Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın Derneği (USKD) Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan, iklim krizinin derinleşmesi, yağış rejimlerinin değişmesi ve su kaynakları üzerindeki baskının artmasıyla birlikte su güvenliğinin sürdürülebilir kalkınmanın en kritik başlıklarından biri haline geldiğini belirterek, kamu kurumlarından yerel yönetimlere, özel sektörden akademiye ve sivil toplum kuruluşlarına kadar tüm paydaşları ortak hareket etmeye çağırdı.
Alkan, özellikle İzmir’in karşı karşıya olduğu kuraklık, yeraltı sularındaki tuzlanma riski, tarımsal üretimde artan su ihtiyacı ve iklim değişikliğinin doğal kaynaklar üzerindeki baskısının artık günü kurtaran çözümlerle yönetilemeyeceğini vurguladı.
“Su olmadan sürdürülebilir kalkınmadan, sağlıklı tarımdan, güvenli gıdadan, güçlü ekonomiden ve yaşanabilir kentlerden söz edemeyiz” diyen Alkan, suyun yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve stratejik bir güvenlik meselesi olduğunu söyledi.
İZMİR BİZE GÜÇLÜ BİR UYARI VERİYOR
İzmir’in son yıllarda yaşadığı su stresi, su kaynaklarının korunmasının önemini açık biçimde ortaya koyuyor. İZSU verilerine göre 7 Ağustos 2026 itibarıyla Tahtalı Barajı’nın aktif doluluk oranı yüzde 49,61, Balçova Barajı yüzde 69,48, Ürkmez yüzde 79,61, Gördes yüzde 34,08 ve Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı yüzde 62 doluluk oranına sahip. Bu tablo, önceki yılın aynı dönemine kıyasla önemli bir toparlanmaya işaret etse de su güvenliğinin yalnızca baraj doluluk oranlarıyla ölçülemeyeceğini gösteriyor.
İzmir’de özellikle yeraltı su kaynaklarının geleceğine ilişkin risklerin de yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Alkan, Bergama’dan Selçuk’a uzanan kıyı şeridindeki akiferlerde deniz suyu girişimi ve tuzlanma riskinin iklim kriziyle birlikte daha fazla önem kazandığına dikkat çekti.
İZSU ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğiyle yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen proje kapsamında kıyı bölgelerindeki yeraltı sularının dijital sistemlerle izlenmesi ve erken uyarı mekanizmalarının geliştirilmesinin planlandığını hatırlatan Ayla Alkan, bu tür bilimsel çalışmaların daha da yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.
“İzmir’in bugün attığı adımlar, yarının su güvenliğini belirleyecek” diyen Alkan, kentin su kaynaklarının korunması için yalnızca yeni su kaynakları aramanın yeterli olmayacağını, mevcut kaynakların korunması ve tüketimin azaltılması gerektiğini dile getirdi.
SU YÖNETİMİ YALNIZCA BELEDİYELERİN SORUMLULUĞU DEĞİLDİR
Ayla Alkan, suyun korunması konusunda sorumluluğun yalnızca yerel yönetimlere bırakılmasının doğru olmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Su yönetimini sadece belediyelerin görevi olarak görürsek büyük resmi kaçırırız. Su; tarımdan sanayiye, turizmden gıdaya, kentleşmeden enerjiye kadar ekonominin tamamını ilgilendiriyor. Bu nedenle merkezi yönetim, yerel yönetimler, sanayi kuruluşları, tarım sektörü, üniversiteler, meslek örgütleri, sivil toplum ve vatandaşlar aynı hedef doğrultusunda hareket etmeli. Artık suyu kullanan değil, suyu koruyan bir kalkınma modelini konuşmalıyız.”
İzmir’in su kaynaklarının korunmasında havza bazlı yönetim anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Alkan; tarım, sanayi, kentleşme ve doğal yaşam alanlarının su döngüsünün birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi.
TARIMDA SU VERİMLİLİĞİ STRATEJİK HALE GELMELİ
USKD’nin sürdürülebilir tarım çalışmalarına da dikkat çeken Alkan, su krizinin gıda güvenliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.
Tarımda suyun daha verimli kullanılmasının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu ifade eden Alkan; damla ve hassas sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, su ayak izi düşük üretim modellerinin desteklenmesi, kuraklığa dayanıklı ürünlerin teşvik edilmesi, yağmur suyunun hasat edilmesi ve çiftçinin su tasarrufu konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Bir damla suyu bile kaybetme lüksümüz yok” diyen Alkan, tarımsal üretimde verimliliğin yalnızca daha fazla ürün almak anlamına gelmediğini; aynı zamanda daha az su, daha az enerji ve daha az doğal kaynak kullanarak üretim yapabilmek olduğunu ifade etti.
SANAYİ VE TURİZME “SU AYAK İZİ” ÇAĞRISI
Ayla Alkan, İzmir ekonomisinin önemli unsurları olan sanayi ve turizm sektörlerinin de su yönetiminde daha güçlü sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Alkan, sözlerine şöyle devam etti: “Özel sektörün su tüketimini ölçmesi, su ayak izi raporlaması yapması, gri su ve yağmur suyu kullanımını artırması, üretim süreçlerinde geri kazanım sistemlerine yatırım yapması ve su verimliliğini sürdürülebilirlik raporlarının temel göstergelerinden biri haline getirmesi gerekiyor. Bir işletmenin sürdürülebilirliğini yalnızca karbon emisyonuna bakarak değerlendiremeyiz. Önümüzdeki dönemde su ayak izi de en az karbon ayak izi kadar önemli olacaktır.”
Ayla alkan son olarak şunları söyledi: “Biz USKD olarak tüm kurumları, iş dünyasını, akademiyi, yerel yönetimleri ve sivil toplumu ortak bir su ve iklim seferberliğine davet ediyoruz. Çünkü suyu korumak yalnızca bugünün ihtiyacını karşılamak değildir; çocuklarımızın, gençlerimizin ve gelecek nesillerin yaşam hakkını korumaktır. Sürdürülebilir kalkınma, ancak suyu koruyabildiğimiz ölçüde mümkündür.”
USKD’den İzmir için su seferberliği çağrısı
Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın Derneği (USKD) Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan, iklim krizinin derinleşmesi, yağış rejimlerinin değişmesi ve su kaynakları üzerindeki baskının artmasıyla birlikte su güvenliğinin sürdürülebilir kalkınmanın en kritik başlıklarından biri haline geldiğini belirterek, kamu kurumlarından yerel yönetimlere, özel sektörden akademiye ve sivil toplum kuruluşlarına kadar tüm paydaşları ortak hareket etmeye çağırdı.
Paylaş: