Pencere Haber Gazetesi’nde, Göksel Kayseri’nin “Prestij Sofrada” başlıklı yazısını okuyunca, bir süre durdum ve düşündüm. Sonunda yazısını sütunuma almaya ve düşüncemi de yazmaya karar verdim.
Diyordu ki:
“Bir lastik firması, bir gün sofralarımıza hükmetmeye kalktı.
Michelin yol için doğdu, yemek için değil.
Ama bugün yıldız dağıtıyor.
Bir tabak yemeğe haftalık emeğimizi biçiyor.
Prestij satıyor, halkı unutuyor.
İlk rehberdeki lokantalar bugünün esnaf lokantalarıydı.
Şoförün karnını doyuran, işçinin cebine uygun, öğrencinin sığınağıydı.
Bugün ise Michelin yıldızı bir tabakla bir haftalık emeği istiyor.
Yolcu lokantasında menü bellidir ama fakir değildir.
Mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav, etli nohut, tandır kebabı…
Yanında turşu, salata, yoğurt.
Tatlısı da vardır: irmik helvası, sütlaç, kazandibi.
Anadolu’nun mutfağı yolcu lokantasının tezgâhında yaşar.
Urla’da lokantalar başka.
Baharda enginar, yazın bamya, düğünde güveç, kışın şevketi bostanı.
Tarhana köyde hazırlanır, lokantada kaynar.
Urla Katmeri saçta zeytinyağıyla kızarır, sofrayı taçlandırır.
Coğrafi işaretli Urla Sakız Enginarı ve Urla Kınalı Bamyası bu sofranın yıldızlarıdır.
Şevketi bostan doğanın hediyesi, Urla Katmeri ustalığın eseridir.
Michelin’de porsiyon küçücük, isim yabancı, fiyat uçuktur.
Urla’da kepçe boldur, yemek tanıdıktır, fiyat halkın cebine uygundur.
Paris’te işçi maaşının onda biri Michelin’e gider.
Tokyo’da yüzde 10’u, New York’ta sekizde biri.
İstanbul’da ise beşte biri.
Bir tabak yemek için bir haftalık emek.
Dünyada Michelin ‘lüks ama erişilebilir.’
Türkiye’de ‘ulaşılamaz’ bir hayal.
Michelin yıldızı bir semte geldi mi kira artar, hayat pahalılaşır.
Yıldızlı restoran gelir, esnaf lokantası kapanır.
Urla’da bağ evleri otel oldu, Bodrum’da lokantalar lükse yenildi.
Michelin yıldızı geldiği yerde lokantalar gider.
Ama asıl soru şudur: kim kime kimin prestijini veriyor?
Michelin restoranlara prestij verir gibi görünür; ama Restoranlar yıldızı alır, Michelin güçlenir.”
+++++++
Bir millet irfan ordusuna mâlik olmadıkça, savaş meydanlarında nr kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi irfan ordusuyla kaimdir.
Mustafa kemal Atatürk
+++++++
Ürit’e çözüm: Esnaf ve Vatandaşa Katkı…
Göksel Kayseri
Urla’nın lezzetleri markalaşır, coğrafi işaretle korunur. Bugün Sakız Enginarı ve Kınalı Bamya tescilli; yarın Urla Katmeri, şevketi bostan, zeytinyağı, üzüm ve şarap da kimlik kazanır.
Lokantalar ortak depolar kurar, toplu alım yapar, maliyet düşer. Üreticiyle lokanta doğrudan bağ kurar, aracı ortadan kalkar. Festivalde lokantalar kendi aralarında, analar ve nineler kendi aralarında yarışır; kültür çoğalır, çeşitlilik artar. Genç aşçılar lokantalarda staj yapar, bilgi aktarılır. Lokantalar “Urla Lokantaları Birliği” kurar, fiyatı dengeler, ürünü paylaşır, ortak tanıtım yapar.
Tam da bu noktada URİT devreye girer. Belediye eliyle işletilen restoran ve kafeler, esnafla vatandaş arasında köprü olur. Vatandaş için uygun fiyatlı menüler ve erişilebilir sofralar sağlar; esnaf için coğrafi işaretli ürünleri menüye taşır, festival ve tanıtım desteği sunar; üretici için doğrudan alım yaparak adil kazancı garanti eder; gençler için staj ve eğitim programlarıyla kültür aktarımını hızlandırır.
İşte bu adımlar atıldığında URİT restoranları sıradan bir belediye işletmesi olmaktan çıkar, esnaf ve vatandaş için dayanışma modeli haline gelir. Urla’nın lezzetleri sofrada değil, kimlikte yaşar. Michelin’in yıldızı değil, Urla’nın ürünleri parlar. Gençler prestij için değil, aidiyet için lokantaya gider. Esnaf lokantası ucuz yemek değil, Urla’nın markası olur.”
Bilmem ki, İzmir Belediye Başkanımız Cemil Togay ve Urla Belediye Başkanımız Selçuk Balkan Göksel Kayseri’nin görüşü için” ne derler?..