.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Ülkemizde neler oluyor, nereye gidiyoruz?

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Ülkemizde neler oluyor, nereye gidiyoruz?
Ülkemizde neler oluyor, nereye gidiyoruz?
Paylaş:
Bölgemiz son derece gergin, huzursuz ve güvensiz. Ülkemiz; çevremizdeki savaşlar nedeniyle bir ateş çemberinin içindeyken durumu fırsata çevirmeye çalışan odakların paralel olarak harekete geçtikleri görülüyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından gündeme getirilen ve adına “Terörsüz Türkiye” denilen projeyle atılan adımları fırsat bilen PKK ve destekçileri neredeyse yarım asırdır ulaşamadıkları hedeflerine yaklaştıkları düşüncesiyle bölücü taleplerini art arda sıralamaya başladılar. Geçen bir buçuk yılda oldukça önemli ilerleme kaydettikleri dikkat çekiyor. Son zamanlarda konuyu “İsteklerimizin kabul edilmesinden başka çıkış yolu yok” noktasına getirdiler.
Bu aşamada bölücü odakların arkasındaki emperyalist destek de kendisini gizleme gereği duymuyor. Geçtiğimiz ay “Terörsüz Türkiye sürecini önemli bir fırsat olarak gördüğünü” ve “Kürtlerin devlet kuramamış olmalarının talihsiz olduğunu” söyleyen ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack; Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşmada, bölgedeki yöneticileri güçlü liderler olarak gördüğünü ve bu durumda “Ortadoğu için en iyi yönetim biçiminin Meşruti Monarşi olduğunu” ileri sürdü. Bu açıklama ile ilgili tartışmalar devam ederken ABD’nin 30 yıl önce sözde “Kürt Sorunun Çözümü” başlığı altında ortaya koyduğu bölücü önerileri içeren CIA raporu yeniden dillendirilmeye başlandı.
Ülkemizin içinde bulunduğu durumu fırsata çevirmeye çalışan odaklardan birisinin de şeriat ve hilafet heveslisi radikal İslamcı cephe olduğu, bu odakların her olayı propaganda fırsatı olarak kullandıkları dikkat çekiyor. Yargıtay’ın terör örgütü olarak tescil ettiği Hizbuttahrir; “Asıl suçlu laik düzendir” diyerek geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizdeki iki okulda gerçekleşen silahlı saldırı olaylarını Laik eğitim sistemine bağlamaya kalktı, bu terör örgütünün uzantıları “Suçlu kim? Gençlik mi Laik düzen mi” konulu paneller düzenledi.
Bir başka yıkıcı örgüt olan Hizbullah’ın medrese, vakıf ve siyasi yapılanmalarının; İstanbul, Adana ve Van’da düzenledikleri Mevlid-i Nebi mitinglerinde şeriat ve hilafet bayrakları açtıkları, devletimizin resmi görevlisi olan Adana il müftüsünün de Adana’daki mitinge katıldığı ve bir konuşma yaptığı basına yansıdı. Aynı süreçte “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisiyle kendisini tanıtan Celal Karatüre isimli bir şahsın Mersin’deki konserinde çevik kuvvet polisi tarafından korunduğu haber yapıldı.
Bu olayların şoku atlatılmadan; yeni İçişleri Bakanı’nın odasına 2’nci Abdülhamit’in portresini astığını, Anayasamızla teminat altına alınan Laiklik ilkesini korumak ve gözetmekle yükümlü olan Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı’nın; AYM’nin 64’ncü kuruluş yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmada hâkim ve savcıları yürürlükteki anayasal ve yasal mevzuatla değil de dini referanslarla uyardığını, “Unutmayalım ve inanalım ki ahiretin hesabı çok daha güç ve çetin olacaktır” şeklinde sözler sarf ettiğini duyduk.
Karanlık odaklar arkalarına aldıkları iç ve dış destekle adımlarını hızlandırırken halkımız yoklukla, yoksullukla, mahrumiyetle boğuşmaktadır.  Bir taraftan ekonomik zorluklarla, geçim sıkıntısıyla mücadele etmeye çalışan insanlarımız diğer taraftan haksızlık ve hukuksuzluklara maruz bırakılmaktadır. Çalıştıkları şirketten aylarca haklarını alamayan madencilerimiz günler süren eylemlere mecbur bırakılmışlardır. Tarlaları, bahçeleri maden sahası yapılan, ağaçları sökülen, toprakları yağmalanan köylülerimiz seslerini duyuramamanın ötesinde göz altılara, biber gazlı müdahalelere maruz bırakılmaktadır. Halen oturdukları dedelerinden, babalarından kalma konut alanları bir gecede rezerv alan ilan edilen vatandaşlarımız sokakta kalma tehlikesi ile baş başadır, dertlerini anlatacak muhatap bulamamaktadırlar. Bu sıkıntılarla mücadele mecburiyetine düşürülen insanlarımızın ülkemizde nelerin döndüğüyle ilgilenmelerini beklemek mümkün değildir. Durum böyleyken, başta duyarlı gazetecilerimiz olmak üzere halkımızın dikkatini çekmeye çalışan insanların “hakaret” “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gibi suçlamalarla gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları da akılları karıştırmaktadır. Bütün bunlar akıllara “içinden geçtiğimiz sıkıntılı sürecin kasıtlı mı yaratıldığı” sorusunu getirmektedir.
Bizler bütün bu olup bitenlere anlam vermeye çalışırken bu defa karşımıza vali, kaymakam, emniyet müdürü, savcı, hâkim gibi kamu görevlilerinin adlarının geçtiği olaylar çıkmaktadır. Dönemin Van Valisinin ve pek çok kamu görevlisinin adlarının Gülistan Doku olayına karışması, 6 yıl boyunca faili meçhul kalan olayın derinlerine inildikçe dönemin içişleri bakanını ve bazı siyasetçileri içine alacak boyuta ulaşmasından söz edilmesi, Ayaş Kaymakamının sosyal medyada makamını küçük düşürücü, muhalif siyasetçilere saygısızlık içeren paylaşımlar yapması, bu nedenle görevinden alınması son günlerde kamuoyunu meşgul eden çarpıcı olaylardır. Bu iki olay bile devlet yönetimindeki zafiyetleri içermesi açışından son derece düşündürücüdür. Okul saldırılarında sorumluluğun Laik eğitim sisteminde, Laik Cumhuriyet düzeninde olduğunu, çözümün şeriatta olduğunu iddia eden odakların bu olaylar karşısında sessiz kalmasının ne anlama geldiğinin, bu düşünce sistemi geliştiği sürece başımıza daha nelerin gelebileceğinin çok iyi değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Ülkemizde son yıllarda tanık olduğumuz gelişmeler, tarikat ve cemaatlerin, PKK ve destekçilerinin katettikleri aşamalar, kamu görevlilerini içine alan devletimizi küçük düşürücü olaylar hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir. Ben bütün bunların; yıkıcı ve bölücü odaklara, şahsi çıkarları için toplumsal değerlerimizi istismar eden çıkar gruplarına alan açtığını, bu zihniyetlerin hedeflerine ulaşmasını ve devletimize daha fazla zarar vermesini önlemek için alınması gereken önlemlerin zaman kaybetmeden uygulamaya konması gerektiğini düşünüyorum. Eğer içinden geçtiğimiz süreçten çıkar bekleyen ve bu nedenle sürece destek verenler varsa; ülkemizin çok derin bir huzursuzluğa, çok derin bir gerginliğe ve çok derin bir karanlığa sürükleneceğinden endişe ediyorum…