Türkiye’nin ekonomik meselesi yalnız enflasyon, faiz, kur ya da bütçe açığı meselesi değildir. Daha derindeki mesele, Türkiye’nin kendi ekonomisi üzerinde kendi milli parasının ‘’parasal yönetme gücü’’nün kalmamasıdır. Bir ülke kendi parasıyla maaş ödeyip başkasının parasıyla fiyat düşünüyor; bütçesini TL ile yapıp enerji faturasını dolarla ödüyor; Merkez Bankası ile faiz belirleyip piyasada “dolar ne olacak?” sorusunu susturamıyorsa, orada milli iktisat politikası kâğıt üzerinde vardır ama fiilen yönetme gücü yoktur. Yani sözün özü, Türkiye; dolarla yönetilemez, dolarla gelecek kuramaz.
A. Dolar, dolarizm ve dolar kafalılık
Dolarizasyon, yalnız vatandaşın bankada dolar tutması değildir. Gerçek dolarizasyon, milli ekonominin yabancı para cinsinden düşünmeye başlamasıdır. Dolarizasyon; özel olarak yetiştirilmiş ‘’Dolar kafalı’’ insanların ülkeyi yönetmesiyle başlar ve ekonominin dolarla zehirlenerek kendini yönetememesiyle devam eder.
Fiyatlar döviz beklentisine, tasarruflar dolar ve altına, üretim ithal girdiye, kredi kur riskine, bütçe dış finansmana, enflasyon güven kaybına bağlanır. Dolarizasyon arttıkça milli para politikası kendi ülkesinde etkisizleşir.
Bugüne gelirsek; BDDK’nın günlük bankacılık verilerinde toplam mevduat 29,24 trilyon TL, yabancı para mevduatı ise 11,80 trilyon TL düzeyindedir; yani mevduatın yüzde 40’ından fazlası yabancı para ağırlıklıdır. Gerçek kişi mevduatında yabancı para payı yaklaşık yüzde 46,5’tir. Bu tablo, dolarizasyonun teknik değil, toplumsal bir güven sorunu olduğunu göstermektedir.
Ancak bu sadece Türkiye’nin sorunu değildir. Kapitalist sistemi benimsemiş bütün ülkeler aynı açmazla karşı karşıyadır. Sorun; kapitalizmin “DOLARİZME” dönüşmüş olmasıdır.
B. Dolara karşı bir birlik: Avrupa Birliği
Bugünkü dünya ekonomisi, bağımsız milli ekonomilerin yan yana durduğu masum bir alan değildir. Kapitalist dünya sisteminin bir işletim sistemi vardır. Bu işletim sisteminin çekirdeğinde; para, kredi, faiz, borç, rezerv para, derecelendirme kuruluşları, sermaye hareketleri ve finansal piyasa oyunları bulunur. Bu sistemde dolar yalnız ‘’Yahudi’nin serveti ve ABD’nin parası’’ değildir. Dünya ticaretinin, emtia fiyatlarının, borçlanmanın, yaptırımların ve finansal düzenin ana işletim dilidir.
Bu zehirlenmeyi yalnız Türkiye yaşamıyor. Bu konuda Avrupa Birliği çok önemli bir örnektir. Avrupa kapitalizme karşı çıkmadı; fakat Amerikan dolarına mutlak bağımlı kalmanın Avrupa’nın stratejik özerkliğini sınırladığını ve kendisini zehirlediğini gördü. Euro, bu yüzden yalnız ortak para değil; Avrupa’nın dolar merkezli kapitalizm içinde kendi parasal alanının panzehrini oluşturma girişimidir. Bugün, AB Konseyi; euronun dünyanın ikinci önemli parası olduğunu ve güçlü bir uluslararası euronun AB’nin stratejik özerkliğini oluşturduğunu açıkça belirtmektedir. Euro bugün 21 AB ülkesinin resmî parasıdır ve yaklaşık 350 milyon kişi tarafından kullanılmaktadır. Diğer yandan dünya rezerv para sisteminde dolara alternatif paradır ve dünyanın %20’si rezerv para olarak Euro’yu kullanmaktadır.
Yani mesele açıktır: Kapitalizm bile kendi içinde “dolarizm”e karşı parasal savunma hattı kurmuştur. Eğer Avrupa gibi kapitalist dünyanın merkezindeki bir yapı bile parasal alan kurma ihtiyacı duyuyorsa, Türkiye’nin kendi milli para, üretim ve kredi düzenini kurması tercih değil, zorunluluktur. Türkiye’nin çıkışı dolardan euroya, dolardan yuan’a, dolardan rubleye sığınmak değildir. Bir merkezin bağımlılığından çıkıp başka bir merkezin bağımlılığına girmek bağımsızlık değil, bağımlılığın yön değiştirmesidir.
