Bu satırları yılın son günlerinde okuyor olacaksınız. 2026 yılında neler yaşanacağını herkes gibi ben de merak ediyorum. 2025tam bir kargaşa içinde geçti. Muhalif belediyeleri baskı altında tutma tehditleri ayyuka çıkıp adalet duygusunun ayaklar altına alındığı günler sürerken, halkımız “bundan sonra bakalım ne olacak” kaygısı içinde gelişmeleri izlemeye çabalıyor.
Bütünleşme sağlanacak mı?
Kamuoyunun sonucunu merakla izlediği konuların başında Cumhur ittifakınca ortaya atılan “terörsüz Türkiye” süreci geliyor. MHP lideri Bahçeli’nin PKK/DEM yöneticilerine yaklaşmasıyla başlayan süreç Suriye Demokratik Güçlerinin(SDG) kendini lağvedip etmeyeceği noktasında kilitleniyor. Pekâlâ, biliyoruz ki SDG diye adlandırılan örgüt ABD-İsrail ortaklığının PKK özünden yarattığı bölücü bir yapı. Haftalardır Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihindeki çağrısının SDG’ni kapsayıp kapsamadığı tartışılıyor. Bu da süreç hakkındaki kuşkuları körüklüyor.
Ne demişti Öcalan DEM heyetine verdiği mektupta? "Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum."
‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ adı verilen mektupta şunlar da yazılı:"Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir."
SDG ne olacak?
Ne var ki çağrı bir belirsizlik içeriyor. Mektupta sözü edilen “tüm gruplar” hangi örgütleri kapsıyor? Belli değil! “PKK kendini feshetmelidir” derken PKK’nın çatı yapılanması Kürdistan Topluluklar Birliğini (KCK) ya da Halk Savunma Birliklerini (YPG) içeriyor mu? Belli değil!
ABD ve İsrail müdahalelerine karşı DEM’lileri uyardığı söylenen PKK lideri, SDG’den neden söz etmez? PKK liderini İmralı’da tutan Devlet yetkilileri neden bu konuda bir açıklık getirmesini ondan istemez? İmralı’ya giden 3 kişilik Meclis heyeti bile bu konuda ketum davranıyor; görüşmenin komisyon raporunun hala açıklanmaması tuhaf değil mi?
Elbette iş yalnızca Türkiye’de çözülmeyecek. Çünkü Türkiye Devlet yetkililerinin ve Colani adıyla terörist HTŞ’nin liderliğinden dönme Ahmed Şara’nın görünüşte karşı çıkışına rağmen Trump ve eli kanlı Netanyahu ikilisi SDG’ni desteklemeye, Suriye’yi bölmeye kararlı gözüküyor. Ülkemizde iktidarın da muhalefetin de bölgede ‘İkinci İsrail’ kurma hedefine doğru ilerleyen bu gelişmelerin karşısında sıkı durmaları gerekli.
Parçalanan Atlantik dünyasına dikkat
Geçmiş yıldan devreden ve acısı süregiden çok sayıda kargaşa var. 100 bine yakın insanın İsrail tarafından katledildiği, yüz binlercesinin de yaralandığı Gazze felaketi bunların başında geliyor. Ne yazık ki kendisini ‘uygar’ diye niteleyenler tarafından görmezden geliniyor bu soykırım. Öyle ki Filistinlilerden yana olmak bile suç sayılabiliyor.
Diğeri Rusya-Ukrayna çatışması… Çatışmalar, İngiltere, Almanya, Fransa gibi AB ülkelerinin mali oligarşisinin kışkırtmasıyla sürüyor. Zelenski’nin Rus azınlığın haklarını korumak iddiasıyla çoğunluğu kazandığını, Zelenski’yi destekleyen Neo-Nazi Azak (Azov) taburlarının Rus çoğunluğun yaşadığı bölgelerde yaptığı katliamları, Eylül 2014’te Putin ile imzalanan Minsk protokolünü anımsamak istemiyor. Neo-liberal küreselcilerin başını çektiği savaş-ağaları hiçbir uzlaşma olmasın istiyor ki silah satsınlar. Ceplerini doldursunlar. Atlantik dünyasının parçalandığı, AB’nin bu çatışmadan gerilediğini Avrupalı yetersiz liderlerin görmemesi de başka bir çelişmeli durum.
Son günlerde kendini Nobel barış ödülüne aday gören (!) Trump’ın, tüm Birleşmiş Milletler yasalarını hiçe sayarak Venezuela’da ahlaksız bir abluka uygulaması da başka bir gariplik; dünya çapında bir çatışmanın sinyallerini veriyor. ABD ve AB yöneticileri dünyada güç yapısının değiştiğini, ağırlığın doğuya kaydığını kabul etmek istemiyor.
Karanlık Tablo
Bu karanlık tablonun yanı sıra halkımızın ezici bir çoğunluğunun hayat pahalılığı ve gelir adaletsizliğini ülkemizin en önemli sorunu olarak gördüğünü de unutmamak gerek. Kentimiz İzmir’de ise su kıtlığı, körfez kirliliği, ulaşımdaki sıkıntılar gibi sorunlarla karşı karşıya hemşerilerimiz! Zor bir yıla hazırlanmaktan başka bir çaremiz yok gibi.
İnsanlık her şeye karşın yeni yollar bulacaktır. Umudumuzu yitirmeyelim! Herkese sevdikleriyle mutlu ve sağlıklı günler geçireceği yeni bir yıl dilerim.
Yeni bir yıla doğru
Yeni bir yıla doğru
Paylaş: