.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Türkiye Batı’dan dışlanıyor mu?

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Türkiye Batı’dan dışlanıyor mu?
Türkiye Batı’dan dışlanıyor mu?
Paylaş:
Millî Savunma Bakanlığı (MSB); mayıs ayı ortalarında, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını düzenleyecek yeni bir yasa hazırlığı yapıldığını, hazırlıkların son aşamaya geldiğini, Kurban Bayramı sonrasında TBMM’ne sunulacağını açıklamıştı. “Mavi Vatan Yasası” olarak adlandırılan bu yasayla; başta Ege ve Doğu Akdeniz olmak üzere Türkiye’nin kıyısının bulunduğu bütün denizlerde kıta sahanlığı, bitişik bölgeler ve münhasır ekonomik bölgelerle ilgili bütün konuların karara bağlanacağı, bu bağlamda karasularımızın Akdeniz ve Karadeniz’de 12, Ege’de 6 mil olarak kayda geçirileceği belirtilmişti.
MSB’nin bu açıklamasının ardından ABD, AB, İsrail ve Yunanistan’dan peş peşe açıklamalar geldi, bazı açıklamalar büyük bir süratle uygulamaya kondu. ABD parlamento üyeleri; İsrail ve Yunanistan’ın önerileriyle, geçtiğimiz yılın mart ayında Türkiye’nin artık bir Avrupa ülkesi olarak değil, Orta Doğu ülkesi olarak yeniden sınıflandırılması konusunda Temsilciler Meclisi’ne bir yasa tasarısı sunmuşlardı. Buna göre ABD’nin Türkiye ile diplomatik ilişkilerinin yeniden düzenlenerek ABD Dışişleri Bakanlığında “Avrupa ve Avrasya” olan diplomatik statüsünün “Yakın Doğu, Ortadoğu” olarak güncellenmesi talep edilmişti. Buna gerekçe olarak; Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran’la bağlarını geliştirdiği, Hamas’a destek verdiği, Doğu Akdeniz’deki anlaşmazlığın sorumlusu olduğu, Yunanistan ile Kıbrıs’a yönelik tutumunun kabul edilmeyeceği ileri sürülmüş, Türkiye’nin dış politikasının “Batı’nın güvenlik çıkarlarıyla çeliştiği” iddia edilmişti. MSB’nin Mavi Vatan Yasası ile ilgili beyanatının ardından bu konu yeniden konuşulmaya başlandı.

Geçtiğimiz günlerde bu bağlamda yeniden harekete geçen ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi; Washington’un bölgeye yönelik stratejik anayasası niteliğindeki “Doğu Akdeniz Geçidi Yasasını”(Eastern Mediterranean Gateway Act) onayladı. Yasada ABD’nin bölgedeki kilit ortakları açıkça "İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs" olarak sıralanırken Doğu Akdeniz’de en uzun kıyısı olan, NATO’da ABD’nin ortağı olan, bölgede ABD’nin çıkarlarını savunmakta ve desteklemekte tereddüt göstermeyen Türkiye yok sayıldı. Bu gelişmeler; son yıllarda Güney Kıbrıs’ın ABD’nin, İsrail’in ve başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin askeri üssü haline getirilmesi ile birlikte değerlendirildiğinde muhataplarımızın Türkiye’ye bakış açılarının ve Türkiye ile ilgili düşüncelerinin daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim.

Doğu Akdeniz’de ABD, Fransa, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin askeri, diplomatik, enerji ve ticaret odaklı ortaklığı bu şekilde geliştirilirken Yunanistan ve Kıbrıs Rum basınında; KKTC sınırları içindeki Maraş ve Güzelyurt ile Mesarya ovasının bir bölümünün Rum Yönetimi’ne verileceği, Türk askerinin zaman içinde adadan çekileceği, Türkiye’nin garantörlüğünün zayıflatılacağı, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılacağı, Türkiye’nin liman ve hava alanlarını Rum gemi ve uçaklarına açacağı, buna karşılık Kıbrıs Türk tarafına; siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret gibi olanaklar sağlanacağı haberleri yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinin Kıbrıs Özel Temsilciliği de bu konuda ayrıntılı bir plan hazırlamış, Yunan ve Rum basınının haberlerini teyit etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti; dış politikada bütün bu gelişmelerin hedefi haline gelmişken muhataplarımız bunlara paralel olarak “terörsüz Türkiye” adıyla sahneye konan yeni PKK açılımına büyük destek vermekte siyasetçilerimizin bu yöndeki çabalarından övgüyle söz etmektedirler.
Bütün bu gelişmelerin ülkemizde derin bir sessizlik içinde izlenmekte olduğu, yetkili ve sorumlu makamların bu konuları gündeme almaktaki isteksizlikleri, büyük bir heyecanla gündeme sokulan Mavi Vatan Yasası’nın unutulmuş/unutturulmuş olması, medyamızın büyük bölümünün bu konulara ilgisizliği, halkımızın iç siyasi kumpaslarla ve iç siyasi çekişmelerle meşgul edilmesi oldukça dikkat çekicidir.
Görünen o ki; ABD ve AB Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den ve Batı ülkesi statüsünden dışlama çabası içine girmişlerdir. Bu düşünce; “Yeni Osmanlı” kavramı ile birlikte uzun zamandır gündemde tutulmakta ve ABD’nin Büyükelçisi Tom Barrack tarafından da her fırsatta dile getirilmektedir. ABD Başkanı Trump bir taraftan bu gelişmelere destek verirken bir taraftan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a övgüler düzmekte, birlikte çok iyi işler yaptıklarından ve yapacaklarından söz etmektedir.
Bütün bunlar; küresel emperyalist cephenin ülkemize yeni bir rol, yeni bir düzen ve yeni bir statü biçtiğini, başta yıkıcı (tarikat ve cemaatler) ve bölücü (PKK terör örgütü ve ortakları) odaklar olmak üzere içimizdeki iş birlikçilerin de kendi amaçları doğrultusunda bunu desteklediğini, bu iş birlikçilerin emperyalist cephe tarafından görevlendirilmiş olduklarını göstermektedir. Toplumumuzda bu yöndeki kanaatler oldukça yaygındır. Böyle devam etmesi halinde içimizdeki kutuplaşmanın daha da keskinleşmesi, halkımızın birbirinden daha da uzaklaşması, cephelere ayrılarak karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Aynı emperyalist cephe BOP kapsamına aldığı bütün ülkelerde benzer senaryoyu sahneye koymuştur. Bütün bu olup bitenlere, emperyalist cephenin yıkıcı ve bölücü uygulamalarına, ABD Başkanı ile diplomatik görevlilerinin açıklamalarına gereken cevabın verilmesinin, Türk halkının en küçük bir tereddüt bile kalmayacak şekilde bilgilendirilmesinin, kurucu ve koruyucu değerlerimiz etrafında kararlılıkla kenetlenmemizin ve bunu bütün dünyaya ilan etmemizin zamanı geçmektedir kanaatindeyim.