.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Türk dünyası gerçeği: Beklenen oldu!

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Türk dünyası gerçeği: Beklenen oldu!
Türk dünyası gerçeği: Beklenen oldu!
Paylaş:
Dünya egemenleri, henüz kurumsal gelişimini tamamlayamamış Türk Devletleri Teşkilatı'na (TDT) karşı harekete geçtiler. Teşkilatın; 30 Ekim Ankara Zirvesinde Türk dünyasının yalnızca ortak dil ve kültür arayışından ibaret olmadığını, küresel güçlerin rekabet alanlarından birine dönüştüğünü açık seçik anlamış olduk.
Peki, dünya güçleri henüz oluşum aşamasındaki bu birlikle neden bu kadar ilgileniyor? Çünkü onlar biliyor ki, Türk dünyası; TDT'den çok daha büyük bir tarihsel gerçektir. Türk dünyası; coğrafi konumu, enerji ve maden kaynakları, doğu-batı ulaşım yolları ve insan birikimiyle yalnızca bir pazar değil, dünya düzeninin geleceğini etkileyebilecek bir stratejik alandır.

A. Diyalektik emperyalizm Türk dünyasına yöneliyor
Dünya düzenini karşıtlıklar ve çıkar mücadeleleri üzerinden yeniden üreten diyalektik emperyalizm, Türk coğrafyasında da kendi ilişkilerini kuruyor. ABD, İsrail, Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve İran, farklı amaçlarla Türk Birliği oluşumunun kapısında bekliyor. Her biri, Türk devletlerinin kararlarını kendi çıkarları doğrultusunda etkilemeye çalışıyor.
Somut gelişmelere bakalım.
ABD; Azerbaycan'ı Nahçıvan'a, oradan Türkiye'ye bağlayacak Zengezur koridorunda hakimiyet kuruyor. Mayıs 2026 tarihli ABD-Ermenistan çerçeve anlaşması, kurulması öngörülen ve Trump’ın adını taşıyan TRIPP şirketinde Amerikan tarafına yüzde 74 pay ve başlangıçta 49 yıllık geliştirme hakları tanınmasını öngörüyor. Ermenistan'ın egemenliği korunuyor; ancak stratejik bağlantının yönetimini ABD’nin eline geçiyor.
İsrail, Azerbaycan'la enerji ve savunma ilişkilerini geliştiriyor. Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerini her türlü yöntemi kullanarak gizli gizli aşındırıyor. Son zamanlarda Ankara ile Bakü’nün İsrail politikalarındaki farklılıklarına laiklik ve başörtüsü tartışmaları da eklendi. Aliyev'in Ankara Zirvesi'ne katılmaması, açıklanan program gerekçesine rağmen, ilişkilerdeki gerilimi daha görünür kıldı.
Rusya cephesindeki gelişme daha da düşündürücüdür. Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev, Rusya'nın TDT'ye gözlemci olarak veya TDT+ formatında katılmasını önerdi. Yüzyıllarca Türk coğrafyasında egemenlik kurmuş ve o coğrafyayı parçalamış bir gücün şimdi Türklerin birleşmeye çalıştığı bir teşkilata davet edilmesi tarihsel bir çelişki olarak orta yerde duruyor.
Çin, Orta Asya'da yatırımlarını artırırken Doğu Türkistan'da Uygurların kültürel ve temel haklarını sınırlandırıyor. İran Zengezur'un bölgesel dengelerini, Avrupa Birliği ise ticari ve diplomatik ilişkilerini gözetiyor. Kıbrıs meselesinde Türk cumhuriyetlerinin karşısına çıkarılan tercihler de bu rekabetin bir başka boyutunu oluşturuyor. Her güç koridoru, pazarı ve güvenliği kendi açısından hesaplıyor.
Bütün bunlar ortak bir saldırı planının kanıtı olmasa bile, Türk dünyasının nasıl bir bağımlılıklar ve çıkar çatışmaları alanına çekildiğini gösteriyor. Türk Devletleri Teşkilatının ortak bir zeminde buluşmasının engellendiğini gösteriyor.

B. Asıl eksiklik: Halk egemenliği
Türk devletleri 1992'de başlayan yakınlaşmalarını 2009'da Türk Konseyi'ne, 2021'de TDT'ye taşıdılar. Bu küçümsenemeyecek bir kazanımdır. Ancak devletlerin siyasal bağımsızlığı, halkların da bağımsızlaştığı anlamına gelmiyor.
Sovyet döneminden devralınan merkeziyetçi yönetim kültürü, güçlü liderler ve dar siyasal çevreler birçok ülkede varlığını sürdürüyor. Kararların merkezinde hâlâ Sovyet Rejiminin yetiştirdiği devlet başkanları bulunuyor. Böyle olunca Türk birliğinin kaderi halkların ortak iradesine değil, devlet başkanlarının değişen tercihlerine bağlanıyor. Ortak zirveler ve bildiriler önemlidir; ama ortak geleceği yalnız zirve salonlarında kuramayız. Yönetimlerin dışarıya karşı bağımsız davranabilmesi, içeride yurttaşlarına dayalı olmalarına ve oradan güç alabilmelerine bağlıdır.
Teşkilata dayalı Türk Devletleri; Rusya ile güvenlik, Çin ile finansman, ABD ile ulaşım, Avrupa ile pazar ilişkileri geliştirilebilirler. Bunların hepsi kendi başına yanlış değildir. Fakat demokratik denetim ve bağımsız kurumlar zayıfsa, bu ilişkiler kolayca bağımlılığa dönüşebilir.
Halklarına yeterince dayanmayan bir Türk birliği, dış güçlerin etkilerine karşı da dayanıksızdır. Türk Devletleri Teşkilatını oluşturan devletlerin dış dünyayla çok farklı ilişkiler içinde olmaları bu durumun sonucudur.

C. Türk dünyası TDT'den büyüktür
Türk dünyasını yalnızca Turan'la veya bugünkü bağımsız devletlerin sınırlarıyla tanımlayanlar, tarihsel gerçeği eksik görüyor.
Türkler; Sibirya'dan Avrupa içlerine, Çin'den Hindistan'a, Orta Asya'dan Balkanlar'a ve Akdeniz kıyılarından Kuzey Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada asırlarca at koşturdular, değişik toplumlarla karşılaştılar, kültür taşıdılar, başka kültürlerle kaynaştılar. Bu, o coğrafyalardaki herkesin Türk olduğu anlamına gelmez. Türk varlığının dünya medeniyetine yaptığı katkının bugünkü TDT sınırlarıyla açıklanamayacağını gösterir.
Üstelik Türklük tek bir dinin içine de sığmaz. Müslüman, Hıristiyan, Budist ve başka inançlara sahip Türk toplulukları bu tarihsel çeşitliliğin parçalarıdır. Türkler Orhun vadisinde taşlara devlet ve toplum düşüncelerini yazarken bugünkü birçok modern devlet henüz kurulmamıştı. Ortada ne Almanya, ne Fransa, ne de ABD vardı.
Türk dünyası yalnızca Türk Devletleri Teşkilatından ibaret değildir. Türk Dünyası; büyük bir kültür saçılması ve medeniyet birikimidir. Bu tarihsel varlığı bugünkü siyasi haritalara indirgemek, onun insanlık tarihindeki yerini de gelecekte insanlığa verebilecekleri katkıları da küçültmektir.

D. Türk birliğini Türk halkları kurmalıdır
Bugün Türkler; TDT'yi bütün eksikliklerine rağmen katiyen gözden çıkarmamalıdır. Tersine ona sahip çıkmalı ve güçlendirmelidir. Ama TDT’yi yalnızca liderlerin buluştuğu bir teşkilat olarak değil; üniversitelerin, yerel yönetimlerin, bilim insanlarının, üreticilerin ve sivil toplumun söz sahibi olduğu bir halklar ortaklığı olarak geliştirmelidir.
Ortak alfabe, tarih ve kültür çalışmaları; bilim, teknoloji ve üretim işbirliği, yalnızca devletlerarası protokollerin değil, toplumsal bütünleşmenin araçları olmalıdır. Bu kurumlar eleştiriye, karşılıklı öğrenmeye ve demokratik denetime açık olmadıkça kalıcı bir birlik de oluşturulamaz. Türklerin tarihsel doğa bilgisi, hareketli yaşamı ve kültürel çeşitliliği de geleceğin ekolojik ve holistik medeniyet anlayışına taşınmalıdır.
Yeni bir imparatorluk veya başkalarına üstünlük projesinden söz etmiyoruz. Karşıtlıklar üzerine kurulan diyalektik dünya düzeninin karşısına; insanı, doğayı ve ortak geleceği koyabilecek yeni bir medeniyet ortaklığından söz ediyoruz.
Dünya egemenleri Türk dünyasını doğru okumalıdır. Türkler de kendi tarihsel büyüklüklerini dar jeopolitik hesaplara hapsetmemelidir.
Türk dünyası; TDT'den önce vardı ve o TDT'den büyüktür.
Son sözümüz şudur; TDT'yi korumanın yolu, onu yalnızca devlet başkanlarının değil, özgür Türk halklarının da teşkilatı haline getirmektir.