“Gerçek” enflasyon ile “maaş zammı” enflasyonu rakamları arasındaki fark tartışılırken…

GÖZLEM, yayın kurulu üyemiz Serkan Aksüyek’in işaret ettiği “güven bunalımı ile beslenen ekonomik kriz tehlikesi” konusunu masaya yatırdı, işte uzman görüşleri…
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 5 temmuzda açıkladığı “enflasyon rakamları” bir defa daha ülke gündeminin zirvesine çıktı. Çünkü “haziran ayı enflasyon rakamları”, milyonlarca memur, emekli, dul ve yetimin “temmuz ayı maaş zamlarını” tayin edecekti.

“Açıklanan rakamlar” bir defa daha, “şüphe uyandırdı”, eleştirilere uğradı, memur ve emeklilerin sendika ve derneklerinin yöneticilerini isyan ettirdi.

“Rakamlarla oynama” tablosunun yıllardır devam ettiği bir ülke haline gelen Türkiye’yi bekleyen tehlikeyi işaret eden GÖZLEM Gazetesi yayın kurulu üyesi gazeteci yazar Serkan Aksüyek “Bir ülkeye ve o ülkenin ekonomisine duyulan güven, kamu otoritelerinin açıkladığı rakamlara duyulan güven ile doğrudan ilgilidir” dedi ve yakın bir zamanda Yunanistan ile Arjantin’in başına gelenleri anlattı.

Aksüyek, “2009 yılında başlayan ve 6 yıl sürerek hükümetlerin değişmesine sebep olan büyük ekonomik krizin ana sebepleri arasında ‘Yunanistan Maliye Bakanlığı’nın Avrupa birliği İstatistik Ofisi (EUROSTAT)’ne verdiği rakamların gelip giden başbakanların ‘rakamlarla oynanarak bütçe açığının az gösterilmesinin sağlanması için’ Maliye Bakanlığı üzerindeki yaptığı baskılar sebebiyle manipüle edilmesinin bulunduğunun” altını çizdi. EUROSTAT bu durumu bütün dünyaya duyurmuş ve Yunanistan emeklilerine, memurlarına maaş ödeyemeyecek duruma düşmüştü.

Arjantin’in de benzer büyük bir ekonomik kriz yaşamakta olduğunu yazan Aksüyek “Devletin verdiği istatistiki verilerin doğruları yansıtmadığının anlaşılması yüzünden Arjantin 3 defa uluslararası piyasaların dışına itildi” dedi.

******

“IMF HİLEYİ RAHAT ORTAYA ÇIKARIR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) – Sizce bizim istatistik enstitüsünü yöneticileri devlet otoritelerinin baskısına Yunanistan ve Arjantin istatistik kurumlarının yöneticilerinden daha mı yüksek etik kurallara ve gücüne sahip. Dolayısıyla orada olanın Türkiye’de de olabileceğini kabul edelim. Böyle oldu demiyorum, kimseyi suçlamıyorum. Ancak olması mümkündür.

Bu ülkeler, o tarihlerde IMF’ye borçluydular. Bizim şimdi IMF’ye borcumuz yok. Onlar IMF’nin borç nedeniyle baskı kuracağından çekiniyorlardı. Bizim IMF ile bir anlaşmamız olmadığı için IMF’nin bir baskı yapabilmesi söz konusu değil. Ancak, Türkiye’nin yüksek iç ve dış borcu var. Dolayısıyla borç alınan bankaların baskısı var. Burada GMF’ye borcu olmakla olmamak arasında bir fark var. IMF ülkelerle yaptığı anlaşmalar çerçevesinde ülkenin ham verilerini inceliyor, ama özel bankaların böyle bir inceleme yetkileri yok. IMF, eğer hile yapılmışsa daha rahat ortaya çıkarabiliyor ama özel bankaların bu hileyi ortaya çıkarması daha zor. Çünkü özel bankaların ham verileri inceleme gibi bir yetkileri yok.

Bugün için Türkiye’de IMF baskısı yok ama halkın baskısı var. Yüksek enflasyon oy kaybına neden oluyor. Memur, emekli dul ve yetim aylıkları artışları enflasyon oranına göre artırıldığı için, yüksek enflasyon yüksek zam anlamına geliyor. Bu da bütçe harcamalarını artırıyor. İkinci bir etken de kredi veren bankalar, yüksek enflasyon ya da şüpheli veriler sebebiyle kredilerini dondurabiliyor. Türkiye’nin kredi limitleri az çok dolmuş gibi görünüyor. Türkiye, şu anda kredi almak yerine gayrimenkul ya da varlık fonlarını satmaya çalışıyor. Sıkıntılı bir dönemde olduğumuz için bizde de enflasyonu olduğunda daha aşağı göstermenin yetkililer açısında yararlı olabileceği bir ortam var.

*********

“KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK”

Uğur Civelek (Ekonomist)- Türkiye çok ciddi bir ekonomik krizin içinde, daha başlarında… Tepkiyi dindirmek için çok değişik yöntemler kullanılıyor. Bunlardan bir tanesi de rakamlarla oynamak. Türkiye İstatistik Kurumu’nda çok ciddi bir siyasallaşma var. Rakamlar manipüle ediliyor, gerçeklerden uzaklaşılıyor. Bu araştırılarak tespit edilebilir. “Halkın en çok kullandığı maddeler nedir?” diye düşünüp marketlere, pazarlara bakılmalı. Bir de TÜİK’in hesaplarına bakacaksınız. Örneğin yumurtada misli misline anormal farklar var. Böyle farklar varsa da açıkladıkları enflasyon rakamları çöp sepetine girer, kimseye güven vermez, zam oranları da işlerin kötüye gitmesini engellemez. Siyasi iradeyi de yıpratır. Günü kurtarmak için büyük yanlış yapıyorlar. Şu anda rakamları olduğundan iyi göstermek, beklentileri yönetmeye çalışmak, modası geçmiş bir tavır, hala bununla oyalanıyorlar. Halkın istediği enflasyon, açıklananın iki katından fazla. Aksini iddia etmek, edenleri yıpratıyor. Gerçeği ortaya çıkarsanız hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkacak. Bunun sorumluları da halktan tepki alacak. Korkunun da ecele faydası olmayacak.

Satın alma gücü eriyor. Türkiye hızla yoksullaşıyor. Emekliler artık yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum durumda. Aldıkları borçları da ödeyebilecek durumda değil. Asgari ücret de yoksulluk sınırının altında. Sendikanın hesapladığı yoksulluk sınırına bakarsanız, fark giderek açılıyor.

Türkiye’de borçların ödenemeyen oranı hızla artacak, Türkiye dışarıya karşı yükümlerini de yerine getiremeyecek. Dış politika konusundaki beka sorunlarını çözmekte de çok zorlanacak. Türkiye belki varlığını birliğini korumakta çok zorlanacak. Ekonomiden başlayarak sorunlar hızla ağırlaşıyor. 20 yıldır iktidarda olanlar bunu çözebilecek basirete sahip değiller. Sorunların sebebi olanlar bu sorunları çözemezler. Onun için gerçeğinden kaçıyorlar, onun için rakamları olduğundan düşük gösteriyorlar. Bu korkmaktır. Ama işlerin kötüye gitmesini engellemez.