Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın Derneği (USKD) Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan, iklim değişikliği ve kuraklığın su kaynakları üzerindeki baskıyı giderek artırdığına dikkat çekerek, suyun sürdürülebilir kalkınmanın en kritik başlıklarından biri haline geldiğini söyledi.
Alkan, “Su yönetimini yalnızca barajlardaki doluluk oranlarına bakarak değerlendiremeyiz. Asıl mesele elimizdeki suyu ne kadar bilinçli kullandığımız, ne kadarını kaybettiğimiz ve gelecek kuşaklara ne bıraktığımızdır” dedi.
YAĞIŞIN ARTMASI, SU KRİZİNİN BİTTİĞİ ANLAMINA GELMİYOR
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinin 2026 su yılında Türkiye genelinde yağış açısından olumlu bir tabloya işaret ettiğini belirten Ayla Alkan, “Veriler 2026 su yılı yağışlarının son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını bildiriyor. Ancak bu artış su konusunda rehavete yol açmamalı. Yağışların artması elbette önemli ve umut verici. Ancak su krizini yalnızca yağmur yağdı mı, baraj doldu mu sorusuna indirgememeliyiz. İklim değişikliği bize artık yağışın miktarı kadar zamanı, yeri ve sürekliliğinin de önemli olduğunu gösteriyor. Bir bölgede kısa süreli ve yoğun yağış gerçekleşirken başka bir bölgede kuraklık devam edebiliyor. Bu nedenle suyu yönetmek, yağışı beklemekten çok daha kapsamlı bir sorumluluk.” diye konuştu.
Alkan, USKD’nin 2026 çalışmalarında su ve çevre konularını öne çıkarmasının da bu yaklaşımın bir sonucu olduğunu ifade etti.
Su, çevre, iklim ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Ayla Alkan, sözlerine şöyle devam etti: “Su konusunda kalıcı çözüm yalnızca yeni kaynaklar yaratmakla mümkün değil. Mevcut kaynakların korunması, kayıp-kaçakların azaltılması, tarımsal sulamada verimliliğin artırılması, yağmur suyunun değerlendirilmesi ve bireysel tüketimin bilinçli hale getirilmesi gerekiyor. Su tasarrufu dediğimizde çoğu zaman yalnızca musluğu kapatmayı düşünüyoruz. Oysa su bilinci bundan çok daha büyük bir kavramdır. Evimizde kullandığımız sudan tarladaki sulama yöntemine, sanayideki üretim süreçlerinden kentlerin altyapı yatırımlarına kadar bütünsel bir yaklaşım gerekiyor. Suyun sonsuz bir kaynak olmadığı gerçeğini çocuklarımıza ve gençlerimize öğretmeliyiz. Musluktan akan suyun arkasında yağmur, baraj, orman, toprak, enerji, altyapı ve büyük bir ekonomik maliyet var. Bu nedenle suyu kullanırken aslında bütün bu kaynakları da kullanıyoruz”
İZMİR İÇİN ÖZEL UYARI: “TOPARLANMA VAR, REHAVET YOK”
İzmir’in su kaynaklarının 2026 yılında geçen yılın kritik seviyelerine göre önemli ölçüde toparlandığını ancak özellikle yaz aylarında tüketim baskısının devam ettiğini belirten Alkan, kentin su yönetiminin uzun vadeli bir perspektifle ele alınması gerektiğini söyledi.
Ayla Alkan, İzmir açısından tabloyu şöyle değerlendirdi: “İzmir için 2025 yılı çok önemli bir uyarıydı. 2026’da barajlarımızdaki toparlanma bize nefes aldırdı ancak bu tabloyu bir rehavet gerekçesine dönüştürmemeliyiz. Tam tersine, elimizdeki fırsatı kalıcı bir su yönetimi kültürü oluşturmak için kullanmalıyız. İzmir, özellikle yaz aylarında nüfus hareketliliği, turizm, tarımsal faaliyetler ve yüksek sıcaklıklar nedeniyle su kaynakları üzerinde daha fazla baskıyla karşı karşıya kalıyor. Kentin geleceği için 'kaynak çeşitliliği, altyapı yatırımları, kayıp-kaçakla mücadele, bilinçli tüketim ve yağmur suyu yönetimi' başlıklarının birlikte ele alınması gerekiyor”
SU SEFERBERLİĞİ EVDE, OKULDA, İŞYERİNDE BAŞLAMALI
Ayla Alkan, suyun bilinçli kullanımının yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğu olmadığını vurgulayarak toplumun tüm kesimlerine çağrıda bulundu: “Su yönetiminde merkezi ve yerel yönetimlerin, bilim insanlarının, çiftçilerin, sanayicilerin ve sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğu var. Ama vatandaşın da çok önemli bir rolü bulunuyor. Musluğu gereksiz yere açık bırakmamak, duş süresini kısaltmak, kaçakları hemen onarmak, bahçe ve balkon sulamasını doğru saatlerde yapmak, araç yıkamada gereksiz su tüketmemek gibi davranışlar küçük görünse de toplumsal ölçekte çok büyük bir karşılık yaratıyor.”
SU OKURYAZARLIĞI YAYGINLAŞTIRILMALI
Alkan, su bilincinin çocuk yaşta kazandırılması gerektiğini de belirterek okullarda 'su okuryazarlığı' çalışmalarının yaygınlaştırılmasını önerdi;
Ayla Alkan şu görüşleri paylaştı: “Çocuklara suyun değerini anlatmak, aslında geleceğin toplumuna sürdürülebilirlik kültürünü öğretmektir. Su bilinci bir kampanya değil, yaşam biçimi haline gelmeli. Bugün suyu nasıl kullandığımız, yarının yaşam kalitesini belirleyecek. Suyu korumak yalnızca doğayı korumak değildir; tarımı, gıdayı, ekonomiyi, sağlığı, kentleri ve gelecek nesilleri korumaktır. Bu nedenle su konusunda kriz çıkmasını beklemeden harekete geçmeliyiz. Barajlar dolduğunda tasarrufu bırakmak değil, tam tersine su bilincini daha da güçlendirmek zorundayız. Çünkü sürdürülebilirlik, kaynak azaldığında hatırlanan bir kavram değil; kaynak varken uygulanan bir yaşam ve yönetim anlayışıdır.”
SU YÖNETİMİ STRATEJİK HALE GELDİ
Türkiye, 2026’nın ilk sekiz ayını su kaynaklarının geleceği açısından önemli bir tabloyla geride bırakırken, iklim değişikliğinin su döngüsü üzerindeki etkileri ve kentlerde artan tüketim baskısı su yönetimini daha da stratejik hale getiriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Ulusal Su Planı 2026-2035 kapsamında yer alan verilere göre Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarı yaklaşık bin 305 metreküp düzeyinde bulunuyor.
Falkenmark göstergesine göre bin 700 metreküpün altındaki değerler su stresi açısından kritik eşik olarak değerlendiriliyor. Çevresel Göstergeler portalında yer alan verilere göre ise Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2024’te bin 308 metreküp olarak gerçekleşti. Bu tablo, Türkiye’nin su kaynaklarını yalnızca bugünün ihtiyaçları açısından değil, gelecek yılların nüfus, tarım, sanayi ve iklim koşullarıyla birlikte değerlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
USKD Başkanı Ayla Alkan’dan su seferberliği çağrısı
Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın Derneği (USKD) Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Alkan, iklim değişikliği ve kuraklığın su kaynakları üzerindeki baskıyı giderek artırdığına dikkat çekerek, suyun sürdürülebilir kalkınmanın en kritik başlıklarından biri haline geldiğini söyledi.
Paylaş: