İnsanlık bugün tarihinin belki de en çelişkili dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bilim gelişiyor, teknoloji sınırları zorluyor, iletişim ağları değil gezegeni, insanları birbirine bağlıyor. Buna rağmen insanlık derin bir gelecek endişesi yaşıyor.
Ekonomiler büyüyor ama gelecek küçülüyor. Bilgi artıyor ama anlam azalıyor. İnsanlar birbirine bağlanıyor ama yalnızlık büyüyor. Dünya hızlanıyor ama yönünü, yolunu bulamıyor. Bugün insanlığın yaşadığı kriz yalnız ekonomik değildir. Yalnız siyasal da değildir. Derin bir medeniyet krizi yaşanmaktadır. İnsanlık bugünkü medeniyet krizini görmekte fakat yerine nasıl bir yeni medeniyet koyacağını bilememektedir.
Modern dünya diyalektik bir medeniyet ve onun temeli olan rekabet üzerine kurulmuştur. Daha fazla üretmek, daha fazla tüketmek, daha fazla büyümek ve daha fazla güçlenmek temel başarı ölçülerine dönüşmüştür. Bu diyalektik medeniyet ilk dönemlerde insanlığa büyük başarılar kazandırmıştır. Bilim üretmiştir. Teknoloji üretmiştir. Refah üretmiştir. Ancak aynı zamanda bu medeniyet; kısa vadeyi, parçalanmayı, doğadan kopuşu ve anlam kaybını da büyütmüştür.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz Gelecek Krizi'ni, bu diyalektik medeniyet doğurmuştur. Bugün insanlık artık daha güçlüdür; fakat geleceğinden daha emin değildir. Daha hızlıdır; fakat yönünü ve yolunu kaybetmiştir. Bu medeniyet ve gelecek krizinin çözümüne Türk Medeniyeti katkı verebilecek bir derinlik taşımaktadır.
A. Türk medeniyetinin derinlikleri
Tarih Türkleri hep savaş meydanlarında göstermektedir. Ama Türklerin savaş meydanlarından daha derin ve fakat daha az konuşulan bir hikayesi vardır. Bu hikâye “Türk Medeniyetinin Derinliği”dir.
Gelin şimdi Türklerin medeniyet derinliği konusunda bazı örnekler verelim:
1. Türk medeniyeti güçten çok yolun peşindedir
Türklerin tarih sahnesindeki önemi yalnız devlet kurmalarında değildir. Belki de Türklerin gerçek önemi; dünyayı farklı bir biçimde okuma çabalarından gelmektedir. Türk Medeniyet Dünyasında; “yol” kavramı son derece önemlidir. Türkler için yol; yalnız gidilen güzergâh değildir. Yöntemdir. İstikamettir. Gelecektir. Hayatın anlamıdır. Türk düşünce dünyasında güç tek başına yeterli değildir. Önemli olan “yol” dur.
Bu nedenle Türklerin Medeniyet Derinliği yalnız iktidar üretmelerinde değil, düzen üretmelerinde ve “yol”u yani geleceği hiç unutmamalarında aranmalıdır.
2. Türk medeniyeti rekabetin karşısına Ahiliği koymuştur
Bugün bütün dünya, rekabeti ve rekabetin zararlarını konuşuyor. Türk medeniyeti ise rekabetin karşısına; Türk tarihinin önemli kurumsal miraslarından biri olan Ahiliği ve onun iş birliğini koymuştur.
Ahilik yalnız bir esnaf teşkilatı değildir. Bir ahlak sistemidir. Bir eğitim sistemidir. Bir güven sistemidir. Bir dayanışma sistemidir.Bir iş birliği sistemidir. Türkler için üretim yalnız bir para kazanma aracı değildir. Kalitedir, meslek onurudur, toplumsal sorumluluktur.
Bugün dünyanın yeniden güveni, dayanışmayı ve iş birliğini konuşmaya başlaması tesadüf değildir. Belki de insanlık toplumsal sorumluluktan kopmayan bir üretim düzeni aramaktadır.
3. Türk medeniyeti doğayı fethetmenin değil, anlamanın peşindedir
Türk Medeniyetinin en dikkat çekici yönlerinden biri de, doğa ile kurduğu ilişkidir. Türkler için doğa yalnız üzerinde yaşanılan alan değildir. Öğretmendir. Gökyüzü öğretir. Mevsimler öğretir. Toprak öğretir. Su öğretir. Döngüler öğretir. Bu nedenle Türkler; kendisini doğanın efendisi değil, onun öğrencisi olarak konumlandırır.
Bugün insanlığın yaşanan ekolojik krizler sonunda yeniden doğaya yönelmesi, belki de unutulmuş, unutturulmuş “Türk Medeniyet Hafızasının” yeniden gündemlenmesi anlamına gelmektedir.
