.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Türkiye yalnızlaştırılıyor

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Türkiye yalnızlaştırılıyor
Türkiye yalnızlaştırılıyor
Paylaş:
Ülkemizi hedefine koyan emperyalist cephe ve ortakları; bu zamana kadar vekalet odakları eliyle ve içimizdeki iş birlikçilerini kullanmak suretiyle, örtülü olarak icra ettikleri faaliyetlerini alenileştirmeye başladılar. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi; geçtiğimiz hafta Kudüs’te bir araya geldiler. Toplantıda; Doğu Akdeniz’le Avrupa arasında tesis edecekleri enerji nakil hatlarının geleceği ile bu projenin güvenliği için; kara, hava ve deniz unsurlarından oluşacak 2.500 kişilik ortak müdahale gücü kurulması konularını görüştüler.
İsrail Başbakanı Netanyahu, toplantı sonrasında yaptığı basın açıklamasında; “Topraklarımız üzerinde yeniden imparatorluklar kurabileceklerini ve egemenlik sağlayabileceklerini hayal edenlere şunu söylüyorum: Böyle bir şey olmayacak. Kendimizi savunmaya kararlıyız ve bunu yapabilecek güçteyiz. Aramızdaki iş birliği bu kapasiteyi daha da güçlendiriyor. Orta Doğu’daki hava üstünlüğümüz İsrail’in ulusal güvenliğinin temel dayanaklarından biridir, bunu engellemeye yönelik adımlara karşı olacağız, F-35'lere sahip olmaması gerekenlerin bu uçakları almasını engelleyeceğiz” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’ni tehdit olarak gördüğünü, ülkemizle ilgili niyet ve maksatlarını bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarının ihlal edildiği, yok sayıldığı ve bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri faaliyetlerin dışında tutulduğu, bölgeyi kendi çıkarlarına göre şekillendirmekte olan emperyalist cephe ve ortaklarının ülkemizi de hedeflerine koydukları yıllardır konuşulmaktadır. Bugüne kadar “komplo teorisi” denilerek görmezden gelinen ya da gözlerden uzak tutulmaya çalışılan bu konu artık bütün açıklığıyla görünür olmaya başlamıştır.
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi; yıllardır, Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki hak ve çıkarlarına el koymak, Ortadoğu’daki etkisini zayıflatmak için birlikte çalışmaktadırlar. Bölge ülkelerinin pek çoğu ve bölgede çıkar kollayan ABD, İngiltere, Fransa gibi emperyalist devletler de buna destek vermektedirler. Son zamanlarda birbiri ardına atılan adımlar; karşımızdaki cepheyi ve bu cephenin Türkiye Cumhuriyeti’ni düşman ülke sınıfına aldığını açıkça göstermektedir. Dikkatle bakıldığında bütün bunların tesadüf olmadığı görülecektir. Sırasıyla hatırlayacak olursak;
Ege’de ülkemize ait 22 adayı işgal ederek silahlandıran Yunanistan; Türkiye’nin bütün sessizliğine rağmen, Savunma Bakanı Dendias’ın ağzından “Türkiye’nin Ege’de kendileri için tehdit oluşturduğu” iddiasını dillendirmekte, Ege’deki askeri birliklerini füze sistemleriyle takviye etmektedir.
ABD; Yunanistan’la birlikte, Ege adalarında ve Batı Trakya’da uluslararası antlaşmaları yok sayarak askeri üsler tesis etmiştir. Güney Kıbrıs; İsrail, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki ileri üssü durumuna getirilmiştir.
PKK; SDG adıyla Suriye’ye yerleştirilmiş, Suriye’deki varlığını ABD’nin desteğiyle kalıcı hale getirmiştir. Yerleştirildiği konumdan geri adım atmaya niyeti yoktur. Bu durum ülkemizde “Terörsüz Türkiye” adıyla uygulamaya konulan 2’nci açılım sürecini de olumsuz etkilemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı ülkenin başkentinde, Suriye Hükümetiyle görüşme yaparken, PKK uzantıları; ağır silahlarla Halep’e saldırmıştır. Bu saldırı; arkalarına aldıkları emperyalist desteği işaret etmekte, bundan aldıkları güçle kazanımlarını korumaya kararlı olduklarını ortaya koymaktadır.
Karşımızdaki cephenin söylem ve eylemleri bu şekildeyken, bunlarla aynı zaman diliminde birbiri ardına cereyan eden olaylar da oldukça dikkat çekicidir. 11 Kasım’da Azerbaycan’dan havalanan askeri uçağımız Gürcistan sınırında düşmüş, 20 askeri personelimiz şehit olmuştur. Bu olayın elim bir kaza olduğunun söylenmesine rağmen kuşkulu yönleri uzun süre tartışılmıştır.
Aralık ayı ortalarında Ukrayna limanlarında demirlemiş olan ticaret gemilerimiz kamikaze dronlarla vurulmuştur. Bu konunun üzerine hiç gidilmemiş, sorumluları ile ilgili ciddi bir yorumda bulunulmamıştır.
Son haftalarda önce Ankara, ardından Marmara Bölgemizde art arda yabancı İHA’lar görülmeye başlanmış, bunlardan bazılar düşmüş, bazıları Hava Kuvvetlerimiz tarafından düşürülmüştür. Art arda hava sahamızı ihlal eden bu İHA’ların kontrolden çıkmış oldukları açıklaması konunun uzmanlarını tatmin etmemiştir. Sayılarının da bilinenden çok daha fazla olduğunu iddia edenler vardır.
Son olarak; Türkiye’nin Libya’da asker bulundurmasına ilişkin teskerenin uzatılması, Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Birleştirilmesi anlaşmasının onay aşamasına gelmesi ve iki ülke arasındaki askeri ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde ülkemize gelen Libya Genelkurmay Başkanı Ali Muhammed El Haddad’ın uçağı Ankara yakınlarında düşmüş, uçaktaki üst düzey askeri heyetin tamamı hayatlarını kaybetmişlerdir. Ali Haddad; Libya’nın birlik, beraberlik ve bütünlüğü ile Türkiye-Libya ilişkisinin geliştirilmesi konularında azami çaba harcayan bir generaldir. Bu olayın Libya’nın geleceği için çaba harcayan askeri kadroya ve Türkiye’nin güvenirliğine yönelik bir sabotaj olabileceği değerlendirmeleri yabana atılacak gibi değildir.
Böyle bir süreçte ABD; Suriye’deki PKK uzantısının Rojava’daki silahlı unsurlarını, içinde ağır silahlar, savunma sistemleri ve füzeler olan dört uçak dolusu silah ve mühimmatla takviye etmiştir. Bölgedeki stratejik üslere yoğun bir şekilde silahlı unsurlar sevk edilmektedir.
Ülkemiz dört bir taraftan kuşatılırken içimizdeki ihanet odakları da durumdan çıkar sağlama gayreti içindedir. Yargıtay’ca terör örgütü sayılan Hizbuttahrir isimli radikal İslamcı yıkıcı örgüt, Gazze gündemini kullanarak laiklik karşıtı paneller düzenlemekte, hilafet çağrısı yapmaktadır. 2’nci açılım sürecinde hayata geçirilmek istenen hukuki durumdan yararlanmaya çalışan Hüda-Par da PKK için uygulamaya konulmak istenen yasal düzenlemelerin Hizbullah terör örgütünü de kapsaması, PKK’lılarla birlikte Hizbullahçı teröristlerin de affedilmesi için çalışmaktadır.
Ülkemizi hedefine koyan emperyalist cephe bölgedeki hak ve çıkarlarımıza el koymakta, ülkemiz her geçen gün daha da yalnızlaştırılmakta, etrafımızdaki güvenlik çemberi gittikçe daraltılmakta, içimizdeki şer odakları sürekli fırsat kollamaktadır. Bunun nedenlerinin süratle ortaya konması, mücadele için gereken önlemlerin zaman kaybetmeden alınması, mücadeleye katkı sağlamak için birlik-beraberliğimizin pekiştirilmesi, milli mücadele ruhunun yeniden canlandırılması gerekmektedir. Böyle yapmak yerine; halkımızın Türk-Kürt, Laik-Müslüman, Alevi-Sünni denilerek ayrıştırılması,Büyük Önderimiz Atatürk’ü, O’nun ilke ve devrimlerini, kurucu değerlerimizi, ulus devlet yapımızı hedef alan eylem ve söylemlere alan açılması ülkemizi bölüp parçalamak için harekete geçen yıkıcı ve bölücü cephenin işini kolaylaştıracaktır. Bütün bu gerçekliğe rağmen halkımızı kutuplaştıran ve bizi birbirimize düşmanlaştıran eylem ve söylemlerin ısrarla sürdürülmesi iyi niyetli davranışlar değildir. Bu tür yaklaşımlar milli mücadele karşıtı iş birlikçiler tarafından100 yıl önce de sahneye konmuş ve başarılamamıştır. Bundan sonra da başarılamayacaktır!...