Bu durumda Türkiye ne yapmalıdır?
C. Dolara karşı ikinci birlik: Türk Birliği
İşte burada Türk Birliği stratejisi devreye girmelidir. Türk Devletleri Teşkilatı yalnız kültürel yakınlık alanı değil; enerji, gıda, lojistik, teknoloji, savunma, dijital ekonomi, ödeme sistemleri ve yerel para işbirliği bakımından stratejik bir ekonomik havzadır. TDT’nin ekonomik işbirliği çerçevesinde Türk Ticaret ve Sanayi Odası, Türk Yatırım Fonu, Ticaret Kolaylaştırma Komitesi, Dijital Ekonomi Ortaklığı, Türk Yeşil Finans Konseyi ve Merkez Bankaları Konseyi gibi mekanizmalar artık kurumsal zemin kazanmıştır. Türk Yatırım Fonu’nun 600 milyon dolarlık yetkilendirilmiş sermayesiyle ortak projeleri desteklemek üzere kurulan ilk ortak finans kurumu olması, bu iradenin somut göstergesidir.
Türk dünyası, yaklaşık 200 milyonluk nüfusu ve 2 trilyon dolar civarındaki ekonomik büyüklüğüyle Türkiye’nin yalnız tarihsel akrabalığı değil, gelecekteki ekonomik derinliğidir. 2025’in ilk dokuz ayında TDT ekonomilerinin ortalama yüzde 6 büyümesi, aynı dönemde toplam ticaret hacminin 958,5 milyar dolara ulaşması, bu havzanın artık yalnız duygusal değil, somut ekonomik bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle Türk Dünyası’nın geleceği, Türkiye için bir kader ortaklığıdır. Bu ortaklık bugünden itibaren bütün boyutlarıyla, özellikle parasal işbirliği, yerel para kullanımı, takas mekanizmaları, ortak ödeme sistemleri, yatırım fonları ve merkez bankaları koordinasyonu üzerinden titizlikle planlanmalıdır. Bu yalnız ekonomi politikası değildir; jeostratejik bir zorunluluktur.
Çünkü Türk dünyasının önünde yalnız ekonomik engeller yoktur. Bu coğrafya, ABD merkezli dolar düzeninin, Rusya’nın enerji ve güvenlik havzasının, Çin’in üretim-finans çekim alanının ve daha doğru bir deyişle dünyanın 3 emperyal gücünün mücadelelerinin kesiştiği bir alandır.
Biliyoruz ki; bu üç emperyal güç Türk toplulukları arasına tarih boyunca alfabe, dil, sınır, kurum, ticaret yönü, eğitim ve tarih anlatısı farklılıkları ekmiştir. Türk Gül Bahçesi’nin dikenli bir bahçeye dönüştürülmüş olduğu unutulmamalıdır. Bu dikenleri yok etmek, duygusal sloganlarla değil; adım adım kurumsal, ekonomik, parasal, kültürel ve stratejik bir akıl ve kararlılıkla mümkündür.
D. BOP yerine BTP
Türkiye’ye son 30 yıldır dayatılan ılımlı İslam temelli Büyük Ortadoğu Projesi yerine; Türkleri bir araya getirecek Büyük Türkistan Projesi(BTP) hedef alınmalıdır. Bu hedef; başka milletlere karşı değil, Türk dünyasının kendi ayakları üstünde durması, kendi parasal alanını kurması, kendi üretim havzasını genişletmesi ve insanlığın muhtaç olduğu yeni bir holistik medeniyete katkı vermesi için zorunludur.
Hadi bir daha özetleyelim;
Türkiye dolarla yönetilemez. Türkiye ve Türkler dolarla gelecek kuramaz. Konumuz dolarla kavga etmek değil, dolara mecbur olmayan bir Türk Ekonomi Düzeni kurmaktır. Çünkü başkasının parasıyla fiyat düşünen, başkasının faiziyle borçlanan, başkasının kuru ile üretim yapan bir toplum; kendini yönetemediği gibi, kendi geleceğini de kuramaz. Türkler için bir ortak paraya ulaşmadan ne ortak bir ekonomik sinerji oluşur, ne de Türk devletlerinden hiçbiri bağımsız olabilir.
Türklerin gerçek birliği ve bağımsızlığı; ortak paradan başlamalıdır.
Türkiye dolarla yönetilemez
Türkiye dolarla yönetilemez
Paylaş: