.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Trump'ın salvoları gerçekleşirken

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Trump'ın salvoları gerçekleşirken
Trump'ın salvoları gerçekleşirken
Paylaş:
Trump'ın 20 Ocak 2025'de, ikinci Başkanlık dönemine başlarken yaptığı konuşmasındaki beyanlarını, o zaman gerçekleşmesi imkansız olarak görmüştük. O konuşmada yarısı yalanla dolu hamasi cümlelere dünya medyası da inanmamış olmalı ki salvolarının üzerinde kimse öyle uzun uzadıya yorum yapmadı bile. Salvo kelimesi aslında askeri bir terim; topla yaylım ateşinde bulunmak demek. Günlük kullanımda ise sözlü saldırı. Trump, 4 Ocak 2026'da, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini uzun bir zaman sürecinde hazırlanan bir operasyonla yatak odalarından kaçırıp New York'a getirirken artık sözlü saldırılardan doğrudan kuvvet kullanma aşamasına geçti sayılır.
İran'a 12-24 Haziran 2025'de yapılan İsrail saldırısı sonucu üst düzey komutanların öldürülmesi, önemli askeri mekanların bombalanması, Gazze'de devam eden ABD destekli soykırım, Trump'ın Gazze'yi Hawai gibi bir sahil cennetine dönüştüreceğini sıkça ifade etmesi gelen fırtınanın habercilerindendi aslında. Yine Trump'ın ABD'nin geleneksel Dışişleri yapısını değiştirerek 30 Büyükelçiyi Ekim 2025'de görevden alması da önemliydi. Buralara kendi kafasına uygun atamalar yapacağının sinyalini verdi. Daha önce yaptığı büyükelçi atamaları ya arkadaşları arasından ya da aile üyelerindendi. Örneğin Ankara nezdine atadığı T. Barrack, emlak yatırımcısı yakın bir arkadaşı. Ona
Suriye Özel Temsilcisi unvanını da verdi. Damadı Jared Kushner'e verdiği büyükelçi payesi ile damat, ABD'yi temsilen en önemli toplantılara girebiliyor, üst düzey görüşmelerde bulunabiliyor. ABD'nin çıkarları nerede başlıyor, Başkanın çıkarları nerede bitiyor karışmış durumda. Görevden aldığı 30 büyükelçinin yerine yine kendi arkadaş ve akrabalarını getireceği Washington'da ifade ediliyor.
ABD'nin Aralık 2025 başında yayınlanan 33 sayfalık Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde ana tema "Önce Amerika" gelmekte. Bu belgede ABD, ilk defa küresel güç vizyonundan vazgeçip, çıkar amaçlı, caydırıcı büyük bir güç olacağını zaten açıklamış. NATO, bu belge ile neredeyse yok sayılmıştır Trump aslında yapacaklarını 2025'de ilan etmiş. ABD'nin mutlaka okunması gereken Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi geleceğe de ışık tutması bakımından önemli. Bu Belgeye açık kaynaklardan ulaşmak mümkün.
Başkan Trump Panama Kanalının Amerikan sermayesi ve emeği ile yapıldığı için ABD'ye ait olduğunu çoktan beridir ifade ediyor. Keza Danimarka'ya ait olan Grönland'in kime ait olduğunun tarihsel bakımdan tartışmalı olduğunu, Çin ve Rusya'nın bu adaya göz diktiklerini, ABD'nin güvenliği açısından buranın ABD'ye ait olduğunu açıkça belirtti. Üstelik damat Kushner ile Başkan Yardımcısı Vance'in Adada kar üstünde yürürken fotoğrafları algı yönetimi çerçevesinde batı medyasına servis edildi. Danimarka Başbakanı ve AB üyesi Devletler Ukrayna toplantısı sırasında ortak açıklama yaparak Grönland'in Danimarka'ya ait olduğunu belirttiler. 14 Ocak 2026'da Grönland'a giden ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio ile Danimarka Dışişleri Bakanı Rasmussen'in görüşmelerinin de olumsuz geçtiği yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Trump, Grönland'in ABD'nin 51. eyaleti olabilmesi için bir yasa teklifini gerekli yerlere ulaştırdı bile.
