.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Türkçe düşünmek (2)

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Türkçe düşünmek (2)
Türkçe düşünmek (2)
Paylaş:
Türk olmayı hâlâ genle, kanla, soyla, kafatasıyla açıklamaya çalışanlar büyük gerçeği göremiyor. Bir milleti millet yapan şey bunlar değil, düşünme biçimidir. Düşünme biçimini yaratan ise dildir.
Bu yüzden Türk olmanın temeli Türkçe konuşmak, özü ise Türkçe düşünmektir. Çünkü insan dünyayı diliyle görür. Doğayı diliyle anlamlandırır. Zamanı diliyle kurar. Devleti diliyle örgütler. Hafızayı diliyle taşır. Tanrı’yı bile diliyle tasavvur eder. Dil yalnızca bir iletişim aracı değildir; insanın gerçekliği kurma biçimidir.
Zaten dilbilimciler de bunu söyler. Wilhelm von Humboldt; “Dil, düşüncenin dışsal aracı değil, düşüncenin kendisidir.” Wittgenstein ise meseleyi daha sert biçimde ortaya koyar: “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.”der.
Öyleyse şu gerçeği açıkça söylemek gerekir: Dil çökerse düşünce çöker. Düşünce çökerse millet çöker. Türklerin son üç yüz yılda yaşadığı büyük kırılmaların özü tam da budur. Türklerin düşmanları yalnızca topraklarına değil, Türk diline de saldırmışlardır.

A. Emperyalizmin gizli cephesi: Dil
Türklere yönelik emperyalizm, son üç yüz yılda Safevi, Babürlü ve Osmanlı Türk imparatorluklarını peş peşe yıkarken, topraktan önce Türk dilini işgal etmiştir. Çünkü dili işgal edilen toplumun düşünme bütünlüğü parçalanır. Hafızası parçalanır. Tarihi parçalanır. Sonunda devleti parçalanır. Türk dünyasının başına gelen budur. Emperyalizm, Türkler için büyük bir zihinsel kuşatma süreci başlattı; Türk dilini ve düşünme sistemlerini hedef aldı.
1. İlk olarak; Osmanlı’da1500’lü yıllarda başlayan Arapça temelli kültür emperyalizmiyle Türkçe; bilim dili, devlet dili ve düşünce dili olmaktan uzaklaştırıldı. Arapça “kutsal”, Türkçe ise sıradan halk dili gibi gösterildi. Böylece Türklerin kendi kavram evreni geri plana itildi.
Kut, Töre, Toy, Kurultay gibi bin yıllık kavramlar terk edildi. Oysa bir toplum kendi kavramlarını kaybettiğinde yalnızca kelimelerini değil, dünyayı algılama biçimini de kaybeder. Osmanlı’nın başına gelen budur.
2. İkinci olarak; kuzeyden Rus-Sovyet saldırısı devreye girdi. Sovyetler Birliği’nin Türk dünyasına yaptığı en büyük saldırı askeri değil, dilsel saldırıdır. Amaç açıktı: Türkleri birbirleriyle konuşamaz ve bağımsız düşünemez hale getirmek.
Bu yüzden alfabeler değiştirildi, Kiril dayatıldı, yapay lehçeler üretildi, ortak Türkçe bilinçli biçimde parçalandı. Türkistan’ın adı Orta Asya olarak değiştirildi. Türkler birbiriyle anlaşamaz hale getirildi. Çünkü emperyalizm şunu çok iyi bilir: Birbirini anlayamayan toplumlar birlikte düşünemez. Birlikte düşünemeyen toplumlar ise birlikte gelecek kuramaz.
3. Üçüncü olarak; Batı emperyalizmi tarafından Avrupa merkezli tarih anlayışı dizayn edildi. Mısır, Yunan ve Roma mitolojileri tarihin merkezi yapıldı, Türkler tarih dışına itildi. Yetmedi; Hint-Avrupa dil teorisi adı altında Türkçe yok sayıldı.
Atatürk yalnızca bağımsızlık savaşıyla Anadolu’yu değil, Türk tarihine ve Türkçeye yönelik bu saldırıları da durdurmaya çalıştı. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu bu nedenle kuruldu.
4. Dördüncü olarak; Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı da farklı değildir. Uygur Türkçesi geri plana itilmekte, Mandarin merkezli eğitim dayatılarak bir hafıza silme operasyonu yürütülmektedir. Türklere dilini kaybettirip Doğu Türkistan zapt edilmektedir.

B. Türkçeyi ve Türk’ü savunanlar
1. Karamanoğlu Mehmet Bey, özellikle Fars kültürü ve diline karşı 1277’de:“Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”fermanını yayımladı. Bu ferman yalnızca bir dil tercihi değil, zihinsel bağımsızlık ilanıdır.
2. Gaspıralı İsmail Bey; Kırım’da aynı mücadeleyi başka bir cümlede topladı:“Dilde, fikirde, işte birlik.”diye ortaya çıktı. O biliyordu ki; ortak dil olmadan ortak düşünce, ortak düşünce olmadan da ortak gelecek kurulamaz.
3. Atatürk; Cumhuriyet döneminde bu mücadeleyi en derin biçimde verdi. Ancak Atatürk’ün dil meselesine yaklaşımının derinliğini bugün hâlâ anlayabilmiş değiliz.
Atatürk’ün amacı yalnızca Türkçeyi sadeleştirmek değildi. O, Türk aklını yeniden bağımsızlaştırmaya çalışıyordu. Bu nedenle Türk Dil Kurumu yalnızca bir kültür kurumu değil, aynı zamanda zihinsel bağımsızlık kurumudur.
Atatürk’ün Geometri kitabı ise bu mücadelenin en büyük sembollerinden biridir. Çünkü Atatürk, aklın ölçüye, orana ve boyuta dayalı olduğunu biliyordu.
Bu yüzden müselles yerine üçgen, zaviye yerine açı, müstatil yerine dikdörtgen, murabba yerine kare, bu’ud yerine boyut gibi kavramları Türkçeleştirdi. Çünkü mesele kelime değil, düşüncenin Türkçeleşmesiydi. Türkleri; “Türkçe Düşündürmek”ti.
Görüldüğü gibi Atatürk yalnızca vatanı kurtarmadı; bizi Arap gibi düşünmekten kurtardı.

C. Türkçe ve yeni insanlık paradigması
İnsanlığın düşünce yolculuğuna baktığımızda, dilin düşünceye iki farklı yoldan ulaştığını görüyoruz.
Birinci yol diyalektik düşünce yoludur. Diyalektik; Tevratla başlayan ve ondan doğan inançlarla yaygınlaşan, sömürgecilikle serpilen, çatışmacı, rekabetçi ve kutuplaştırıcı düşünce yoludur.
Bugün dünyanın içine sürüklendiği kriz tesadüf değildir. Kapitalist emperyalizm, ideolojik savaşlar ve küresel tahakküm düzeni büyük ölçüde bu çatışmacı aklın ürünüdür. Bu yüzden dünya artık sınırsız tüketimin, kutuplaştırılmış siyasetin, kimlik savaşlarının ve sömürgeci ekonomilerin yükü altında ezilmektedir.
İkinci yol ise holistik düşünce yoludur. Holistik düşünce; doğayı merkeze alan, ilişki kuran, bütünü gören ve insanı evrenin efendisi değil parçası kabul eden düşünce biçimidir. İnsanlığı kurtaracak düşünce biçimidir.
Türkçe düşünmek; tam da bir holistik düşünme örneğidir. Çünkü Türkçe; süreçleri, ilişkileri ve geçişleri birlikte kavrar. Türkçede anlam süreç içinde gelişir, eklerle genişler ve ilişkilerle derinleşir. Bu yüzden Türkçe düşünmek yalnızca Türklerin meselesi değildir. Aynı zamanda insanlığın ihtiyaç duyduğu yeni düşünme çerçevesidir.
Tekrar ediyoruz; Türk olmak yalnızca aynı soydan gelmek değildir. Türk olmak, dünyayı Türkçe düşünebilmektir. Ve belki de tıkanan dünyanın önü, ‘’Türkçe düşünmek’’ yoluyla açılabilecektir.