4. Türk medeniyeti akla dayalıdır
Türk tarihi çoğu zaman yalnız savaşlar, fetihler ve inançlar üzerinden okunmaktadır. Bu yüzden; töre, kut, yol, Ahilik, Maturidilik, Yesevilik, Farabi, İbn Sina, Biruni ve daha nice büyük düşünce ve akıl kaynakları gerektiği kadar araştırılmamaktadır.
Türkler; İslam inancının kılıcı yapılmıştır. Ama Türklerin akıl toplumu olduğu unutulmuştur. Oysa inançları değil, doğayı temel alarak yola çıkan Türk toplumu; doğayı anlamaya çalışırken, aklını da geliştirmiş ve bir akıl toplumu haline dönüşmüştür. Bu akla dayalı Türk medeniyeti az konuşulmuş ve hatta unutturulmuştur.
B. Medeniyetlerinin farkında olmayan Türkler ve parçalanma
Bütün bu köklü medeniyet temellerine rağmen, Türkler acı bir gerçekle karşı karşıyadır. Türkler bu medeniyet derinliklerinin maalesef farkında değiller. Bu farkında olmamak emperyalizmin onları parça parça etmeleri sonucunu doğurmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti; 80 yıldır ABD emperyalizmi tarafından bilinçli olarak zayıflatılmış ve parçalanmıştır. Ümmet-Cumhuriyet, Kürt-Türk parçalanmaları üretilmiştir. Diğer yandan Orta Türkistan’daki Türk Dünyası Rus emperyalizminin, Doğu Türkistan ise Çin emperyalizminin oyun alanı haline getirilmiş ve buralardaki Türkler medeniyetlerinden koparılarak parçalanmıştır.
Bu emperyalist parçalanmalar nedeniyle Türklerin ortak medeniyet hafızası tam anlamıyla ortaya çıkamamaktadır. Türk dünyası aynı köklere sahip olmasına rağmen birbirini yeterince tanımamaktadır. Bu yüzden tıkanmış olan diyalektik dünya medeniyetinin yerine, insanlığın yeni bir yol bulmasına katkı verecek Türk Medeniyet Hafızası ortaya çıkamamaktadır.
C. Parçalanmış Türkiye nereye gidiyor?
Açıkça görülüyor ki; parçalanmış Türkiye ümmetçiliğe ve etnik bölücülüğe doğru hızla savruluyor.
Oysa bugün Türkiye’nin meselesi Osmanlı’ya öykünen yeni bir ümmet federasyonu kurmak değildir. Mesele yeni etnik ayrılıklar üretmek de değildir. Türk Milleti Kavramı ile oynamak hiç değildir. Çünkü; Türk Milleti Kavramı dini ve etnik bir tanım değildir.
Türk Milleti Tanımı; Cumhuriyetin inşa ettiği ve vatandaşlık temelli ortak aidiyet tanımıdır. Bu tanım zayıfladığında yalnız Türkiye değil, Türklerin inanç sistemi ve kendini ayrı etnik unsurlar olarak görenler ve en önemlisi Türk dünyasının ortak merkezi de zayıflayacaktır.
Bu nedenle Türkiye’nin asıl meselesi; yamalı bohçaya dönmüş demokrasisini ve anayasasını ortadan kaldırmak değil, kendi medeniyet kökenlerinin özeti olan Cumhuriyet yolunda yürümektir.
D. İnsanlığın ihtiyacı “yeni bir medeniyet yolu” bulmaktır
Belki de Türklerin önündeki asıl görev; yukarıda satır başlarını verdiğimiz Türk Medeniyet Kavramının derinliklerini ortaya çıkararak, kendisinin ve insanlığın yeni bir yol bulmasına yardımcı olmaktır. Çünkü Türklerin ve insanlığın ihtiyacı daha fazla güç, daha fazla otorite değil; yaşama daha fazla anlam katacak Yeni Bir Medeniyet Yoludur.
İnsanlığın ihtiyacı daha fazla rekabet değil; daha fazla iş birliğidir. Daha fazla hız değil; daha doğru bir yoldur. Çünkü önümüzdeki yüzyılı belirleyecek olan şey; yalnız milletlerin ve otoriter liderlerin gücü değil, medeniyetlerin ve insanın derinliği olacaktır. Eğer Türkler kendi problemlerini çözüp, kendi medeniyet derinliklerini ortaya koyabilirlerse, insanlığa verecekleri en büyük katkı ekolojik temelli “Yeni Bir Medeniyet Yolu”olacaktır.
Türk medeniyetinin derinlikleri
Türk medeniyetinin derinlikleri
Paylaş: