Son günlerde; yerli, yabancı bütün iletişim organlarında aynı kasıtlı manşet var. İRAN YANIYOR! Oysa; asıl yanan İran değil, İran’daki “Türk Varlığı”dır.
Bugün İran’da yaşananlar; ‘’yeni bir kriz’’ olarak okunamaz. Gazze’deki katliam, Batı Şeria’daki sistematik yok ediş ve İran’a doğru daralan çember bugünün olayları değil, yüzyıl önce planlanmış Büyük İsrail Projesinin(BİP) bir safhasıdır.
Bu safhanın merkezinde ise İran’daki “Türk Varlığı” vardır. İsrail+ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki siyasal dili; İran’ı bugün “istikrarsızlaştırıcı aktör”, “terörün hamisi” ya da “nükleer tehdit” olarak tanımlıyor. Oysa bu tanımlar; İsrail devletinin güvenlik dilidir. Asıl mesele; İran’ın hangi kimlikle, hangi tarih anlatısıyla ve kimin adına var olacağıdır.
Bugün Gazze üzerinden İran’a yöneltilen baskı, bir devletlerarası savaş değildir. Olay, aynı merkezin; Şiiliği bir siyasal aygıta dönüştürmesiyle Evangelist/Siyonist küresel gücün Büyük İsrail Projesi adına çarpıştırılmasıdır.
İsrail+ABD’nin has adamı ama Laik Şah, Şii İslam Humeyni ile bilinçli olarak değiştirilmiştir. Şiilik bir siyasal düşman aygıt olarak bilerek dizayn edilmiştir. Bu olay; Yahudi diyalektik aklının çok iyi becerdiği ‘’düşman üretme’’ tekniği ve taktiğidir.
Ancak; bu çarpıştırma denk güçler arasında yapılmamaktadır. Askeri, finansal, teknolojik ve medya gücüyle dünyayı şekillendiren İsrail+ABD bloğuyla; yaptırımlar altında nefes alamayan, iç gerilimleri derinleştirilmiş İran karşı karşıya getirilmiştir. Bu yüzden buna savaş denmez, buna sonucu önceden yazılmış bir ‘’stratejik operasyon’’ denir. Ve herkes şunu bilmelidir; Bu stratejik operasyonun nihai hedefi Molla Rejimi değil, İran’daki Türk varlığıdır.
1. Molla rejimi giderse geriye ne kalacak?
İşte asıl soruyu burada sormak gerekir. Mollalar giderse, İran ne olacaktır? İsrail+ABD emperyalizminin zihnindeki cevap nettir: “Fars kimliğine dayalı, mezhep gerilimi törpülenmiş ama kendine bağımlı yeni bir İran.”
Oysa bu cevap, İran’ın gerçekliğini yansıtmaz. Çünkü İran, sanıldığı gibi homojen bir “Fars ulus devleti” değildir. İran, bin yıl boyunca Türk devlet aklıyla şekillenmiş ve 40 milyon Türkün yaşadığı bir coğrafyadır.
Bu gerçeği hatırlamak, bugün özellikle önemlidir. Çünkü emperyalizm; İran’ı dönüştürürken yalnızca rejimi değil, tarihi ve kimliği de yeniden yazmak istemektedir. İran Türklüğünü unutturmak istemektedir.
2. İran’ın tarihi; Emperyalizmin en büyük yalanlarından biridir
1500’lü yıllardan itibaren Doğu–Batı ticaret yollarının hâkimi üç büyük devlet vardı: Osmanlı, Safevi ve Babür. Üçü de Türk’tü. Kapitalist emperyalizm için bu üç yapı, yalnızca rakip değil; varoluşsal bir engeldi. Bu nedenle bu imparatorluklar yıkıldı. Ama yıkım yalnızca askeri değildi; tarihsel ve zihinsel bir yıkım da planlandı.
İran özelinde uygulanan yöntem son derece sistematikti. Önce Türk hanedanları zayıflatıldı. Sonra İngiliz ve Rus müdahaleleriyle devlet mekanizması felç edildi. Ardından “Pers” adı altında yapay bir tarih anlatısı üretildi.
Bugün bize kadim diye sunulan Pers miti; 19. yüzyıl Avrupa akademilerinde üretilmiş bir kolonyal kurgudur. İran’da Selçuklulardan Safevilere, Afşarlardan Kaçarlara kadar kurulan bütün siyasal yapıların Türk olması, bilinçli biçimde örtülmüştür. Dil, tarih ve kimlik; laboratuvar ortamında yeniden tasarlanmıştır.
3. Şiilik: İnançtan devlet mühendisliğine
Bu süreçte Şiilik, İran’da bir inanç olmaktan çıkarılıp devlet kurucu ve devlet bastırıcı bir araç haline getirilmiştir. Ağa Hanlar, tarikatlar, Pehlevi modernleşmesi ve nihayet Molla Rejimi… Birbirine zıt gibi görünen bu yapılar, tek bir ortak noktada birleşir:
Türklüğü bastırmak ve görünmez kılmak.
Bugün Molla Rejimi, kendisini anti-emperyalist olarak tanımlar. Ancak pratikte, İran Türklerinin dilini kamusal alandan dışlayan, kültürel taleplerini bastıran ve Fars merkezli bir ulus anlayışını mezhep kalkanıyla sürdüren bir rejimdir. Yani emperyalizmin kurduğu zemini, farklı bir söylemle korumaktadır. Bu yüzden İran’da yaşanan kriz, yalnızca bir rejim krizi değildir; bu, yüzyıllık bir kimlik bastırmasının patlama noktasıdır.
4. Görmezden gelinen gerçek: Kırk milyon Türk
Bugün İran’da yaklaşık 40 milyon Türk yaşamaktadır. Bu nüfus, Ortadoğu’nun en büyük Türk topluluklarından biridir. Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler… Buna rağmen; İsrail+ABD emperyalizmi İran’ı konuşurken bu gerçeği bilinçli olarak yok saymaktadır.
Oysa İran’da rejim değişikliği gündeme geldiği anda, bu nüfusun talepleri de kaçınılmaz olarak yükselecektir. Dil, kimlik, yerel yönetim, siyasal temsil… Bütün bu başlıklar, bir anda İran siyasetinin merkezine oturacaktır. İşte bu noktada mesele, doğrudan Türkiye’yi ilgilendirir.
5. İran Türkleri; Türkiye için bir tarihsel sorumluluktur
Birinci Dünya Savaşı’nda Türk dünyasının arasına bilinçli olarak üç bariyer yerleştirildi: İran, Ermenistan ve Gürcistan. Amaç açıktı: Türklerin birbiriyle temasını ve Türk Dünyasının birleşmesini engellemek. Bu bariyerler sayesinde; sadece Batı emperyalistleri değil, Rusya, İran ve daha ötede Çin; Türk dünyası üzerinde rahatça emperyalist siyasetler uygulayabildi.
Bugün bu bariyerlerden en önemlisi olan İran bariyeri çatırdamaktadır. Eğer İran’da yeni bir dönem başlarsa, İsrail+ABD kendi çıkarlarına uygun bir İran tasarlamak isteyecektir. Bu tasarımda İran Türklerine yer yoktur. Bu tasarım, yeni bağımlılıklar ve yeni parçalanmalar üretir.
Türkiye’nin önündeki soru nettir: Bu süreci uzaktan izleyen bir aktör mü olacak, yoksa tarihsel sorumluluğunu hatırlayan bir özne mi?
6. Son Söz
İran’da olan biten, bir “rejim meselesi” değildir. Mesele; Türk Dünyasının birbirinden yüzyıllık koparılış hikâyesinin yeni bir perdesidir.
Türkiye, bu dönemeçte; ya emperyalizmin yüz yıl önce ördüğü duvarlara razı olacak ya da Türk Dünyasının doğal bağlarını hatırlatan bir siyasi aklı yeniden kuracaktır. Irak ve Suriye’de yaptığı hatayı yapmayacak, İran Türklerini yalnız bırakmayacaktır.
Unutmayalım; Tarih, tarafsız değildir. Tarih, seyredenleri değil, doğru yerde duranları yazar.
Asıl yanan İran değil, İran’daki Türk varlığıdır
Asıl yanan İran değil, İran’daki Türk varlığıdır
Paylaş: