.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Vitrin siyaseti ve liyakat iflası: Şehirleri kim yönetmeli?

Okuma Süresi: 2 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Vitrin siyaseti ve liyakat iflası: Şehirleri kim yönetmeli?
Vitrin siyaseti ve liyakat iflası: Şehirleri kim yönetmeli?
Paylaş:
Bir kenti yönetmek, popülarite yarışına ya da parti içi güç savaşlarına kurban edilemeyecek kadar ağır bir sorumluluktur. Milyonların hayatını emanet ettiğiniz makamlar, fantastik siyasi deneylerin laboratuvarı olamaz. Ne yazık ki bugünün yerel yönetim anlayışı, derinlikli bir liyakat yerine vitrin süsleyen geçici rüzgarlarla şekilleniyor.

Türkiye’de belediye başkan adayları maalesef liyakatle değil, parti içi hiziplerin dengeleriyle belirleniyor. Yönetimi ele geçiren gruba sadakat ve karar vericiye yakınlık, adayın niteliğinden daha önemli bir kriter haline geliyor. Bu durum, yerel yönetimlerde çok büyük bir zafiyet yaratıyor. Oysa karar vericiler, attıkları imzanın sorumluluğunu en ağır şekilde hissetmelidir. Çünkü bu kararlar, o kentte yaşayan milyonlarca insanın doğrudan yaşam kalitesini etkiliyor.
Siyasi partiler, tıpkı kaymakamlık benzeri bir kariyer ve meslek süreci planlamak durumundadır. Sıradan seçmenden, adayların belediyecilik mevzuatına veya bütçe yönetimine ne kadar hakim olduğunu tek tek incelemesi beklenemez. Bu ağır sorumluluk tamamen partilere ve karar vericilere aittir. Partiler, seçmenin karşısına her konuda eğitilmiş ve yetkinliği tescillenmiş kurumsal adaylar çıkarmakla yükümlüdür. Bu amaçla partiler, kendi bünyelerinde kuracakları "parti akademileri" vasıtasıyla adaylarını bu ağır görevlere sistemli bir şekilde hazırlamalıdır. Bir adayın zihin yapısı; şehir plancılığı, mimarlık veya büyük projeleri yönetmiş bir mühendislik vizyonuyla bu akademilerde yoğrulmalıdır.

Bu zihinsel hazırlık da tek başına yetmez. Bir metropole ya da beldeye belediye başkanı olacak kişi, doğrudan o koltuğa oturmamalıdır. Karar mekanizmalarına gelmeden önce, mutlak surette belediye başkan yardımcılığı pozisyonunda pratik deneyim kazanması sağlanmalıdır. Kamu yönetiminin en hassas omurgasını oluşturan ihale mevzuatı, mali hukuk ve idari süreçler, ancak bu mutfakta bizzat yaşanarak öğrenilebilir. Hukuki ve mali sorumluluk bilincini hayat pratiğine dönüştürmemiş figürlerin kamu idaresinde yaratacağı tek şey yönetim zafiyetidir. Nitekim yakın dönemde Ankara Etimesgut'ta popülarite dalgasıyla yönetime gelen bir ismin idari disiplinden uzak, istikrarsız ve bohem yönetim anlayışının adli makamlara yansıyan ağır usulsüzlüklerle son bulması, bu plansızlığın en taze örneğidir. Kamu disiplini, kurumsal kültürden uzak kişisel alanların hoyratlığını kaldıramaz.

Bir adayın yakın ve uzak çevresinden doğrulanmış sağlam bir kişilik profiline sahip olması, sarsılmaz bir kent ve kurum aidiyeti taşıması gerekir. Bu temel yetkinlikler, parti akademisi eğitimi ve asgari on yıllık bir idari olgunlaşma süreci sağlandıktan sonra adaylar arasında gençlerin ya da kadınların tercih edilmesi şüphesiz büyük bir zenginliktir. Ancak liyakat duvarını örmeden, sırf "genç, güçlü veya kadın" algısı üzerinden yapılan imaj odaklı tercihler, şehirleri vizyonsuzluğa mahkum eder.

Dünün hatalarından ders çıkarmayan, sorumluluk üstlenmek yerine her krizde yeni bir vitrin vaadi parlatan siyasi irade, kendi menkul değerleriyle kenti cezalandırmaktadır. Siyaset kurumu, yerel yönetimleri bir popülarite aracı veya hizip ödülü olarak görmekten vazgeçmelidir. Şehirlerimiz makyajlı sloganlarla değil; sistemli eğitim, pratik deneyim ve kurumsal sorumlulukla yönetilmeyi hak ediyor.