.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast
Folkart Orion

Terörü kim başlattıysa o bitirmelidir

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Terörü kim başlattıysa o bitirmelidir
Terörü kim başlattıysa o bitirmelidir
Paylaş:
Türkiye bu günlerde kesintisiz “Terörsüz Türkiye”yi konuşuyor.
Silahların susması, örgütün feshedilmesi ve artık hiçbir evladımızın teröre kurban verilmemesi elbette milletimizin ortak arzusudur. Fakat yanlış teşhis üzerine doğru çözüm kurulamaz. Terörün kaynağını yalnız Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişteki yanlışlarına ve Kürt yurttaşlarımıza yönelik uygulamalarına bağlayan kasıtlı açıklamalar, yaşanan kırk terör yılını anlamaya yetmez. Devlet yanlış yapmışsa hukuk içinde düzeltir; eşit yurttaşlığı güçlendirir. Ancak bu; terörü silahlandıran, eğiten, uluslararası alanda koruyan ve bölgesel çıkarları için kullanan dış iradeleri görünmez kılamaz.
Dahası, terörü yalnız Cumhuriyet’in ürettiği bir sonuç saymak, şiddetin sorumluluğunu devlete yüklerken binlerce sivilin, kamu görevlisinin ve askerin şehitliğini, gaziliğini sahipsiz bırakır. Tarihi tek taraflı bir suç anlatısına dönüştürür. Yarın bu anlatının kolektif suçlama, tazminat veya başka siyasal talepler için kullanılmayacağını kim garanti edebilir? Terörsüz Türkiye; bu gerçeğin silinmesiyle değil, gerçeğin bütün taraflarıyla ortaya konulmasıyla kurulur.

A. Terörü başlatan iradeyi unutmamalıyız
ABD, PKK’yı terör örgütü olarak tanımayı sürdürürken kendi Savunma Bakanlığı, Suriye Demokratik Güçleri’ni eğitilen, danışmanlık verilen ve desteklenen yerel ortaklar arasında açıkça saymaktadır. Bu çelişki, terör örgütlerinin büyük güçler tarafından ilkesel değil, dönemsel ihtiyaçlara göre değerlendirildiğini göstermektedir.
Aynı şekilde Netanyahu’nun 2025 yılında “Büyük İsrail” düşüncesine güçlü bir bağlılık ifade etmesi, BİP olarak adlandırılan yayılmacı tasavvurun İsrail siyasetindeki belirli bir damar olduğunu ortaya koymuştur. Elbette bu belgeler, Türkiye’deki her terör eyleminin tek bir merkezde hazırlandığını kanıtlamaz. Fakat Ortadoğu’nun etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalanmasından; zayıf devletlerden, vekâlet kuvvetlerinden, enerji ve su koridorlarının denetiminden yararlanan bir jeopolitik aklın varlığını görmemizi de engellemez.
Terör örgütü yöneticileri bu büyük oyunun kurucuları olmayabilir; fakat masum piyonlar da değildir. Onlar araçsallaştırılmış faillerdir. Araçsallaştırılmışlardır; çünkü daha büyük stratejiler için kullanılmışlardır. Faildirler; çünkü kendi iradeleriyle şiddeti seçmiş, binlerce insanın ölümüne ve ülkenin ağır bedeller ödemesine yol açmışlardır. Onları bağımsız ve tek muhatap saymak arkalarındaki gücü gizler. Yalnız piyon saymak ise suçlarının sorumluluğunu ortadan kaldırır.

B. Terör niçin bu topraklarda?
Biz farkında değiliz; fakat Türkiye’nin doğusu ve güneydoğusu sıradan bir sınır coğrafyası değildir.
Yukarı Mezopotamya, insanlığın en eski tarım topluluklarının ortaya çıktığı; Göbeklitepe’de görüldüğü gibi kutsal düşüncenin anıta, ritüele ve toplumsal düzene dönüştüğü coğrafyadır. “Tanrı’yı üreten topraklar” sözü bilimsel bir hüküm değil, insanlığın kutsal fikrini toplumsal örgütlenmenin merkezine yerleştiren bu büyük medeniyet doğumunu anlatan güçlü bir metafordur.
Türkiye ayrıca bütünüyle Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan fitocoğrafik bölgelerinin kesiştiği benzersiz bir ekolojik ülkedir. Yaklaşık 12 bin bitki türünün üçte biri endemiktir. Bu topraklar yalnız bugünkü ürünlerin değil, geleceğin tohumlarının, ilaçlarının ve biyoteknolojik imkânlarının da genetik hazinesidir.
Ülke, 25 hidrolojik havza üzerinde yaşar; yıllık yüzey suyu akışının yaklaşık üçte biri doğudaki Fırat-Dicle Havzası’nda oluşur. Bu nedenle söz konusu coğrafya yalnız arazi değil; su, gıda, enerji, biyolojik çeşitlilik ve Ortadoğu’nun geleceğidir. Havza yalnız nehrin aktığı yer değildir. Atmosferi, suyu, toprağı, ekolojiyi ve insanı aynı yaşam sistemi içinde birleştiren bir yaşam kabıdır.
Türkiye ise yıllarca Doğuda da, Batıda da bu yaşam kapları havzaları değil, şehirleri planladı; verimli ovaları betonlaştırdı, köyleri üreticisiz bıraktı, suyu ve toprağı birbirinden kopardı. İnsanla havzayı birleştiren bir politika ortaya koyamadı. Oysa hep söylediğim gibi:“Ülkelerde bütün gelecekler projesiz olmak yüzünden kaybedilmiştir.”

C. Kürt politikaları ezberdir
Türkiye’de tedavüle sokulan ‘’Kürt mağduriyeti’’ politikaları ezberdir. Yüzyılı aşkındır. Batı akademileri tarafından üretilmekte ve BİP(Büyük İsrail Projesi)’ne temel yapılmak üzere Ortadoğu’ya servis edilmektedir.
Oysa Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yanlışları Doğuda da, Batıda da aynıdır. Bu temel yanlışın adı; Doğu’dan Batıya ve Köyden Şehire göçtür. Bu yanlışların kökeni de Türkiye’yi bağımlı tutarak zayıf bırakmak isteyen İsrail+ABD tarafından Türkiye’ye dikte edilen politikalardır.
Türkiye’nin, toprak kullanma yanlışları da, imar yanlışları da, ekonomik ve siyasi yanlışları da Türkiye’yi yüzyıldır bağımlı tutanların yanlışlarıdır. Terörde; Türkiye’ye ihraç edilen bir emperyalist yanlıştır.
Bu terörle Türkiye’ye yıllarca kaynak tükettirilmiş ve Türkiye BİP adına zayıf bırakılmıştır.  Bu süreçte en zayıf halka; Türk demokrasisi olmuştur ama buna rağmen bugün Türk Parlamentosunun yarıya yakını Kürt kökenli parlamenterdir.

D. Terörün bitirilmesi Türk parlamentosuna bırakılmıştır
Terörü başlatanın bitirmesi gerekirken, terörün bitirilmesi Türk demokrasisine ve Türk parlamentosuna bırakılmıştır. Elbette Türkiye terörsüz olmalıdır. Ama bu, elbette; Türkiye’yi kırk yıl teröre boğanlar cezasız bırakılmadan yapılmalıdır.

E. Gerçek terörle mücadele
Türkiye’nin yapması gereken, başkalarının terörü getirip götüreceği takvime teslim olmak değildir. Gerçek mücadele, göz dikilen topraklara insanıyla ve üretimiyle sahip çıkmaktır.
Başta Fırat-Dicle olmak üzere her havza için toprak, su, tarım, enerji, nüfus, şehirleşme ve ulaşım birlikte planlanmalıdır.
Havza otoriteleri kurulmalı; gençlere arazi, zirai eğitim, düşük maliyetli enerji ve gelir güvencesi verilmelidir. Köyler boşalmamalı; ürün işleme, teknoloji, kooperatifçilik ve markalaşma merkezlerine dönüşmelidir. Kamu alımları yerel üreticiye pazar sağlamalı, şehirlerin beslenme güvenliği yakın çevresindeki üretim havzalarına bağlanmalıdır.
Kürt yurttaşımız, dış projelerin nüfus malzemesi değil, Türklerle birlikte ortak yurdun eşit sahibidir. Silahların susması barışın güvenlik şartıdır. İnsanın doğduğu yerde onurlu biçimde yaşayabilmesi, üretmesi ve geleceğini kurabilmesi ise sürekli barışın toplumsal şartıdır. Boşalan coğrafya güvenli değildir; üretimden kopan nüfus da ortak yurda bağlanamaz.
Bu iki şart birbirinden ayrılamaz. Biri eksikse diğeri kalıcı olmaz. Terörü başlatan güçler, çıkarları değiştiğinde silahlı safhayı bitirebilir, başka bir faza geçebilir veya terörü başka bir coğrafyaya taşıyabilir.
Fakat terörü gerçekten bitirecek olan Türkiye’dir. Silahı susturmak güvenliktir. Toprağı insanıyla, suyuyla, üretimiyle ve adaletiyle yaşatmak ise egemenliktir. Gerçek terörle mücadele, Türkiye’nin göz dikilen topraklarına sahip çıkılarak ve o topraklar verimli kullanılarak yapılacaktır.