2026 yaz aylarının sıcak günlerinde, atanmış Parti Başkanı K. Kılıçdaroğlu nedeniyle CHP’den ayrılanların Özgür Özel’in başkanlığında Yeni Partiyi kurmaları sonucu ana muhalefet partisi sıfatı 90 gibi sayıca üstünlüğü bulunan Yeni Parti’ye geçti. Partinin kuruluş belgeleri Özel tarafından İçişleri Bakanlığına verildi, kuruluşu onay alan Yeni Parti, Yargıtay’ın siyasi partiler sayfasında yer aldı. Parti programında Türk dış politikasını ilgilendiren çok önemli ifadeler var: Türkiye’nin, Batı İttifakı içindeki etkinliğinin güçlendirileceği, Gümrük Birliği Anlaşmasının güncelleneceği, AB sürecinin hızlandırılacağı, Avrupa Konseyi, NATO, AGİT’teki etkinliğinin arttırılacağı kaydedildi. Rusya, Çin ve diğer ülkelerle dengeli ve eşitlik temelinde ilişkiler geliştirileceği, KKTC’nin siyasi eşitliği, egemenliği ve uluslararası hukuktan doğan haklarının savunulacağı da Parti Programında belirtilen hedefler arasında. Modern bir Türkiye’nin sahip olması gereken dış politika hedefleri böyle olmalıydı.
Dış politikaya ilişkin programın temel ilkesinin Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” olduğu en başta belirtilmiş. Parti Programındaki dış politika hedefleri kadar diğer gerçekleştirilecek hedefler de önemli: İstanbul Sözleşmesine yeniden taraf olmak ve Parlamenter sisteme tekrar dönmek gibi. Parti Programı açık kaynaklardan muhakkak okunmalı. Parti Programında herkesi yakından ilgilendiren konular sade bir dille ve anlaşılır bir şekilde kaleme alınmış. Ayrıntılara girilmeden temel esaslar verilmiş. Türkiye’nin ileriye gitmesi için tüm koşullar sıralanmış. Tabii geçim sıkıntısı en önemli sorun olarak programa da yansımış üstelik çözümleri de sıralanarak.
İç gelişmelerden yurt dışına gidersek onlar da Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. İran’ı “bitirmek” üzere İsrail ve arkasındaki ABD tarafından başlatılan savaşın dünya ekonomisinde açtığı derin yaralardan (Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle çıkan enerji krizi bunun yansıması olarak ekonomilerin zora girmesi vb.) sonra İsrail’in Hizbullahı vurmak amacıyla Lübnan’a saldırısı bu ülkede büyük kayıplara neden oluşu artık Başkan Trump’ın da canını sıkmış olmalı.
Trump’ın yandaşı, avukat aynı zamanda İsrail’i destekleyen eski Senatör Lindsey Graham’ın cenaze törenine katılmak üzere ABD’ye giden İsrail Başbakanı B. Netanyahu’nun 28 Temmuz 2026’da, Trump ile Oval Ofiste yaptığı görüşme sonrası ABD tarafından hiçbir açıklama yapılmaması, Netanyahu’nun ise “şimdiye kadar yaptığım en iyi görüşme” diyerek basına bilgi vermesi işlerin hiç de öyle olmadığının göstergesi ve Netanyahu’nun başarısızlığı olmalı. Görüşme konusunda zamanla ortaya yeni bilgilerin çıkacağına eminim.
Trump, görüşme öncesi kimsenin ve Netanyahu’nun kendisini zorlayamayacağını kendi kararlarını kendisinin alacağını, Türkiye Sayın Cumhurbaşkanının yakın dost ve müttefiki olduğunu, kimsenin F-35’leri Türkiye’ye vermeyin diyemeyeceğini belirtmesi İsrail’e bugüne kadar verilen en sert mesajlar olmalı. İsrail artık ABD ve Trump nezdinde bardağı taşırmış olmalı. İsrail’in Türkiye üzerindeki emellerinin ve korkusunun da ortaya çıktığı bu görüşmede esas konunun İsrail’in Türkiye’nin savunma gücünün kuvvetlendirilmemesi talebi oldu diyebilirim. Ne de olsa İsrail ile Suriye’de işgal ettiği topraklar üzerinden komşu olduk. Öte yandan şimdi yapılmak istenen ise İran’a olası bir kara harekâtında Irak’taki Kürtlerin İran’a saldırısını sağlamak. Buna en güzel yanıt: Evdeki hesap çarşıya uyacak mı? Bunu da zaman gösterecek. Kürtler, ABD ve İsrail’in kendilerini kullanmasına izin verecekler mi? Yoksa Türkiye’de “Çözüm Süreci” denilen zamanlaması manidar gidişatın sona erdirilmesine mi neden olurlar? Yine her şeyi zaman gösterecek. Mevlâna ne güzel demiş: “Bir gün gelir açmaz dediğin çiçekler açar, gitmez dediğin dertler gider, bitmez dediğin zaman geçer.” Bir de Fikret Kızılok’un “Zaman zaman” isimli 1993’de çıkardığı şarkıyı da dinlemek gerek. İnsan hayatında da zamanın önemine ağırlık vermesi bakımından.
Yaz ortasında dış politika
Yaz ortasında dış politika
Paylaş: