.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Terörsüz Türkiye teslimiyeti endişesi

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Terörsüz Türkiye teslimiyeti endişesi
Terörsüz Türkiye teslimiyeti endişesi
Paylaş:
Bölgemizde ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan’a saldırıları bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de gündemin birinci sırasındaki yerini koruyor. Böyle olunca huzur ve güvenliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi ve bütünlüğümüzü tehdit eden diğer faktörler ikinci planda kalıyor, bölgemizdeki gelişmelerin ülkemizdeki gelişmelerle ilişkisi de dikkatlerden kaçıyor. Bunların başında “Terörsüz Türkiye” adıyla gündeme getirilen PKK açılımı var. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli zaman zaman çıkıp geçtiğimiz yıl ülkemizin gündemine soktuğu PKK açılımını hatırlatmasa, DEM Parti de bunu fırsata çevirmeye kalkıp üzerine gitmese ülkemizde neler döndüğünün farkına varmayacağız.

Bu yılın ilk aylarında “Terörsüz Türkiye süreci ile ilgili yasal düzenlemelerin Ramazan Bayramından sonra ele alınacağı” ile ilgili demeçler verilmiş ve çerçevesi ile ilgili ipuçları paylaşılmıştı. Bu yasal düzenlemelerin neleri içermesi gerektiği tartışmalarının odak noktası PKK’lı teröristlerin affedilmesi ve terörist başı Apo’ya tanınacak imkân ve ayrıcalıkların neler olması gerektiğiydi. Şubat ayının son günü ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları başladı ve bütün dikkatler buna çevrilince PKK açılımı süreci ikinci planda kaldı.
Devlet Bahçeli’nin konunun soğumasına izin vermeyeceği dikkatlerden kaçmamaktadır. Geçtiğimiz haftalarda konuyu yeniden gündeme getiren Devlet Bahçeli “Abdullah Öcalan’a özel statü” verilmesi gerektiğinden söz etti. DEM Parti derhal konuya girdi ve terörist başına övgüler düzmeye başladı.

Ardından Adalet Bakanlığı’nın; İmralı’da, terörist başının ikameti için özel bir konut inşa etmekte olduğu, terörist başının cezasının ev hapsine çevrileceği haberleri çıktı. Adalet Bakanı “adadaki inşaat faaliyetinin konut değil, muhtemelen bir tadilat” olduğunu söyledi. Bu açıklama; kesin bilgi vermek yerine “muhtemelen” ifadesinin kullanılması nedeniyle tatmin edici bulunmadı.

Bölgemizdeki savaşın yarattığı gerilim ortamı içinde konu yeniden soğumaya başladı. Bu sefer geçtiğimiz hafta PKK flamaları altında terörist başının doğum günü kutlamaları yapıldı, “doğduğu evin müze yapılması” gündeme getirildi. Bunun etkisi de soğumaya başladıktan sonra Devlet Bahçeli yeniden konuya girdi ve bu sefer “Terörsüz Türkiye sürecinden taviz verilmeyeceğini, yasal düzenlemeler için oyalanmaya gerek olmadığını” söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan “süreçle ilgili çalışmaların ivme kazanmasında fayda olduğu kanaatindeyiz” diyerek Bahçeli’ye destek verdi. Bu açıklamaları fırsata çeviren DEM parti Apo ve PKK propagandası eşliğinde sürecin hızlanması, önündeki engellerin temizlenmesi gerektiği konularını dillendirdi. Son olarak; 8 Nisan’da konuyu ele alan MGK “Çevremizde yaşanan savaş, çatışma ve tahriklerin süreci sabote etmesine izin verilmeyeceği ve terörün milletimizin gündeminden geri dönmemek üzere çıkarılacağı” vurgusuyla sürece devam edileceği yönünde karar alındığını açıkladı.

Ülkemizde bunlar olurken ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack sahne aldı ve “Kürtlerin bağımsız bir devlet kuramamış olmalarından duyduğu üzüntüyü” dile getirdi. ABD Başkanı Trump da İran’daki savaşta “ülkedeki muhalif gruplara ulaştırmaları için Kürt gruplara silah verdiklerini, Kürt grupların bu silahları kendilerinde tuttuklarını” açık açık itiraf etti.

Barrack’ın her açıklamasında Kürt ayrımcılığını gündeme getirmesi, ABD’nin; başta PKK ve uzantıları olmak üzere bölgedeki Kürt gruplara siyasi, askeri ve mali desteği, İsrail’in Irak’taki Kürt gruplar ve Suriye’deki PKK uzantılarıyla yakın işbirliği gözümüzün önünde bütün açıklığıyla cereyan ederken; ülkemizde PKK terör örgütünün önünü açacak, onu siyasi muhatap konumuna getirecek, binlerce vatandaşımızı katleden, bebek katili, emperyalist uşağı terörist başını “özgürlük ve bağımsızlık hareketi lideri” kılığına sokma gayretlerinin sonuçlarının ne olacağı çok iyi değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.
Üstelik bunu yaparken Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ve koruyucu değerlerinin yok sayılmasından amaçlananın ne olduğunun da çok iyi değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Son zamanlarda Atatürk karşıtı eylem ve söylemlerin artarak devam ettirildiği ve bazı resmi makamların bunların bazılarına sessiz kaldığı, hatta bu provokatörleri koruyucu uygulamalarda bulunduğu dikkat çekmektedir. Bütün dünyanın gıpta ile andığı Atatürk’e yapılan saygısızlığa gereken tepki gösterilmezken; ülkemizi bölüp parçalamaya çalışan emperyalist uşağı, bebek katili Apo’ya övgüler düzülmesine karşı çıkmamaktan, bu teröriste statü arayışına girilmesinden maksadın ne olabileceğinin çok dikkatli sorgulanması gerektiğine inanıyorum...

PKK terör örgütünü ve bu örgütün işbirlikçi elebaşılarını aklama gayretleri böyle kesintisiz bir şekilde sürdürülürken, bazı noktaların gözden kaçırılmaya çalışıldığı da dikkatimi çekmektedir. Şöyle ki; PKK terör örgütü siyasi bir teşkilat değil, bir suç örgütüdür. Bu suç örgütü; arkasına aldığı emperyalist destekle (yani ülkemize karşı düşmanca tavır içinde olan devletlerle iş birliği halinde) devlete baş kaldırmış, binlerce insanı katletmiş, toplumumuzun huzurunu bozmuştur. Bunun yanında dünya çapında bir kaçakçılık teşkilatıdır. Ortadoğu’daki uyuşturucu, silah, insan kaçakçılığını organize eden en büyük suç örgütlerinden birisidir. Bölge halkından vergi adı altında haraç alan, yani silahlı gasp suçunu organize bir şekilde işleyen bir suç örgütüdür. Bu adi suçlar hangi yasal çerçeveye sokularak affedilecektir? Affedilmeye kalkılırsa bu suçların aynılarını işleyen diğer karanlık örgütler, mafya teşkilatları ne olacaktır?
Bu örgüt milyarlarca dolarlık maddi varlığından barış adına vazgeçecek midir? Yoksa bu maddi varlığını devletin temelini oymak için mi kullanacaktır? Bu kadar bütçe ile Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasetini yönlendirmeye kalkarsa ve bunda başarılı olursa –ki bunun binde biri ile desteklediği siyasi partinin nerelere geldiğine, iktidara nasıl yön verdiğine bakılmalıdır- nasıl mücadele edilecektir? (Bu demokrasinin gereği diyenler çıkabilir. Ama gerçekleşirse o demokrasiyi bir daha görebilir miyiz diye düşünmek gerekir.)

Teröristlerin silah bırakacağı söylenmektedir. O silahlar nereye bırakılacaktır? Anlaşılan o ki; devletimize teslim edilmesi söz konusu değildir. Gelecekte istedikleri olmazsa, birinci açılım sürecinde olduğu gibi silahların yeniden ortaya çıkmayacağını kim garanti edebilir?
 Terör örgütü ve üçüncü taraflarla yapılan müzakereler Defacto bir hukuki durum oluşturacaktır. Müzakerenin tarafı olan terör örgütü, uluslararası alanda da muhatap kabul edilebilir. Bu muhataplığı gerçekleştirmek için sabırsızlıkla bekleyen ülkeler bulunduğuna kuşku yoktur. Bu durumda; terör örgütü, nihai hedefi olan bağımsız Kürdistan hayaliyle sorunu uluslararası alana taşımaya kalkarsa nasıl baş edilebilir? Özetle Irak ve Suriye başta olmak üzere pek çok bölge ülkesinin durumuna düşmekten nasıl kurtuluruz? Ülkemiz bölünmekten nasıl kurtarılabilir?

Bugüne kadar bu soru ve sorunların hiçbirisine değinilmemiş olması açıklanabilecek bir durum değildir. Böyle olunca Terörsüz Türkiye’nin teslimiyetle mi neticeleneceği endişesine kapılmamak mümkün değildir.
Bölgemizde yaşananlara, komşu ülkelerin başına gelenlere, bölgemizde yaşananların ülkemize etkilerine, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasi tabloya, bu tablo içinde fırsat kollayan yıkıcı ve bölücü odaklara, bunları destekleyen emperyalist cepheye ve bu cephenin bölgemizdeki hedeflerine dikkatle bakıldığında geleceğimizden endişe duymamak mümkün değildir. İçinden geçtiğimiz tarihi sürecin olumsuz etkilerini bertaraf etmek için koşulsuz birlik ve beraberlik içinde olmamız, kurucu ve koruyucu değerlerimize bütün benliğimizle sahip çıkmamız gerekmektedir.