcı örnekleri var. Konak Pier’den Basmane’ye doğru uzanan yaklaşık 1300 metrelik Fevzi Paşa Caddesi’ne girdiğiniz anda, iyi bir cadde-yapı konumlaması örneği olarak karşınızda mütevazı ama mağrur duruşuyla Basmane Garı belirir. Bu aks, İzmir’in en eski ve hala en yoğun ticari yollarından biridir. Ancak dikkatinizi cadde boyu uzanan binalara yönelttiğinizde sizi tabela yoğunluğu, ürün sergileme taşkınlığı ve görsel karmaşa karşılar. Tarihi bir aksın taşıdığı değer ile günlük kullanımın yarattığı yorgunluk aynı anda hissedilir.

Dünyanın en büyük ve yaşayan en eski açık hava çarşısı olarak gurur duyduğumuz Kemeraltı da benzer bir tabloyu yansıtır. Peki kaçımız her dükkânın, kendine özgü çözümlerle oluşturduğu ürün sunum tarzının ardında örtülü kalan o cepheyi; duvardaki oymayı, kapı ve pencere detaylarını gerçekten görebiliyoruz? İşte kent değerini korumanın ve estetik yaklaşımın eksikliği burada kendini açıkça gösteriyor.

Gelişmiş kentlerde “old town”lar (eski şehirler) korunur, yeni alanlar onların çevresinde gelişir. Tarihi dokular doğru politikalarla kimliğini sürdürürken, yeni yapılaşmalar çağın ihtiyaçlarına cevap verir. Ama temel ilke değişmez: Yeni yapılır, eski korunarak yaşamaya devam eder. Roma’nın yaşayan bir “açık hava müzesi” olması buna güzel bir örnektir.
Çünkü eski ihmal edilirse, kentin hafızası da silinir.

Sokakta başınızı kaldırın, ne görüyorsunuz?

Ne yazık ki birçok kentimizde bunun tersini yaşıyoruz. Eski, hatta tarihi değeri olan binalar ya bakımsız bırakılıyor ya da yanlış müdahalelerle kimliğini kaybediyor. Plastik doğramalar, uyumsuz kaplamalar, cepheyi delen klima üniteleri… Yapı ayakta ama karakteri gitmiş, ruhu yok olmuş. Benzer bir tablo sokaklarımızda da var. Yürürken binalara biraz başınızı kaldırarak bakın. Cepheleri mi görüyorsunuz, yoksa farklı boyutlarda, farklı renklerde, üst üste binmiş tabelaları, panoları, klima ünitelerini, kabloları mı … Bu sadece bir görüntü meselesi değil; algıyı bozuyor, kenti yoruyor, kimliğini silikleştiriyor.

Doğru uygulama fark yaratır

Oysa doğru uygulandığında bunun nasıl değiştiğini biliyoruz. İzmir Kordon’da yapılan düzenlemeler bunun somut bir örneği. Belirlenen kurallarla masa düzeninden gölgeliklere, cephe ilişkilerinden tabela kullanımına kadar birçok unsur kontrol altına alındı ve ortaya daha sade, daha okunabilir, daha nitelikli bir kamusal alan çıktı. Estetik, burada bir tercih değil, yönetilen bir değer haline geldi.
Benzer bir yaklaşımı yeni yapı projelerinde de görüyoruz. Cephe, renk, malzeme ve kullanım biçimleri belirli kurallara bağlı. Sonuç olarak düzenli, bütünlüklü ve değerli yaşam alanları ortaya çıkıyor.

Neden eski caddelerimizde de olmasın?

O halde şu soruyu sormak gerekiyor: Bu yaklaşım neden emektar binalarımız, caddelerimiz için de uygulanmasın? Bölgenin ruhuna uygun tabelalar, cephe düzenlemeleri, aydınlatmalar ve hatta ağaçlandırmalar neden olmasın? Renk uyumu, doku ve doğa ile kurulan ilişki neden öncelik haline gelmesin?  Planlama, bu bütünlüğü kurmadığında kentlerimiz eksik kalıyor.

Bir kent kendini anlatır

Sonuç çok net: Bir kentin değeri, kararlı düzenlemelerle katlanır. Ve kent sakinleri buna uyum sağlar. Çünkü iyi olan, zamanla kabul görür. Zira komşumuz Yunanistan’dan küçük bir örnekle bitirelim. Bir adada bir restorana oturduğunuzda masanıza serilen örtünün bir harita olduğunu fark edersiniz. Siz siparişinizi beklerken o haritadan bulunduğunuz yeri inceler, o bölgeyi özellikleri ile tanımaya başlarsınız. Bu basit ama güçlü bir mesajdır: “Kentimle gurur duyuyorum, burada mutluyum ve sana tanıtmak istiyorum.”

Ve en önemlisi şu: “Bir kent, ancak sahip çıkıldığı kadar güzelleşir.”