Bu Trump'ı durduracak mı tabii ki hayır. ABD'nin bu yayılmacı politikasının arkasındaki tarihi gerçeklere de bir göz atmak gerekir. "Manifest Destiny" yani Kader Manifestosu terimi ilk kez John O' Sullivan isimli bir gazeteci tarafından Texas'ın ABD'ye katılması üzerine ABD'nin yayılmacı politikasına yasal bir kılıf bulmak üzere 1845'de kullanılan bir terim. ABD'nin yeni toprakları sınırlarına katması Oregon, Hawai gibi yerleri almasına yasallık kazandıran Kader Manifestosu gerçekleşmiş. Bu genişleme politikası kölelik ticaretini hızlandırmış ve Kızılderili yerlilerle büyük çatışmalara neden olmuş.
Kader Manifestosu kavramını Trump, ikinci dönem göreve başlama konuşmasında açıkça kullanmış. Bu kavramı neden sevdiğine gelince,1800'lerin ortalarında ABD toprak ve madenler (Altına Hücum) bakımından hızla zenginleşmiş bu nedenle de popüler bir kavram olarak zamanında çok tutulmuş. Sonraları ise ırkçılığa neden oluşu, Amerikan yerlilerine ve Afrikalı kölelere yapılan işkenceler dolayısıyla unutulmuş.
Trump'ın bugün her türlü diplomatik teamülün dışında, Devletler Hukuku, Devletler Özel Hukukunu hiçe sayan girişimleri kabul edilemeyecek uygulamaları kapsamakta. Venezuela Devlet Başkanı N. Maduro ve eşini Başkanlık Sarayını basarak yataklarından almaları, ABD'ye kaçırmaları, onları itibarsızlaştırmak için her yola başvurmaları aslında savaş suçuna girer. Bu operasyonlar yapılırken başkent Karakas'ın elektriğinin kesilmesi hastanelerdeki hastaların ölümlerine de yol açmış. Kaç masum sivil öldürüldü belli değil.2026'da da Trump'ı izleyeceğimiz belli oldu.
Avrupa'nın ise yaptığı/yapacağı açıklamalar dışında ABD'ne karşı bir güç kullanma kapasitesi görünüşte yok. Türkiye'nin bu gelişmeler ışığında, Avrupa'nın yanında yer alması gerekir derim. Suriye'de, Libya ve Doğu Akdeniz’de İsrail'in varlığı, bu ülkenin Trump'ın ileri karakolu görevini görmesi, Karadeniz'de Rusya Ukrayna savaşı Türkiye'nin stratejisini güçlendirmesini gerektiriyor. Bunun için de liyakatli kadrolara ihtiyaç var. ABD/İsrail ikilisinin İran'a saldırısı Türkiye'yi de etkileyecektir. İçerde DEAŞ/ IŞID tehlikesi, güney sınırımızda ABD destekli bir Kürt Devleti kurma girişimleri de Türkiye'nin hassas dengelerini göstermesi açısından önemli. İran'da yaklaşık iki haftadır başlayan halk ayaklanması sonucu 3000'e yakın insanın Hükümet güçleri tarafından öldürülmesi ABD'nin isyancılara yardım amacıyla bu ülkeyi vurmak, rejimi devirmek isteğini canlandırmış sayılır. Ancak Rejimin 14 Ocak 2026'da isyancıları asmayacağını ilan etmesini takiben ABD'nin şimdilik bu saldırıdan vazgeçtiği görülüyor. ABD'nin içi de karışık. Gümrük Konrolü ve Göçmen Önleme Güçleri (ICE) tarafından Minnesota'da bir kadının öldürülmesi bu gücün yabancı kökenli ABD vatandaşlarını bile tutuklaması üzerine hemen hemen tüm eyaletlerde başlayan Trump ve Yönetim karşıtı gösteriler devam etmekte. Trump kendi atadığı Merkez Bankası (Federal Bank) Başkanı Powell'ı da faizleri indirmediği için tehdit ederek hakkında soruşturma açtırdı. Eski Başkanların Powell'a arka çıkması önemli bir gelişme sayılır.