Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'in rezerv konusunda yaptığı son açıklamanın özeti şöyle: “Rezervlerimiz tarihi zirvesinde. Brüt rezervlerimiz 205.2 milyar dolara ulaştı. Uluslararası standartlara göre rezerv yeterliliğini sağladık. 143 milyar dolar tutarındaki KKM'den çıkış sürecini de başarıyla tamamlıyoruz. Güçlenen makro finansal istikrar, risk primimizin azalmasına ve ekonomimizin şoklara karşı daha dayanıklı hale gelmesine önemli katkı sağlıyor.” Rezervlerimiz 23 Ocak haftasında tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı, 215,6 milyar dolar oldu. Bunun 86,2 milyar doları döviz, 129,4 milyar doları altın rezervlerinden oluşuyor. Toplam rezervimizin %60’ı altından %40’ı da dövizden oluşuyor. Ancak döviz seviyesi 2025 yılının başındaki seviyenin altındadır. Rezerv artışının önemli bir kısmı altın rezervlerinin fiyat artışından kaynaklanıyor.
Uluslararası rezerv nedir? Ülkeler neden rezerv tutarlar? TCMB’nin ilgili sayfasından kısaca açıklamakta yarar var. Uluslararası rezervler, ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, her an kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul gören varlıklardır. Bu varlıkların başlıcaları konvertible döviz varlıkları (Euro, ABD doları, İngiliz sterlini v.s.) uluslararası standartta altın, Özel Çekme Hakları ile Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonundan oluşmaktadır. Ülkelerin rezerv tutma nedenleri olarak; uygulanan para ve kur politikalarını desteklemek, kriz ve şok yaşanan zamanlarda ülke ekonomisinin olumsuz etkilerini en aza indirmek, dış borç ödemelerini gerçekleştirmek, doğal afet, savaş veya ambargo durumlarında koruyucu olmak, ülkeye olan güveni arttırmak, ödemeler dengesi ihtiyaçları için döviz likiditesi bulundurmak şeklinde sıralanabilir. Ülkeler ne kadar rezerv tutmalıdırlar? Her ülkenin uyguladığı döviz kuru rejimi, döviz cinsi yükümlülükleri, yaşanabilecek dışsal şok olasılıklarına göre değişmektedir. Rezerv tutmanın da bir maliyeti var. Bu maliyet, dış borçlar için ödenilen faiz ile rezervlerin yatırımından elde edilen getiri arasındaki farktır. Bu maliyet ülkelere göre farklılık göstermekle birlikte GSMH'nin %1’ine kadar çıkabilmektedir. Ekonomi literatüründe rezerv yeterlilik seviyesine ilişkin çeşitli ölçütler geliştirilmiştir. Bu kriterlerin başlıcalar; rezervlerin ithal edilen mal ve hizmetlere oranı, rezervlerin geniş para arzına oranı, rezervlerin kısa vadeli dış borçlara oranı ve IMF’nin ARA metrik (Assesing Rezerv Adeguacy) göstergesi sayılabilir. Genellikle bu gösterge literatürdeki diğer göstergelere göre daha kapsayıcı bulunmaktadır. Bizim gibi dış borç oranı ve servisi yüksek, sürdürülebilir fiyat istikrarı sağlayamamış, finansal istikrarı dalgalı, döviz kurunun kontrol edildiği ülkeler için uluslararası piyasalarda sabit kur için uygulanan IMF ARA metrik göstergesi genellikle dikkate alınmaktadır.
IMF 2001 yılından beri ülkemizin kur rejimini “Serbest Dalgalı Kur” olarak değerlendiriyordu. Ancak geçen yıl gerçekleşen “Article IV” kapsamındaki Türkiye gözden geçirme çalışması sonrasında kur rejiminin “Diğer” kategoriye alındığı görülmüştür. Bu kapsamdaki ülkeler için “sabit kur” ARA metrik formülü uygulanmaktadır. (Haluk Bürümcekçi 26.12 2025 Oksijen Gazetesi) Kur rejimimiz resmi olarak dalgalı kur olmasına rağmen fiilen “sürünen (yönetilen)” kur olarak uygulanması nedeniyle Sabit Kur ARA metrik göstergesinin uygulandığı belirtiliyor. Bu ARA metrik göstergesinin hesaplanma formülü = %10 x ihracat + %10 x Geniş Para Arzı + %30 Kısa Vadeli Dış Borç + %20 Diğer Yükümlülükler. Ülkemizin rezerv yeterliliği dalgalı kur ARA metriğine göre eşik değerin altında kalmakta, sabit kur esasındaki metriğe göre ise eşik değeri geçmiş olmaktadır. G-20 ülkelerinin içinde gelişmiş olanların kendi para birimleri rezerv birimi olduğundan rezerv problemleri yoktur. Gelişmekte olan piyasalar için IMF ARA metrik hedefin %100-%150 arasında olmasını tavsiye ediyor. Türkiye ve Arjantin şu an bu hedefin altında olan G-20 ülkeleridir. Ancak Türkiye 2026 yılına girerken rezerv kalitesini arttırma sürecindedir. Gelişmekte olan ülkelerden Suudi Arabistan, Brezilya, Meksika, Endonezya gibi G-20 ülkelerinin rezervleri IMF’in %100 ara eşik değerini geçmektedir. Türkiye için belki de en doğrusu bu iki kur rejimi arasında bir hesaplama tarzının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Ancak şu hususu belirtmeden geçmeyelim. Carrytradecilere verdiğimiz yüksek faiz nedeniyle rezervlerimizi yükseltmiş olmamız, KKM hesaplarını tasfiye etmiş olmamız “ödemeler dengesi kırılganlığı”nı azaltmış, temerrüt risk primimizi (CDS) de düşürmüştür. Ödemeler dengesi konusunda yapısal bir problemimiz olan dış ticaret açığının yüksekliğini azaltmak zorundayız. Bunun için de faktör verimliliğimizi arttırarak yüksek teknolojiyle katma değeri yüksek üretim yapısı oluşturmalıyız. Aksi halde rekabetin yoğun olarak arttığı küresel ortamda (özellikle Hindistan-Avrupa Birliği Antlaşması sonrası) uluslararası ticaretten aldığımız pay azalmış olacak. Bu da rezerv yeterliliğimizi olumsuz etkileyecektir.
Türkiye'nin rezerv yeterliliği
Türkiye'nin rezerv yeterliliği
Paylaş: